Growth Hacking ve Growth Marketing’in Farkı Nedir?

Growth Hacking ve Growth Marketing sıkça karıştırılan iki söylem. Birbirlerini tamamlayan noktaları olsa da ikisi de birbirinden farklı birer pazarlama bakışı bence. Öncelikle Growth Hacking Nedir? sorusundan başlayalım;

Growth Hacking’i en iyi anlatan örnek bence Airbnb’nin çıkışında oluşturduğu growth taktiği. Airbnb ilk çıktığında aynı pazara hitap eden dev bir rakibi vardı; Craigslist. Sahibinden’in ABD versiyonu gibi tanımlayabiliriz bilmeyenler için. Airbnb’nin büyümesi için çok ciddi bir kullanıcı veritabanına ihtiyacı vardı. Ancak bunu sağlayabilecek pazarlama bütçeleri yoktu. Bunun yerine Craigslist’e açılan bir arka kapı yazdılar. Kullanıcıları Airbnb’ye ilanlarını girdiklerinde otomatik olarak Craigslist’de de paylaşılacak bir sistem hazırladılar. Olayın koptuğu yer ise Craigslist’in buna izin veren bir API’sinin olmamasıydı. Airbnb’nin gerçekleştirdiği growth hacking hikayesinin detaylarını buradan inceleyebilirsiniz. Bu cümleyi kurmaktan nefret ediyorum zira bu cümleyi duyan ölücüler anında saldırıyorlar fakat kurmam gerekiyor. Growth Hacking, yeni müşteriyi en ucuza elde etme uğraşıdır. Tabii ki etik sınırlar içerisinde. “Hacking” kelimesinden ötürü işin etik boyutunun bir kenara bırakılmasını savunan müşteriler maalesef çok oluyor.

Peki Growth Marketing Nedir? Growth Marketing’de ise sınırlı bütçeyle en doğru Acquasition(Kazanım) elde etmeye odaklanıyorsunuz. Şimdi içinizden “benim de bütçem sınırlı değil mi?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Ben de bu noktada size şunu sormalıyım; Madem bütçeniz sınırlı, o halde neden “bence” diyerek bütün bütçenizi tek bir taktik üzerinde yoğunlaştırıyorsunuz? İşte Growth Marketing bu noktada devreye giriyor. Growth Marketing’de kimsenin doğrusu yoktur. Sadece sayılar konuşur. Sürekli olarak A/B testleriyle, veriyle limitli bütçenin en doğru kullanımı hedeflenir. Türkiye’deki hakim kültürde uygulaması bir hayli zor olan bu model tamamen deneme yanılma ve yanıldıklarından öğrenme üzerine kuruludur.

Growth Marketing için “başarısız olmayı isteyen” takımlar kurulur ve sürekli bir hipotez geliştirme işine girilir. Bu hipotezlerden işe yarayanlar uygulanır, yaramayanların ise neden yaramadığı analiz edilir, know-how elde edilir. Başarısızlıklar şirketi büyütür. (Bu kısmı hep anlattığımda aklıma yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır diyen RTE geliyor 🙂 )

Growth Marketing’in ana odak noktası marka farkındalığını artırmak ve mümkün olan en çok sayıda geribildirim verisini toplamaktır. Growth Marketing yeni müşterilere yönelik bir çalışma olup daha çok yeni müşteriyi/kullanıcıyı elde edip onlardan aldığı dönütlerle sistemi geliştirmeye odaklanır. Growth Hacking’te de acquasition kanalı kullanılır ama ardından Retention (Elde Tutma) ve Referral kanallarıyla birlikte kârı artırma odaklı çalışmalar devreye girer. –AARRR modelini detaylı bir şekilde açıklamıştım-Aslında metodoloji olarak çok benzer faaliyetleri yürüttüklerinden iki ünvana sahip olanlar da birbirinin alanına çokça girmekteler.

Bu noktada bir kaç istatistik vermem gerekiyor.

Tipik bir SaaS modeli her ay 2-3% müşterisini kaybeder. Aynı geliri korumak için 27-43% oranında büyümek durumundalardır. (Kaynak)

Revenue Growth = Customers x Avg. Contract Value x (Growth Rate – Churn Rate)

Müşterilerimizin yarısı yeni ürünleri denemek için yeni müşterilere oranla %31 daha fazla para harcarlar. (Kaynak)

Sadık müşteriler ilk satın almalarına göre 10 kat daha fazla gelir sağlarlar. (Kaynak)

Aslında bildiğimiz bir gerçeği daha acı bir şekilde tekrarlayacağım. Yeni müşteri elde etmediğimiz her saniye batmaya daha da yaklaşıyoruz. Sadık müşterilerin sayısı daima azalma eğilimindedir. Diğer yandan tek seferlik satın alma gerçekleştiren müşteriler ile kârlılık oranlarını artırmak neredeyse imkansızdır. Kârlılığı sağlayabilmek için sadık müşterilere ihtiyacımız var. Bunun nedenini Fiyatlandırma Konumlandırması konusunda uzunca anlatmıştım.

Growth Hacking tarafında öncelikle bir sorun ele alınır ve bir tanımlama gerçekleştirilir. Eğer bizim için fark yaratacak metrik hemen çıkma oranlarını %70’den %30’a düşürmekse bu belirlenir ve bunun için ortaya fikirler atılır. Bu fikirleri küçük deney gruplarında dener ve A/B testleriyle en doğru yöntemi seçersiniz.

İki modelin de ortak noktası “Growth Thinking”. Hem Growth Hackerlar hem de Growth Marketerlar tamamen büyüme odaklı düşünürler.

Bir de konusu gelmişken değinmemek olmaz. İşin bir de sadece dönüşüm optimizasyonu kısmına odaklananlar var. İşte onlar da dijital pazarlama uzmanları oluyorlar. Dönüşüm optimizasyonu için uğraşmayan bir dijital pazarlama uzmanı olabilir mi hiç?

Online cironuzu Growth Hacking Danışmanlığı ile artırmak, dönüşümlerinizi optimize etmek ister misiniz?

Growth Hacking’in Temeli: AARRR Modeli

Dave Mcclure’un ilk olarak bahsettiği AARRR modeli günümüzde Growth Hacking’in temelini oluşturmakta. Pazarlama Hunisi ile ilgili yazdığım makaleye de göz attıysanız eğer AARRR modelinin aslında standart pazarlama hunisine çok benzediğini farkedeceksinizdir. Growth Hacking yalnızca müşteriyi web sitesine getirmek değildir. Growth Hacking müşterinin yaşam boyu satın alma döngüsünü yönetmektir aslında. Growth Hacking işlemlerini bu tanım altında incelemekte fayda var. Peki işin bel kemiğini oluşturan AARRR modeli nedir?

AARRR modeli telaffuzu zor olsa da artık ezberlememiz gereken bir model. Kısaca müşterinizin satın alma döngüsünü kapsıyor. İlk olarak henüz kullanıcı olan kişiyi web sitesine çekiyoruz, ardından onu müşteri haline getiriyoruz, sürekli müşterimiz haline getirip, haydi arkadaşlarını da getir diyoruz. Adım adım incelemek gerekirse; 

Acquisition yani Kazanım esnasında kullanıcılarla ilk el sıkışmamızı gerçekleştiriyoruz. Bunu klasik pazarlama kanalları ile gerçekleştirdiğimiz faaliyetler gibi düşünebilirsiniz. Yani sosyal medya, Adwords, programatik gibi kanallar aracılığıyla kullanıcıları sitemizdeki doğru sayfalara çekiş kısmımız burası. En önemli kısımda burası diyebiliriz. Buradaki asıl dikkat edilmesi gereken nokta kazandığımız kullanıcı sayısının niceliği değil niteliği önemli. Bu sebeple dijitalin nimetlerinden faydalanarak doğru hedefleme yapmamız çok önemli. Kullanıcıyı nereye çektiğimiz de bir diğer önemli nokta. Mutlaka kullanıcıyı amacımıza özel bir sayfaya çekmemiz gerekiyor. Bu sayfaya landing page diyoruz. Landing page tamamen dönüşüme odaklanmış bir şekilde tasarlanmalı ve tek amaca hizmet etmeli. Kullanıcıyı pazarlama hunimize soktuğumuz ilk alan burası, bu nedenle landing page gerçekten kusursuz olmalı. Eğer yapabiliyorsanız da kişiye özel olarak tasarlanmış olması evladır.

Alttaki görselde de göreceğiniz üzere pazarlama faaliyetleri ister dijital ister geleneksel olsun bu döngüde sizi bir yere kadar getirip bırakıyor. Growth döngüsü ise huninin görünmeyen kısımlarını da kapsıyor diyebiliriz.

İkinci kısma geçtiğimizde ise Activation (Aktivasyon) ile karşılaşıyoruz. İşte bu nokta kullanıcıyı müşteriye çevirdiğimiz nokta. Müşteri (duruma göre üye) pazarlama faaliyetleri ile sitemize geldikten sonra hangi yolla müşteriye dönecek bu soruya cevap arıyoruz. Kullanıcı geldiği sayfada aradığını buldu mu? Ürüne çeken CTA uygun mu? Satın alma işlemi gerçekleşiyor mu? Neden gerçekleşmiyor? Kullanıcı hangi aşamalarda takılıyor? Neden bounce oluyor? gibi soruların cevaplarını bu aşamada arıyoruz. Bu noktada Google Analytics’in Kohort Analizi gerçekten işimize yarıyor. Tekrar gelen kullanıcı bir çok kurguda aktive edilmiş kullanıcı oluyor, üyelik sistemi gerektiren sitelerde ise üyelik sayısının artışına bakıyoruz. Kullanıcıyı push bildirimleri, e-mailler ya da SMSler ile tekrar tekrar sitemize çekiyoruz.

Üçüncü ve en zorlu kısım ise Retention yani Elde Tutma kısmı. Kullanıcıyı müşteriye çevirdik, satın alma işlemini gerçekleştirdik. Peki ya sonra? Sonra bu kullanıcının tekrar tekrar satın alma gerçekleştirmesini istiyoruz. E-ticaret sitemizi kullanarak tekrar ürün alabilmesini sağlamak adına ona özel e-mail kampanyaları gerçekleştiriyoruz ya da kullanıcıya özel pop-uplar, bannerlar çıkararak tekrar satın alma işlemini gerçekleştirmesine uğraşıyoruz. Bu kısmı müşteri sadakati gibi de düşünebilirsiniz. Markamızı vazgeçilmez kılmaya çalıştığımız bir markalama faaliyetinden çok büyüme ya da satış odaklı yaklaşıyoruz sadece olaya.

Referral yani referans sistemi ise artık arkadaşlarını da getir dediğimiz kısım. Bunu Airbnb ya da Dropbox çok güzel yapıyor. Airbnb’de bir arkadaşınızı sisteme davet ettiğinizde arkadaşınız da siz de para kazanıyorsunuz, Dropbox’da ise her yeni getirdiğiniz üye başına MB kazanıyorsunuz. Benzer ortaklık programlarını uygulayan çok sayıda e-ticaret sitesi ve tool mevcut ancak bunlardan sadece bazıları popüler oluyor. Bunun bana kalırsa ilk nedeni ortaklık programı sayfasının tasarımı ve kullanıcıya iyi bir deneyim sunup sunamadığı. İkinci sırada ise verilen ödüllerin büyüklüğü geliyor. Bir çok e-ticaret sitesinde yer alan 10TL indirim kuponu pek ilgi çekmiyor açıkcası.

Biraz karışık ama tüm akışı aşağıdaki görsel tanımlıyor diyebiliriz.


Growth Hacking Danışmanlığına mı ihtiyacınız var? Linke tıklayıp, formu doldurun, teklifimizi iletelim.

Pazarlama Huninizde Yapacağınız 8 Yanlış

Pazarlama hunisi dendiğinde genellikle akla aşağıdaki görsel geliyor. Gerçekleştireceğiniz tüm reklam çalışmalarının size bir kaç adım sonra gelir olarak döneceği ve bu reklam çalışmalarına daha fazla yatırım yapmanız gerektiğini anlatıyor herkes.

Hayır, öyle değil.

 

1- Huninizdeki En Büyük Tehdit: SEO

Potansiyel müşterilerinize ulaşmak için yüksek miktarlarda SEO yatırımı yapmışsanız sizlere kötü haberlerim var. Siz, yıllardır backlink ağaçları oluşturup, on-page SEO yapıp sayfalarca kod üzerinde tek tek güncellemeler yaptınız ve en yüksek hitinizi organik aramadan almaya başladınız. Ancak artık işler değişmeye başladı değil mi? Eskisine nazaran organik aramadan gelen ziyaretçilere olan satış oranlarınız düştü, gelen ziyaretçiler düştü. SEO ajansınıza danıştığınızda artık rakiplerinizin de SEO’ya yatırım yapmaya başladığını ve artık size yetişmeye başladıklarından ötürü cironuzun düşmeye başladığını söylediler değil mi? Hayır öyle değil.

Google yeni reklam güncellemelerinde artık sonuçlarda 4 reklam göstereceğini açıkladı. Yani kullanıcı landing sayfasında göreceği 5 içeriğin 4’ünü reklam olarak görecek. SERP’teki sidebar kısmında ise katalog reklamları devam ediyor. Organikte 1.sırada olsanız dahi artık kullanıcılar sizi görmüyor. Hatta işin daha da can alıcı kısmından bahsedelim. Google kullanıcılarının yarısından fazlasının mobilden geldiğini biliyoruz. Peki mobilde landing nasıl görünüyor? İlk açılan ekranda yalnızca reklam içerikleri var. Hatta scroll ettikten sonra da yine reklamlar var. Gelinen noktada salt SEO’dan bir dönüş beklemek oldukça zorlaştı. CTR’ler 4 reklamın olduğu yeni tasarımda tekrar değişti ve 1.sırada çıkan sonuçlarda bile oran %20’nin altına düştü. Yani sonuç sayfasında ilk sırada bile olsanız ayda 10.000 kez aranan bir kelimeden alacağınız tıklama en iyi ihtimalle yalnızca 2000 olacak.

 

Elbette SEO ölmüş değil ancak paid search eskisine göre çok daha etkili. SEO için büyük kaynaklar ayırmak yerine paid searchteki sıralamanızı değiştirmek için kaynak ayırmak size daha büyük oranda katkı sağlayacaktır. Tabii ki yalnızca Google reklamlarına bağlı kalmamak gerek. Çektiğiniz kullanıcıları sadık hale getirmek için de bir kaç trick denemeniz gerekecek.

2- Huni Bütçenizi Boşa Harcıyor, Gereksiz Kelimelere Fazla Önem Veriyorsunuz: Adwords

Adwords reklamlarında sıkça karşılaşılan durumlardan birisi kelimeleri optimize etmemek. Bu noktada ya müşterinin daha çok kelimede çıkma hevesi (ne işine yarayacaksa artık) ya da SEM ajansının komisyonundan daha fazla kazanma isteği üzerine -tamamen işi bilmemelerinden de kaynaklanıyor- gereksiz kelimelerde tonla bütçe harcanıyor. Nakliye kelimesinde eğitim kurumunun ne işi olabilir? Oluyor işte. Anahtar kelimelerde genellikle 3 farklı niyet üzerinden değerlendirme yapılır; navigasyon bazlı arama (garanti bankası online işlemler giriş), bilgi bazlı arama (hamileliğin belirtileri), işlem bazlı arama (ayakkabı satın al). Gerçekten satın alma niyetinde olan kullanıcılar “ayakkabı” diye aratmak yerine “xx marka kırmızı 38 numara ayakkabı” diye aratırlar. Ancak siz “ayakkabı” kelimesinde bütçenizi bitirdiğinizden o arama sonuçlarında çıkmayacak ve müşteriyi kaçıracaksınızdır. Bu 3 farklı niyetin dışındaki aramalarda tıklama gerçekleşse de satış gerçekleşmez.

SEM ajanslarının genellikle cirodan, kâr oranından hatta bazen satış rakamlarından bile haberi olmaz. En iyi niyetli SEM ajansları bile bu bilgiler olmadan ilk kez deneyimledikleri bir kelimede satışlar yerine yalnızca ziyaretleri artırırlar. Örneğin “hediye” kelimesini geçiren bir kullanıcı satın almak için gelmiştir. Hediye ayakkabı aradığında karşısına çıkmalı, ayakkabıları araştırırken kısıtlı bütçemizi harcamamak gerek. Adwords reklamlarına Sayısal Loto’ya yaklaşır gibi yaklaşırsanız yalnızca para kaybedersiniz. Tahminde bulunmak yerine sürekli olarak Bidlerinizi ve kelimelerinizi gözden geçirmelisiniz. Adwords üzerinden gelecek müşteri LTC‘mizi karşılamıyorsa ona reklamda hiç görünmememiz gerekiyordu.

3- Pazarlama Hunisi Tek Yönlü Değildir: Remarketing

Huni görselini görenler tek ucunda para olan bir stratejiden bahsedildiğini sanıyor ama hayır. Daha önce sizden bir alış veriş yapmış olan müşteriden henüz bir şey kazanmış değilsiniz. Onun tekrar tekrar gelmesi lazım ki gerçek manada kâr edebilesiniz. Hele bir de müşteriniz olmayanlar? Boşa mı gitti onca para, emek? SEO için onbinlerce lira harcadınız. Kullanıcı geldi ve bir şey almadan gitti. Hayır, gitmesini kabul etmeniz demek, paranızı çöpe attınız demektir. Onu remarketing ile tekrar tekrar çağırmalısınız. Önünde onlarca tarayıcı sekmesi olan kullanıcılardan oluşuyor dijitaldeki müşterilerimiz. Bu nedenle kafalarında onlarca şey var, tıpkı balık hafızası gibi üç saniye önce gördükleri ürünü unutabilirler. Bu müşteriler sayfalarınızda ortalama bir dakika duruyorlar. O bir dakikada müşteri kaçamamalı. Google’da Remarketing‘i neden ve nasıl yapmanız gerektiğine dair ayrıntıları Aykut’un makalesinden inceleyebilirsiniz. Google’da remarketing ile sınırlı kalmayıp Twitter ve Facebook’a da remarketing bütçesi ayırmalısınız.

4- En Bilindik Yöntemleri Hafife Alıyorsunuz: PPC

Ürününüzün satışlarını artırmak için oluşturacağınız stratejide “yaa artık kimse kullanmıyor bunları” dediğiniz Cross-Sell ve Up-Sell büyük ihtimalle en yüksek dönüşü alacağınız yerler olacak. Web sitenizdeki benzer ürünler vb. kısımları Up-Sell ya da Cross-Sell için optimize etmek başlı başına yeterli olmayacak. Bu alanları Pay Per Click ile de desteklemeniz gerekiyor. Facebook’un Custom Audiences‘ı ve Google’ın Customer Match‘i ile çok daha küçük bütçelere satışlarınızı artırabiliyorsunuz. Yine katalog reklamları ile “bunları da beğenebilirsiniz” kısmını entegre edebilirsiniz.

5- Re-Selling İçin Data Çok Önemli Ama Yanlış Topluyorsunuz: Formlar

Kullanıcıları bir şekilde web sitemize çekmek değil bizim asıl amacımız. Gelen kullanıcının bize para bırakması asıl amacımız. Genellikle bu asıl amacı unutarak stratejiler oluşturuyoruz. Bu aklımıza geldiği anda re-selling yapmamız gerektiğini hatırlıyor ve hemen data toplamaya başlıyoruz. Mail adresi, telefon numarası, posta adresi vs. ne alabilirsek alıyoruz ki müşteriye tekrar tekrar farklı platformlardan dokunabilelim. Hatta bu datayı sosyalleştiriyoruz ki daha mantıklı şekilde dokunalım. Ancak ufak bir sıkıntı var burada. Aaaa data toplayacakmışız, öyleyse hadi başlayalım bakalım TC Kimlik numarasından diye işe giriştiğinizde hiç bir bilgi toplayamıyorsunuz. Diğer yandan salt data toplamaya odaklanan markaların en büyük başarısızlık sebebi herhangi bir fayda sunamaması. Genellikle kullanıcılar “senin her bilgini alıp sana daha çok satış yapacağız” diye sunulan sebeplere çokta ilgi göstermiyorlar.

Lead toplarken gerçekten işinize yaramayacak bilgilerle kullanıcıların gözünü korkutmanıza gerek yok. Hatta bir çok işlemi mümkün olduğunca otomasyona tabi tutmalısınız. Kullanıcı lokasyon seçimi yerine konum bilgisi üzerinden direk formunun dolduğunu görmeli ya da Facebook/Google/Twitter login ile uzun uzun form doldurmakla uğraşmamalı. Ayrıca cidden mail aboneliği sunduğunuz bölümde ev adresini istemekte nedir? Lead toplarken kullanıcılar çok sevmese de pop-uplar oldukça işe yarayabiliyor. İlla pop-up kullanmam diyorsanız popscroll‘da sizin için bir çözüm olabilir. Ancak pop-uplar ile cookieleri sağlıklı bir şekilde entegre etmelisiniz. Kullanıcı sayfaya girdiği gibi daha içeriği görmeden çıkan pop-uplardan nefret ediyor. Gerçekten içeriği inceleyip sevip sevmediğine zaten ilk 5 saniyede karar vermiş olacak. O 5 saniyeden sonra çıkacak olan pop-up onu rahatsız etmeyecektir. Örneğin Pazarlamasyon’da kullanıcıya girdikten 60 saniye sonra ayda bir kez pop-up göstermemize rağmen dönüş oranları %5 civarında. Kullanıcı girdiği gibi çıkan pop-uplarda hemen çıkma oranı %10 artarken beklendiğinde hiç bir değişim olmuyor. Unutmayın, fayda odaklı hazırlanan formlarda dönüş oranları her zaman için çok daha yüksek olacaktır.

6- Mailing Yaparken İnsaf Edin: Segmentasyon

Kullanıcıları sitenize ya da bülteninize kayıt olduğu için pişman etmeyin. Memlekette kaç insan var ki her gün aynı web sitesinden alış veriş yapsın? Kullanıcılarınızın %99’una günlük mailing yapmanıza gerçekten gerek yok. Eğer ki derdiniz satışları artırmaksa. Bana pembe ayak törpüsü mailingi atmak için harcanacak olan zaman/emek/bütçe ile haftada bir sitedeki gezdiğim sayfalar ya da önceki alış verişlerimden yola çıkılsa hem mail okuma oranım hem de tıklama oranım artmayacak mı? #tbtepttavm geyiğine ise hiç girmeyeceğim 🙂

 

Mailingte segmentasyon hayat kurtarır. Hem kullanıcıyı kendinizden irite etmemek hem de gerçekten satış odaklı mailingler için segmentasyon şart. Bu amaçla kullanıcının siteye geldikten sonra tıkladığı sayfalar, faresi ile üzerinde gezdiği ürünler, satın aldığı ürünler, sepette bıraktığı ürünler, satın aldığı ürünle birlikte en çok satılan ürünler gibi gruplandırmalar yapabilirsiniz. Ancak bebek bezi aldık diye de pembe ayak törpüsü alacak halimiz yok.

Data sosyalleştirme kampanyaları ile müşterinin eğitim durumu, cinsiyeti, lokasyon bilgisi, ilgi alanları vb. veriler ve mobil uygulamanızdan gelecek olan kullanılan uygulamalar ve hatta GPS verileri bile bu dataların içine işlenmeli ve mantıklı segmentelerle otomasyona bağlı mailingler gerçekleştirilmeli. Elde ettiğiniz dataları kreatif şekillerde kullanmak gerek mesela kullanıcı farklı bir şehre gittiğinde o şehirdeki mağazanıza yönlendirme yapabilirsiniz. İlla sadece sepette ürün bıraktığında mail atacaksınız demek değil data zenginleştirme.

7- Bizde Mobil Çağını Yakaladık (Yakalayamadı): Responsive

Evet mobil uygulamalar gerekli, çok güzel fırsatlar sunuyor falan ama birazcıkta gerçeklerden konuşmak gerek. 2015 4.çeyrek verilerine göre Türkiye’de en çok satılan telefon modeli General Mobile 4G. En çok kullanılan demiyorum, en çok satılan. Yani bu kullanıcılar ortalama 2 sene daha bu telefonu kullanacaklar. Yani 2 sene sonra piyasadaki telefonların dahili hafıza ortalaması yaklaşık 16GB olacak. Sisteme, önbelleğe, Facebook ve Google’ın uygulamalarına ayrılan alanları çıkardığımızda kullanıcının yükleyebileceği uygulama sayısı 5’i geçemiyor. Kullanıcının daha her gün o uygulamaya girmesini falan hesaba bile katmadık. Daha telefonuna yükleyemiyor. Öyleyse uygulama bütçesi, uygulamanın tanıtımı vs. diye kalem kalem bütçe çıkarmak yerine zaten artık bir gereklilik olan Responsive tasarıma yönelmemek neden? Tekrar altını çiziyorum, Responsive dedim. Adaptive ya da mobil uyumlu site demiyorum. CTA’larınızın yine mobilde de uygun boyutta görünmesi, görsellerin tam oturması ve kalitesi gibi bir çok etmen var bu noktada.

Mobil çağını yakaladık diyebilmeniz için satışlarınızın %40’tan fazlasının mobilden geliyor olması gerekiyor. Belki Branded Apps‘lerle yine data toplama yoluna gidebilirsiniz fakat mobil uygulama aracılığıyla şuanki ekosistemde satışları mobilden alabilmek biraz zor. Halen daha “sepete eklemek için sitemizi Desktop’tan açmalısınız” minvalinde açıklamalar gördüğümüz bir dönemdeyiz.

8- Her Şeyi Optimize Ettik, Çok Güzel Gidiyor: Gitmeyecek, Optimizasyonlar Bitmeyecek

Dijitalin böylesine hayatımızı kaplamış olmasının sebebi sürekli dönüşüm halinde olması. Bir çok müşterimin temel bir yakınması var. “O kadar yatırım yaptık, bu -şunu da yapmalısınız-lar ne zaman bitecek? “. Hayır, hiç bir zaman bitmeyecek. Her zaman daha da optimize edilebilir elinizdeki sistem. Tam daha da bir şey yapamam dediğinizde kullanıcının alışkanlıkları değişiverir, pazar değişir, fırsatlar değişir. Mutlaka bütçenizin ve zamanınızın bir kısmını AR-GE‘ye ayırmalısınız ki rakiplerinizin önünde kalabilesiniz. Ücretli/ücretsiz yüzlerce rapor aracı var. Analytics’ten heatmap araçlarına kadar tek tek sorunları tespit edip her sorunu çözmeniz gerekecek. Bazen sorun yok gibi görünse bile aslında yapacağınız ufak bir iyileştirme ile %400’lük ciro artışlarının yakalanabildiğini çokça gördük.

Bu noktada A/B testleri gündelik hayatımıza giriyor. Her aksiyonumuzu ölçmek, sürekli denemek ve duruma göre tekrar tekrar optimize etmemiz gerekiyor. Aksi takdirde pazarlama hunisine gelen müşteriyi tekrar tekrar huniden geçiremeyiz. Çoğu marka da bunu yapamadığından dijital ajansı ile olan bütçe görüşmelerinde maliyetlerini hep yeni gelen müşteri üzerinden hesaplıyor. Halbuki dijital ajansın işlevi ilk kez müşteriyi getirmekten ibaret değil. Müşteriyi tekrar tekrar getirmekten de sorumlu.

Bu 8 maddede ustalaşmak oldukça uzun bir zaman isteyen bir süreç. Markanız için size growth hacking danışmanlığı alanında destek olabilirim.

8 Maddede UX (Kullanıcı Deneyimi) Temelleri Nelerdir?

UX (User Experience) yani kullanıcı deneyimine uygun tasarımlar yapmak web sitenizin neden bir işe yaramadığının sorusuna cevap olarak gösterilebilir. UX tasarımına ihtiyacınız olup olmadığını anlamakta aslında o kadar zor değil. Eğer sitenizdeki hemen çıkma oranı %80’lerde ise ya da günde 1000 kişinin geldiği sitenizden günde 2 dönüşüm gibi komik rakamlar alıyorsanız UX özelinde çalışmak için geç bile kalmış olabilirsiniz.

1- Tam Sayfa Görseller

Nöropazarlamanın gelişmesiyle birlikte artık insanların bir web sitesine girdiğinde nelere dikkat ettiğini, nelerin dikkatini çektiğini daha iyi gözlemleyebiliyoruz. Tam sayfa arkaplan görselini gören kullanıcılar bir an durup görsele odaklanabiliyorlar. Özellikle tam sayfa arkaplanlarda mutlu insanlar kullanmak, insansız görsellerden çok daha fazla etkili olabiliyorlar. Arkaplanda sinemagraf kullanımı da aynı şekilde hem tek bir yere odaklanılmasını sağlıyor hem de sayfaya canlılık katıyor.

2- Bölünmüş Ekranlar

Müşterilere ne kadar çok seçenek gösterirseniz o kadar kafaları karışır.” sözünden hareketle ikiye bölünmüş ekranlar kafa karışıklığını gidermekte ve kullanıcıları gerçekten aradığına ulaştırabilmekte. Bunun en güzel örneklerinden biri de Peugeot’un global web sitesi olabilir. Yani müşteriyi kendi aradığı içeriğe onlarca kategori arasında boğulmak yerine daha basit şekilde ulaştırabilirsiniz.

3- Monokromatik Renkler

Monokromatik yani tek bir rengin birden fazla tonundan oluşan renklerle yapılmış olan site tasarımları kullanıcıların algılarını daha iyi hedeflemekte. Onlarca sekme içerisinde sizin web sitenize gelen kullanıcı zaten kafası karmakarışık bir halde olduğundan yalnızca tek bir renge odaklanacak ve vereceğiniz mesajı daha iyi algılayabilecek. Özellikle tek renkli bir sitede vereceğiniz CTA diğerlerinin önüne çok daha rahat çıkabilecektir.

4- Öncelikli Navigasyon

Sanırım hepimiz çok fazla CTA çeşidi olduğunda kullanıcıların bir CTA’ya yönlenmekte zorlandığını biliyoruz. Navigasyon menünüzde tek bir seçeneği öne çıkarmanız tıklanma oranlarını en az on kat artıracaktır.

5- Minimalist Lead Ekranı

Eğer amacımız lead toplamak ise kullanıcıların dikkatini dağıtmadan farklı bilgiler vermeden tek bir ekranda yalnızca lead toplama formunu koyabilirsiniz. Landing Page optimizasyonu için yapılması gereken onlarca şeyin başında minimalistlik geliyor.

6- Video

Kullanıcıların internette yaşadığı en büyük problemlerden birisi güven duygusu. Kullanıcıların güvenini kazanmak ise karşılarında bir insan görmelerinden geçiyor. Referans videoları, hoş geldiniz videoları ve ürün demoları gerçekten rakiplerinizden sıyrılmanıza yarayacak geliştirmelerin başında geliyor. Yalnız video derken gerçekten profesyonel videoları kastediyorum. Windows Movie Maker’ı lütfen bilgisayarınızdan kaldırın.

7- Sabit CTA

CTA yani call-to action yani sizin web sitenizdeki yegane hedefiniz. CTA’nızı gizlemek yerine mümkün olduğunca öne çıkarmalısınız. CTA, kullanıcı hangi sayfaya giderse gitsin daima onun görebileceği bir yerde olduğunda tıklama oranının nasıl arttığına inanamayacaksınız. Özellikle mobilde mutlaka denemelisiniz.

8- Pin Kutuları

Pinterest’e benzeyen kutu kutu tasarımlar şu sıralar oldukça popüler. Hem farklı içerikleri biribirinden daha rahat ayırt etmeyi sağlıyor hem de mobilde harika görünüyor ve kullanılıyorlar.

Online cironuzu Growth Hacking Danışmanlığı ile artırmak, dönüşümlerinizi optimize etmek ister misiniz?

Dönüşümlerinizi Artırmak İçin AHA Etkisini Kullanmak

Türkiye’de Girişimcilik her geçen gün daha da önemi anlaşılan yükselen bir trend. Yalnızca girişimciler özelinde olmayıp tüm şirketleri kapsasa da özellikle çok daha tutarlı stratejileri girişimcilerin kendilerinden beklediğimden kendilerine çok kızdığım bir konu var. AHA Etkisi.

Muhteşem bir ürün geliştirdiniz, insanlar ürününüzü tanısa gerçekten çok sevecek ve kullanacak. Ancak sitenizin istatistiklerini incelerken baktınız ki sitenize gelen kullanıcıların %80’i sitenizde başka herhangi bir yere tıklamadan gidiyor. Yani Hemen Çıkma Oranınız (Bounce Rate) %80’nin üstünde. Bu da demek oluyor ki Adwords ya da Facebook reklamlarına verdiğiniz paranın 5’te 1i kesinlikle çöpe gidiyor. Peki Hemen Çıkma Oranını nasıl düşürebilirsiniz? Maddeler şeklinde listelemeye başlamadan önce yönetmiş olduğum bir markanın hemen çıkma oranındaki 10 aylık değişimin ekran görüntüsünü aşağıda görebilirsiniz. 5 aylık bir çalışma sonucu tema vs. değiştirmeden %80’den %23’e dek düşen hemen çıkma oranı:

AHA Etkisini Yakalamak

AHA etkisi, bir siteye ilk girişinizde “heh buldum işte” dedirtmektir aslında. Peki insanlara nasıl bunu söyleteceğiz? Hayır, artık klişe haline gelmiş “Content is king” lafını söylemeyeceğim. Olayın içeriğinizden çok daha öte bir boyutu var.

1. Ziyaretçi Kitlenizi Tanıyın

Tanımaktan kasıt onların hangi üniversitelere gittiği ya da aylık gelirlerinin ne olduğu değil. S.E.S. grubunun internet kullanım alışkanlıklarında çok büyük bir etkisi yok. Bizim için önemli olan gelen kullanıcının ne kadar uzunlukta bir yazıyı okuyabileceği, nasıl görsellerden hoşlanacağı olmalı. Peki sitemize gelen kullanıcıların alışkanlıklarını nasıl öğreneceğiz? Bunun için önerebileceğim iki farklı araç bulunmakta.

Kissmetrics ve Mixpanel

Kullanıcılar sitenize geldiğinde ne yapıyorlar? Mixpanel ve Kissmetrics kullanıcılarınızı segmentlere ayırarak ziyaretçilerinizin hareketlerini anlamlı hale getiriyor. Örneğin e-ticaret sitenizde en çok hangi günlerde “ayakkabı” aranıyor sorusunu bir tık ötede cevaplayarak kullanıcıların hangi şehirden, hangi işletim sistemi ve tarayıcıyla saatleri ile birlikte cevap veriyor. Kurduğunuz eventlara göre yüzlerce spesifik sorunuzun cevabını alabiliyorsunuz.

2- İlk Ziyarette Neler Oluyor, Öğrenin

Ziyaretçilerinizle tanışacağınız ve büyük ihtimalle bir daha size fırsat verip vermeme kararını verecekleri o önemli anda, ilk ziyaretlerinde ne yaptıklarını öğrenin. Bir çok işletme sahibi “dur yaa bizim çaycı Hüseyin ağabey vardı, onu çağıralım bakalım o kullanabilecek mi?” diye sorar ve tasarımcıdan, yazılımcıdan akla hayale gelmeyecek şekillerde hakaret yer. (tabi içlerinden) Sitenize girmelerinden itibaren kullanıcıların gerçekleştirdiği eylemleri tek tek incelemek sizin için büyük bir fırsattır. Landing Page tasarımınızı kimse anlamamış olabilir ya da siteniz hiç ummadığınız bir şekilde bazı tarayıcılarda çalışmıyor olabilir. Yine Mixpanel ve Kissmetrics size sitenizi ilk kez ziyaret eden kullanıcıların neler yaptığını adım adım gösterebilmekte.

3- Simülasyon

İlk ziyaretlerinde kullanıcıların neler yaptığını belirledik. Şimdi kullanıcı gibi davranıp sıkıntıları çözme vakti.

  1. Masaüstünden sitemize üye oldu
  2. Adını ve Soyadını yazdı
  3. Profil resmi ekledi
  4. Tutorial kısmını bitirdi
  5. API iznini verdi
  6. İlk içeriklerini oluşturdu
  7. İlk ziyaretinin ardından geçen 6 günde 3 kez tekrar geldi

Peki kullanıcılarımızdan beklentilerimiz bunlarken kullanıcılarımız gerçekten bunları yapıyor mu? En çok kaybı hangi noktada yaşıyoruz? Eğer kullanıcılar profil resmini eklemeden çıkıyor ya da bir sonraki adıma geçiyorsa daha etkileyici güncellemeler yapıp A/B Testi aşamasına geçeceğiz.

4- Farkı Tespit Edin

Kullanıcıların neden bu şekilde davrandığını tespit etmek sorunumuzu çözmemiz için birincil etken. Sorunu tespit etmeden çözümü bulamayız. Bu noktada aşağıda Khan Academy kaynaklı Korelasyon ve Nedensellik videosunu izlemenizi tavsiye ederim. Segmentlere ayırmış olduğunuz kullanıcıların gerçekleştirdiğiniz değişiklikler üzerinde ne gibi tepkiler verdiğini ölçümleyerek en efektif formata sitenizi dönüştürmeniz gerekiyor.

Korelasyon ve Nedensellik

5- A/B Testi

Sitenizde gerçekleştirmiş olduğunuz değişiklikler ne derecede etki gösterdi? Split A/B Testleri sonucunda her segmente göre kullanıcıların CTA butonuna tıklama oranları ne kadar değişti? Bu verileri de yine hem Mixpanel üzerinden hem de Sıcaklık Haritası (Heat Map) üzerinden test edip tüm değişimlere göre içeriklerin optimize edilmesi gerekiyor.

Online cironuzu Growth Hacking Danışmanlığı ile artırmak, dönüşümlerinizi optimize etmek ister misiniz?