Sosyal Medya Pazarlamasında Yeni Çağ: Chatbot Pazarlaması

Sizlere chatbot pazarlaması ve getirdiklerinden bahsedeceğim. Özellikle dijital ajansların dördüncü çağını chatbot teknolojileri oluşturacak gibi görünüyor.

Sosyal medya pazarlamasının tarihini Türkiye’de dört parçaya bölebiliriz. Sosyal medya üzerinden bir pazarlama gerçekleştirilebileceğini anlatmaya çalıştığımız ilk kurulum aşaması (2008-2010) özellikle büyük şirketlerin Facebook ve Twitter ile tanıştığı, bir sayfa kurulumu için 4-5bin TL’lik ücretler ödendiği dönemdi. Bu dönemin çok tatlı olduğu bir gerçek, bu yüzden ilk güven kaybını da bu dönemde yaşadık. İkinci dönem ise sosyal data çılgınlığının başladığı dönemlerdi (2010-2014). Facebook’un API kısıtlamaları sonucu, Facebook üzerinden data çekmek zorlaşınca bir çok ajans artık farklı projelere doğru kaydı. Sosyal medya ajanslarının onlarca yazılımcı çalıştırmasına gerek kalmadı, teknoloji üretilen projeler neredeyse bitti. Sosyal medya ajansları üçüncü dönemine girmişti artık (2014-2017) döneminde tüm sosyal medya ajansları daha fazla içerik odaklı, hatta daha fazla gif ve video odaklı içerikler üretmeye başlamışlardı. Sosyal medya ajansları sanki bir prodüksiyon ajansına dönüşmüştü. Markalar için kreatif içerikler hazırlanıyor, bu içeriklerden parça başına ücretler alınıyordu. Nihayetinde bir devir daha bitti.

Artık sosyal medya pazarlamasında yeni bir çağa girdik. Bu çağ yeniden teknoloji üretmeye başladığımız ve data topladığımız bir çağ. Bu çağ Chatbot çağı. Chatbotlar gelişen yapay zeka ve makine öğrenmesi ile birlikte önümüzdeki yıllarda pazarlama stratejilerimizin merkezine oturacak. Chatbotlar şu anda, Amazon Echo, Android, Cisco Spark, Discord, Email, iMessage, iOS, Kik, Line, Facebook Messenger, Skype, Slack, SMS, Telegram, Twitter, Viber, Web, WeChat teknolojileriyle uyumlu bir biçimde çalışıyorlar. Bir kaç ay içerisinde bu listeye WhatsApp’ın da katılacağı konuşuluyor. WhatsApp’ın masaüstü sürümlerinin de gelişimiyle birlikte artık daha fazla şirket WhatsApp kullanmaya başladı. Şirketler WhatsApp’a ya da Facebook Messenger’a geçtikçe gerçekleşen konuşmalardan data toplamaya da daha fazla olanak tanınır oldu.

Messenger API’siyle çalışan uygulamalar onlarca farklı tipte data toplamanın anahtarı şu anda. Messenger API üzerinden gönderilen isteklerle Facebook’un tüm API’lerine yönelik erişimleri çok daha kolay bir biçimde alabiliyorsunuz. Özellikle gamification (oyunlaştırma) kullanılan Messenger botlarıyla gerçekleşen görüşmelerde sizden o kadar rahatsız etmeden yeni izinler alınabiliyor ki şaşırıp kalıyorsunuz. Özellikle artık markaların bir fayda sunarak data toplama dönemi tekrar başladı diyebiliriz.

Eskiden ufak quiz uygulamaları yaparak kullanıcıların tüm Facebook verilerini alırdık. Kullanıcı Galatasaray mı yoksa Fenerbahçe mi sorusuna cevap vermek için bir uygulamaya bağlanır, bu uygulama ondan ilişki durumu, ad, soyad, telefon numarası, e-posta adresi, beğendiği sayfalar, arkadaş listesi gibi bilgileri alırdı. Artık bu bilgileri Facebook sebepsiz yere vermiyor. Bunun bilincinde olan markalar ve ajanslar da bunun için bir sebep yaratmaya çalışıyor. Messenger botları bunun için harika bir sebep.

Örneğin Facebook reklamlarınız hakkında size bir kaç öneride bulunacak olan bir bot Marketing API ile tüm reklam hesabınıza ait verileri alabiliyor. Bu verilerle sizin ne kadar bir bütçe harcadığınızı, ne tür markalarla çalıştığınızı, ne tür reklamlar verdiğinizi görebiliyor. Dijital pazarlama uzmanlarını hedef alacak bir markanın elde etmek isteyeceği türden bir data değil mi? Diğer yandan gelişen botlar ve senaryolarla birlikte örneğin bir deterjan markası oyunlaştırılmış bir kaç soru sorabilmek için sizden yeniden Facebook API erişiminizi isteyebilir. Aldığı bilgiler doğrultusunda bot sizin yaşadığınız şehrinize göre hava kirlilik oranlarını söyleyerek, çamaşırlarınızı kuruturken balkonda ya da evin içinde kurutmanız gerektiğini söyleyebilir. Bunu söylemek için ise sizin bir çok datanızı veritabanına kaydetmiş olacaktır.

Dijitali gelenekselden ayıran en önemli özellik de dataya erişimin olması değil mi zaten? Gelenekselde görece kör bir pazarlama gerçekleştirirken dijitalde kişilerin alışkanlıkları, demografik bilgileri hatta telefonunda kullandığı diğer uygulamalara göre bile pazarlama stratejinizi özelleştirebiliyorsunuz. Kullanıcıya herhangi bir fayda sağlayan Messenger botları ve yine gelecekte WhatsApp botları toplayacağınız datayı kat be kat artırabilir.

Diğer yandan bir pazarlama kanalı olarak da botlar kullanılabiliyorlar. Bir pazarlama kanalı olarak tıpkı masaüstü push bildirimlerde olduğu gibi kullanıcılara anlık mesajları toplu bir biçimde gönderebiliyorsunuz. Sanki yeni bir SMS pazarlaması deneyimi gibi ancak SMS gibi kimsenin okumadığı değil, gerçekten okunan yeni bir pazarlama kanalı Messenger botlar. Pazarlamanın yanında satış ve CRM için de botlar kullanılmakta. Geliştirilebilen yapay zeka sayesinde rutinleşmiş bir çok soruya anında yanıt veren bir sistem geliştirebiliyorsunuz. Bu cevapları geliştirebilmenin tek sınırı ise hayal gücünüz. Elde ettiğiniz datalar üzerinden kullanıcıyı tekrar tekrar Messenger görüşmesine çekebiliyor ve yeni datalar elde etmek üzerine tekrar konuşabiliyorsunuz. Data elde etme kampanyalarında genellikle data bir kez elde edilir, sürekli güncellenmesi gerekir. Her güncelleme içinse ayrı kampanyalar düzenlenir. Fakat Messenger botlarla Facebook API’sinden çektiğiniz veri sürekli güncel kalır, API dışında elde edeceğiniz diğer verileri ise ufak sorularla tekrar tekrar elde edebiliyorsunuz. Özellikle oyunlaştırma stratejileri ile birlikte kullanıcılardan aldığınız yanıtlar diğer her türlü data toplama yöntemine göre çok daha dürüst olabiliyor. Yakalanan bu dürüstlüğü legal pazarlama yöntemleriyle birleştirdiğinizde ise ortaya muhteşem bir tablo çıkabiliyor.

Facebook Messenger’ın şu anda beta olarak piyasaya sürdüğü bir diğer özelliği ise Messenger üzerinden alış veriş yapmanıza olanak sağlaması. Tanımlı kredi kartınızdan ürünü tek tuşla sipariş edebiliyor ve evinize kargolatabiliyorsunuz. Bunun arkasına yapay zekalı bir satış temsilcisini de yerleştirdiğinizde sanki mağazanıza gelmiş bir müşteriyi ikna eder gibi müşteriyi ilmik ilmik ikna edebiliyorsunuz. Özellikle dijital pazarlamada sıcak satış imkanı pek mümkün olmamakta. Formu doldurun, biz sizi arayalım ya da satış temsilcimiz sizinle en kısa sürede irtibata geçecektir  gibi klişe cevaplar yerine artık müşteriyle sisteminizin bir dialoga geçmesini sağlayabiliyorsunuz. Gerçekleşen bu dialog sonucunda çok elzem durumlarda sizin manuel olarak müdahale etmenize gerek kalıyor. Genellikle müşteri iyi yapılandırılmış bir yapay zekanın otomatik bir bot olduğunu bile anlayamayabiliyor. Hatta yavaş yavaş değişen kullanıcı alışkanlıkları sonucu, anlasa da onun için değişen bir şey olmayacak.

Bu noktada bizlerin markalara, botların faydalarını doğru anlatmamız gerekiyor. Botları iletişimin kişiselleştiği bir dönemde sadece otomatikleştirme olarak satmaya kalktığımızda markalar tarafında bu ters tepebiliyor. Messenger botların sosyal data toplamaya, yeni bir pazarlama ve satış kanalı olduğuna yavaş yavaş markaları ikna etmemiz gerekiyor.

Kurumunuzda Sosyal Medya Eğitimi ile marka bilinirliği ve satışlarınızı nasıl artıracağınızı öğrenmek ister misiniz?

Chatbot’lar Pazarlama Dünyasını Kasıp Kavuracak!

Chatbotlar çok hızlı bir şekilde gelişiyor. Yüzlerce farklı kreatif chatbot kullanımına denk geldim, özellikle bu örnekler içinde en beğendiklerim üzerinden size chatbotların pazarlamada nasıl kullanılabileceğinden bahsetmek istiyorum.

Öncelikle chatbotlar hakkındaki fırsatlardan ve yanlış bilinenlerden bahsetmem gerek. Chatbot dendiğinde yalnızca Facebook Messenger botları akla gelmemeli. Üzerinde chatbot yazılımı kurulabilen platformlar;

  • Amazon Echo
  • Android
  • Cisco Spark
  • Discord
  • Email
  • iMessage
  • iOS
  • Kik
  • Line
  • Facebook Messenger
  • Skype
  • Slack
  • SMS
  • Telegram
  • Twitter
  • Viber
  • Web
  • WeChat

Bu alanda devrimi ise Whatsapp’ta chatbot kurulabilir bir API yayınlandığında göreceğiz diye düşünüyorum. Ancak şimdiden hazırlıklara başlanmalı. Özellikle çok kullanılan Facebook Messenger üzerinde insanların bilmediği bir özellik mevcut; Broadcast.

Facebook’un yeni sponsorlu mesaj reklam modeli üzerinden size mesaj gönderen herkese sponsorlu mesajlar gönderebiliyorsunuz. Fakat az kullanılıyor olmasının bir sebebi var. Bu reklamı kullanabilmek için minimum CPC miktarını 5.5TL olarak ayarlamanız gerekiyor şu anda. Tıpkı LinkedIn’in 2€’luk mesaj gönderme bedelinin çok pahalı bulunduğu gibi bu özellik de çok pahalı bulunuyor. Aynı zamanda sadece size mesaj gönderenleri hedefleyebildiğinizden özellik oldukça kullanışsız sayılıyor. Büyük ihtimalle bu reklam tipi önümüzdeki aylarda güncellenecek. Ancak chatbotlar sayesinde bu reklama ihtiyacımız da kalmıyor aslında.

Chatbot kuruluyken biri “Başla”ya basarak size mesaj göndermişse, bir daha unsubscribe olana dek ona otomatik mesajlar gönderebiliyorsunuz. Bugüne dek size 1000 kişi mesaj atmışsa Broadcast özelliği ile tek tıkla herkese aynı duyuru mesajınızı gönderebiliyorsunuz. Bu özellik dijital pazarlamada yeni bir elde tutma kanalı olarak artık hayatımıza girmiş durumda. Özellikle haber siteleri bu özelliği sıkça kullanmaya başladı. Diğer yandan vermek istediğiniz promosyon mesajlarını da sizinle bundan önce iletişime geçmiş kullanıcılara rahatlıkla ulaştırabiliyorsunuz. Bu açıdan SMS’in artık kullanılmadığı da göz önünde bulundurulduğunda çok etkili bir kanal elimize geçmiş oluyor. Masaüstüne gönderilen push notificationlar gibi bilgisayarınızı açtığınız gibi 20 tane bildirim gelmesiyle “nooluyo lan” dedirtmeyecek şekilde size müsait olduğunuzda bakabileceğiniz Messenger mesajları gönderiliyor. Bunu sağlayabilmek için ise abone sayınızı bir an önce artırmanız gerekiyor. Abone sayısını artırmak için oldukça güzel chatbotlarla karşılaşmaktayım.

Örneğin Brandgrow bir Instagram postuna hangi hashtagi koymam gerektiği konusunda bana yardımcı oluyor.

Ya da örneğin Surveybot Messenger üzerinden anketler düzenlemeye yarıyor. Swelly ise hayatımda gördüğüm en kapsamlı bot. Yapana cidden helal olsun, saatlerce konuşabiliyorsunuz. O kadar güzel kurgulanmış ki her türlü verinizi takır takır veriyor ve hiç düşünmüyorsunuz. Bot, insanlara iki içerik gönderip kıyaslamalarını sağlıyor. Botu diğer kullananlar göndermiş olduğunuz iki içeriği kıyaslıyorlar ve size sonuçlar geliyor. Ben Xiaomi mi iPhone mu diye sordum. Botlist üzerinden yüzlerce farklı botu inceleyebilirsiniz.

Ben chatbotuma ufak bir AI yazdım, temel sorulara cevap verebiliyor ancak Chatbot uygulamalarının kullanımı o kadar kolay ki, çok daha detaylı projeleri rahatlıkla yapabilirsiniz. Kullandığım Chatfuel uygulamasında APIler de tanımlı olduğundan çok grift kurgulara gidebiliyorum. Otomatik ses ve video gönderimi, lokasyon paylaşımı, Google ve Bing arama sonucu, IFTTT üzerinden Youtube, Twitter ve Instagram hesabındaki içerikleri bağlama, Zapier üzerinden RSS, Youtube, Google Sheets, Google Takvim, WordPress, Slack, Twitter, Instagram ve Vimeo ile eşitleme yapabiliyorsunuz.

En sevdiğim özelliği ise RSS bağlantısı. Makalelerime Messenger üzerinden abone olanlara otomatik olarak son makalelerim gidiyor. Okunma oranları %90, tıklanma oranları %20 civarında, e-posta abonelerimden daha yüksek seyrediyor. Aboneleri kazanmak için ise yine Facebook reklamları imdadımıza yetişiyor. Mesaj reklamları üzerinden “mesaj gönder” kampanyaları oluşturabiliyorsunuz. Size soru soran, fiyat isteyen herkesi chatbotunuzla konuşturuyor ve abonelik kapsamına alabiliyorsunuz.

Messenger Chatbot Boyut ve Kısıtlamaları

Messenger chatbotlarında kurgu yaparken görsel boyutlarına ve kelime uzunluklarına dikkat etmek gerekiyor. Görseller 1-1.91 boyutunda olmalı.

Galerilerde 10 kez sağa kaydırmalı içerik ekleyebiliyor, her alana 3 buton ekleyebiliyorsunuz. Özellikle içeriklerde emoji kullanımı çok sık görülüyor. Diğer yandan karşılama mesajlarında giflerin kullanımı da karşınızdaki ile daha sıcak bir muhabbete çekebiliyor sizi. Eğer farklı domainlerle mesajlar gönderecekseniz Domain Whitelist olayından haberdar olmanız gerekecek. Mesajlarınızda abonelikten çık butonu koymanıza yönelik bir kural yok ama yine de etik olarak koymanız fena olmayacaktır.

Sayfanızda chatbot kurulumu sık sorulan soruları daha hızlı yanıtlamanıza ve daha az eleman çalıştırmanıza olanak sağlıyor. Diğer yandan Facebook sayfanızda yeşil mesaj ikonunu manuel cevaplarla alabilmek çok zor iken botlarla rahatlıkla alabiliyorsunuz.

Özellikle canlı yayın yaparken izleyicileri çekmek çok zor. Facebook’ta canlı yayın deneyimi olanlar bilirler, Facebook çok az kişiyi size gönderiyor. Reklam da yapamadığınızdan izleyici sayınız oldukça az oluyor, hazırladığınız prodüksiyona yazık oluyor. Broadcast ile anlık olarak insanları yayınınıza yönlendirebilirsiniz.

IFTTT ve Zapier

IFTTT ve Zapier’i bilmeyenler için kısaca anlatmak gerekirse, hayatınızı otomasyona bağlayan, biri kişisel diğeri iş için kullanılan muhteşem iki araç. Bu araçlar da chatbot entegrasyonu sağlıyorlar. Chatfuel’i seçmemin sebeplerinden birisi de Zapier ile entegrasyonu olması. Diğer yandan IFTTT üzerinden Producthunt’taki Hot başlıkları anlık olarak Messenger’ıma alıyor olmam sektörü yakından takip edebilmeme olanak sağladı diyebilirim. Chatbotlar sizi sürekli olarak besleyebiliyorlar. Zapier’in sınırsız API desteği ile yapabileceklerinizin sınırı ise yalnızca hayal gücünüz.

Yeni Olanaklar

Chatbotlar bize yepyeni bir iş biçimi sunuyor. Örneğin Leadza botu Facebook Marketing API ile reklamlarınıza bağlanıyor ve reklamlarınızı nasıl optimize etmeniz gerektiğine dair size öneriler sunuyor. Sadece önerilerle kalmıyor, tahminler de paylaşarak ortalama bid değerini size veriyor. Bu özellikler çok yakında ücretli olarak satılmaya başlayacaklar, aynı zamanda bu uygulamalar bir zamanların sekme uygulamalarında olduğu gibi çok detaylı data sağlıyorlar. Sosyal datayı elde etmek için ajansların çok yakında chatbotları keşfedeceğini düşünüyorum.

Markanızın Sosyal Medya Danışmanlığı ile daha geniş kitlelere seslenmesini ister misiniz?

Influencer Marketing Nasıl Yapılmalı Nasıl Yapılmamalı?

Influencer kavramı bir hayli karıştırılıyor. Influencer’ın tam Türkçe karşılığı olarak “Etkili Kişi” diyebiliriz. Ancak dijital pazarlama lügatında tam olarak, bir dikeyde uzmanlaşmış, sözü dinlenen, kararlarını insanların takip ettiği kişiler olarak tanımlayabiliriz.

Influencerlar çoğunlukla fenomenler ve celebritylerle karıştırılıyor. Celebrityler yani ünlüler, dijital dünyanın dışında da, sokaktaki adama sorduğunuzda da tanınan kişilere diyoruz. Yani bir Tarkan ya da Cem Yılmaz influencer değil. Diğer yandan fenomenleri tanımlamak gerekirse; Twitter, Instagram, Facebook ya da Youtube’da yüksek bir takipçi kitlesine ulaşmış, (sadece bu kadar değil) insanların gerçekten onun söylediği şeyleri yaptığı ya da sıcak baktığı kişilere deniyor. Yani kısacası demek istediğim, Twitter’da 1 milyon kişiyi takip eden kişilere fenomen demiyoruz. Zira insanlar takipten çıkarırsam o da beni takipten çıkarır diyerek takip etmeye devam ediyorlar onları. Bu çakma fenomenlerin topluluklarına herhangi bir etkisi de olmuyor.

Gerçek Fenomen Kitlesini Harekete Geçirendir

Önemli olan şey kitleyi harekete geçirebilecek gücünün olup olmaması. Bunu anlayabilmek her geçen gün zorlaşıyor. Örneğin bir fenomenin etki gücünün olup olmadığını anlamanın yolu onun etkileşim değerlerine bakmaktan geçiyor. 1 milyon takipçisi olan bir fenomenin attığı bir tweetin 10 like alması çok zor bir ihtimaldir. Yüzlerin, binlerin havada uçuşması gerekirken etkileşim oranları bu kadar düşükse akla ilk olarak takipçilerinin satın alındığı, ikinci olarak ise kişilerin sadece “takipten çıkarırsam o da beni çıkarır” motivasyonuyla takip ettiği ancak tweetlerini beğenmediği geliyor.

Sahte Etkileşimli Çakma Fenomenlerden Uzak Durun

Çakma fenomenler buna da bir yol bularak sahte etkileşim üretmeye başladılar. Bunun yöntemi ise şu şekilde; muhakkak size de “Twitter hesabınıza Bitlis konumundan giriş yapıldı, hesabınızı doğrulamak için şu linke tıklayın” minvalinde bir mesaj gelmiştir. Bu ve benzeri mesajlara tıklayıp şifresini veren kullanıcıların hesapları birer zombi hesaba dönüşüyor. Bu hesaplar üzerinden hem istedikleri gibi tweetler atarak TT yapıyorlar hem de kendi hesaplarına etkileşim basıyorlar. Bu nedenle hangi fenomenin gerçekten etkileşim aldığını, hangisinin almadığını tespit etmek çok zor.

Bazı fenomenler ise işi iyice abartarak, “benim medyaya da etkim var” diyebilmek için saçma sapan konularda basına demeçler veriyorlar. Basın da belki tık gelir bu fenomenden diyerek içerikleri yayınlıyor. Fenomeni inceleyen marka ise onlarca haberi görünce, “aaaa bu adam etkili bir fenomenmiş” diyerek tavlanıyor. Gerçekten insanlar üzerinde bir etki bırakabilen fenomen sayısı 15’i geçmez.

Celebritylere Yedireceğiniz Para Gerçekten Karşılığını Verecek mi? 

İşin celebrity boyutunda ise çok yüksek meblağlar devreye giriyor. Bir tweet ya da bir Instagram postu için 10K ücretlerin istendiği durumlarda markanın durup bir iki dakika düşünmesi gerekiyor. Ben bu kitleye Facebook reklamları ile de ulaşamaz mıyım diye. Aslına bakarsanız insanlar artık gün içerisinde maruz kaldıkları binlerce reklam yüzünden, reklamlardan çok başka insanların neleri önerdiğine daha çok bakıyorlar. Bu sebepten ötürü, direk reklam metinleri ile insanlara ulaşmak yerine, onların sevdiği biri aracılığıyla onlara ulaşmak daima daha güzel sonuçlar getirir. Fakat ünlü kullanımının yüksek fiyatları sebebiyle iyi bir analiz yapmak gerekiyor. Ünlüye vereceğiniz 10K ile gerçekten ulaşabileceğiniz 30bin kişi yerine aynı meblağı harcayarak Facebook reklamları ile ulaşacağınız 500bin kişi arasında büyük bir fark olabilir. Bu tamamen markanıza, yaptığınız işe göre değişkenlik gösterse de ünlü kullanımından önce durup biraz düşünmenizde fayda var.

Devir Youtube ve Instagram’ın Devri

Twitter’ın aslında suyu çıktı. Twitter’da ünlü/fenomen kullanım devri büyük ölçüde bitti. Artık eskisi kadar bilinirliğe ya da satışlara direk etkisi olmuyor. Fakat Instagram ve Youtube için altın devir yeni başladı. Instagram fenomenlerini tespit etmek de her geçen gün zorlaşıyor. Takipçi satın alanları, düşük etkileşimlerinden ötürü hemen anlayabiliyorsunuz ancak etkileşimleri de sahte olduğunda uzun bir incelemeye tabi tutmanız gerekiyor. Instagram’da genellikle her gönderi ortalama olarak benzer sayıda beğeni alır. Eğer bazı gönderiler inanılmaz düşük beğeniler almışsa büyük ihtimalle o hesabın etkileşimleri sahtedir. Botlarla yapılmıştır. Instagram’ın yeni yeni hayatımıza girmeye başlayan Story kısmı da influencerlar ve fenomenler için harika bir alan. Artık web sitelerine de yönlendirmeler geldiğinden ötürü markaların tanıtımlarını çok daha rahat yapabiliyorlar.

Vloggerları Seçmek Çok Daha Kolay

Instagram’da doğru fenomeni bulmak, Twitter’a göre daha kolay olsa da en kolay yer Youtube. Youtube’da sahtekarlık yapmak çok zor. Sahte abone ya da sahte izlenme satın aldığınız anda Youtube tepenize biniyor. Özellikle sahte izlenmelere karşı çok hassas Youtube. Bir vlogger seçecekseniz izlenme rakamlarına bakarak rahatlıkla seçebilirsiniz.

Influencerlar En Sıkı Dostunuz Olmalı

Artık gelelim asıl konumuz olan Influencerlara. Influencerlar daha az kişi tarafından takip edilen, bir konunun uzmanı olan kişiler. Bu kişileri doğru projelerde kullanmak büyük önem arz ediyor. Beni bir makyaj ürününü tanıtırken görseniz büyük ihtimalle dalga geçersiniz. Bu bütün influencerlar için böyle. Markanızın sektörüyle ilgili influencerların güncel bir listesini daima tutmalısınız. Bu influencerlarla iletişiminizi kuvvetlendirmeli ve sürekli dirsek temasında kalmalısınız.

Her Krizde Yanınızda Olacaklar

Özellikle kriz dönemlerinde dirsek temasında bulunduğunuz influencerlar çok işinize yarayacaklardır. Bloggerlar, vloggerlar, instagrammerlar ve dahası, sizin kriz iletişiminizde halka kendinizi anlatmanıza yol sağlayacak birer iş ortakları olacaklardır. Çünkü kriz durumlarında sizden çıkacak olan her mesaj sizi daha da dibe çekebilir fakat saygınlığı olan bir influencerın yüzünü gören insanlar sakinleşir ve empati yapmaya başlarlar.

Influencerların yüz binlerce takipçisi olmaz. Ancak daha kemikleşmiş bir takipçi kitlesi vardır. Takipçilerinin çoğunu tanır ve birebir konuşurlar. Bu influencerlarla yapacağınız çalışmalar influencerın uzmanlık alanında olmalı. Diğer yandan reklam kokmamalıdırlar. Youtube’da yayınlayacağınız içeriğin tamamını kendi markanıza ayıramazsınız. 5 dakikalık bir videonun yalnızca 20 saniyesinde sizin olmanız yeter de artar bile. İnsanlar reklamları izlemeyi sevselerdi Adblock eklentileri bu kadar popüler olmazdı.

Influencerlara Karşı Dikkatli Yaklaşmalısınız

Influencer Marketing‘de sadece influencerlara para verip bir şeyler yayınlatmıyorsunuz. Onları bir lansmana, yemeğe, etkinliğe vb. davet ederek, onları onure ederek onlardan bir şeyler de isteyebilirsiniz. Bu özellikle bloggerlar için çok yapılmakta. Fakat temel hatalardan bir kaçı şöyle;

  • Sektör ayrımı yapmadan her alandan influencerların çağırılması, konuyla ilgili olan influencerların “demek tek baktıkları şey takipçiymiş, yemek bloggerı ile teknoloji bloggerı onlar için aynı kefede” demelerine sebep oluyor ve influencerı kaybediyorsunuz.
  • Sektördeki influencerların kendi içlerindeki dengeleri bilmeden herkesi çağırmak da büyük bir hata. Genellikle sektör bazında influencerlar grup gruptur. Gruplar birbirlerini pek sevmezler. Sektördeki herkesin dışladığı bazı influencerlar vardır. Bunları en ince ayrıntısına kadar bilmeli ve organizasyonlarınızı ona göre yapmalısınız.
  • Influencerlara verilecek olan hediyeler de oldukça önemli. Türkiye’de hiç bir influencer yok ki bir flash bellekle kandırasınız. Daha orjinal hediyelere ihtiyaç var. İlla pahalı olacaklar diye bir şey yok, TEMA Vakfı’ndan adına bir fidan diktirseniz bile oldukça şık bir hediye olacaktır.

Influencerlarla aranızı iyi tutmak yalnızca hediye vermekten ibaret bir yaklaşım olmamalı. Hediye mutlu eder fakat bağlayıcı bir bağlılık sunmaz size. Bir araya gelip muhabbet etmeniz gerekiyor. Ne kadar ahbap olursanız influencerlarla işleriniz o kadar kolaylaşır. Tabii ki ara ara reklamlar verecek, hediyeler göndereceksiniz ancak ilk önceliğiniz dostluk kurmak olmalı. Örneğin SEMrush çalışanları ne zaman Türkiye’ye gelse muhakkak benimle görüşürler, ara ara hediyeler gönderir mutlu ederler. Ben de bilirim ki bu marka benim dostum. Ne zaman dara düşse ona yardımcı olmaktan mutluluk duyarım. Influencerlar da birer insan. Onlar da dostluğu her şeyden çok önemsiyorlar. Influencerlarla dost olduğunuz kadar sektörde etkililiğiniz artacaktır.

Markanızın İçerik Pazarlaması Danışmanlığı ile daha geniş kitlelere seslenmesini ister misiniz?

Sosyal Medyada Oyunlaştırma Stratejisi Nasıl Geliştirilmeli?

Oyunlaştırma

Oyunlaştırma günümüzün en önde gelen trendlerinden birisi. Aslında oyunlaştırma yüzyıllardır kullanılan bir yöntem. Eğitimden pazarlamaya hayatın her alanında oyunlaştırmaya rastlamak mümkün. Oyunlaştırma dendiği anda kafanızda Foursquare’in canlandığına eminim. Nike+’ın ya da Foursquare’in ya da Yemeksepeti’nin gerçekleştirdiği oyunlaştırma taktiklerini eminim defalarca okudunuz. Ben bu makalemde biraz da sosyal medyadaki oyunlaştırma stratejilerinden söz etmek istiyorum.

Konuya girmeden önce sizi bir güruh ile tanıştırmam gerekiyor. Kampanyacılar. Facebook’ta, Twitter’da, Instagram’da hatta bazen Tumblr’da karşılaştığımız bu insanların mesleği kampanya kovalamak. Bu büyük ihtimalle psikolojik bir rahatsızlık. Bu rahatsızlığın ne kadar derin olduğunu biraz anlatmaya çalışayım. Bu insanlar sabah 9’da bilgisayar başında olup gece 12’ye dek mesaidedirler. En az 30 sahte Facebook, Twitter ve Instagram hesapları vardır. Bu hesaplarla tüm markaların içeriklerini tek tek takip ederler. Özellikle sırf bu iş için kurulmuş forum ve siteleri anlık takip ederler. Herhangi bir marka yeni bir kampanya yayınladığı anda birbirlerine haber vermek suretiyle akın akın kampanyanıza gelirler. Eğer ödülü kazanmak için içeriğinizin paylaşılması gerekiyorsa tek tek bütün hesaplarından paylaşırlar. Anlık olarak tüm katılımcıları takip eder ve siz kampanya sonucunu açıklayana dek sizi darlarlar. Hele ki sonuç açıklandığında kendileri kazanamadıysa ortalığı birbirine katarlar. Özellikle sosyal medya üzerinden düzenlenen kampanyalarda bir çok insanın bilmediği Milli Piyango İdaresi’nden izin alınması hususunda tüm ayrıntılara vakıftırlar. Emin olun bu alanda çalışan milli piyango ajanslarından bile iyi biliyorlar bir çok maddeyi. Eğer kendileri kazanamamışsa sizi derhal Milli Piyango İdaresi’ne şikayet ederler. Bu yüzden düzenlediğiniz kampanyanın çekilişini mümkün olduğunca şeffaf gerçekleştirmekte fayda var.

Girişi özellikle kampanyacılarla yaptım zira oyunlaştırmanın içinde muhakkak bir ödül sistemi oluyor ve bu ödül sistemini kötüye kullanmak isteyen bu kampanyacılardan bir şekilde arındırmanız gerekiyor.

Sosyal Medyada Oyunlaştırma Nasıl Yapılmalı?

Oyun, insanları harekete geçirmek için muhteşem bir yol. Derslerimde anlattığım bir teorim var. Bu teori sayesinde içerik üretmek daima daha kolay oluyor. “Bilgisayar başına geçtikten sonra herkesi gerizekalı olarak kabul etmeliyiz.” Gerizekalılık mevzusundan Sosyal Medya için Görseller ve Metinler Nasıl Hazırlanmalı? yazısında biraz bahsetmiştim ama sanırım bu apayrı bir makale konusu olacak. İnsanlar bilgisayar başında çok fazla mesaja maruz kaldıklarından ötürü odaklanamıyorlar ve normalde düşünebileceğini düşündüğümüz şeyleri düşünemiyorlar. Örneğin Çizi’nin harikulade içeriği. Şimdi bir dakikanızı ayırıp görselde ne yazdığını okumaya çalışın.

çizi

Bunu hangi dersimde göstersem, tüm öğrenciler dakikalar boyunca görselde ne yazdığını görmeye çalıştı. Bazısı yerinden kalktı en arkaya gidip baktı, farklı açılardan denedi. Sosyal medyada da insanlar karşılaştıkları bu challenge karşısında soruyu çözmeye odaklanıyorlar. Ancak görselin sağında yer alan yorumlar ilk 5 dk boyunca kimsenin dikkatini çekmiyor. Oysa 420 farklı insan evladı aynı yorumu alt alta yazmış durumda. Peki insanlar neden 421. yorumu yazmaya bu kadar hevesli?

Gerizekalı olmadıklarını kanıtlamak için. Sosyal medya bir tür sosyal kanıt görevi görmekte. Sosyal medyada ne kadar akıllı olduğumuzu, ne kadar güzel olduğumuzu insanlara göstermek bizim asıl amacımız. Bu tür minik oyunlarda da kendimizi arkadaşlarımıza kanıtlamak kendimizi tatmin eden öncül unsurlardan birisi.

İşte bu teşviki kullanarak sosyal medyada oyunlaştırmayı kullanabiliriz. İnsanlar oyunlara her yaşta bayılıyorlar. Yoksa LinkedIn’de koca koca “CEO”lar nasıl olurdu da aynı matematik sorularının farklı versiyonlarını saatlerce çözmeye çalışırlardı?

solve if you are genius

Bir diğer harikulade örnek daha, sizce görseller arasındaki 7 fark ne?

İşi gücü bırakıp dakikalarca aradaki farkları bulmaya çalışan on binlerce insan var. Oyunlaştırmanın etkileyemeyeceği bir hedef kitle yok. Her yaş grubundan, her S.E.S. grubundan insana hitap ediyor. Ancak oyunlaştırmayı klasik kampanyalarla karıştırmamak lazım. Sosyal medyada düzenlenen kampanyalarda ödül genellikle sosyal kanıttır. Çizi örneğinde olduğu gibi, soruyu doğru cevaplayabilmiş olmak bir ödüldür. Yani oyunlaştırma yapıyorum diyerek onlarca iPhone dağıtmanıza gerek yok. Diğer yandan mümkünse iPhone dağıtmayın. Verilebilecek en kötü hediyedir eğer bir Turkcell değilseniz. Her marka kendi ile ilişkisi olabilecek ya da kendisiyle ilişk kurulabilecek bir hediye vermelidir. Ayrıca oyunlaştırmada verilecek olan ödül büyük olursa, katılım amacı ödülü almak için olur. Bizim amacımız ise kullanıcılara bir şeyler öğretmek, söylemek olmalı. Ödül verme konusunda çocuk psikolojisinden biraz yardım almak lazım. Örneğin 2 yaşındaki kızıma bir doğru davranışından ötürü ufak bir yıldız stickerı verdiğimizde inanılmaz mutlu olabiliyor. İnceledikçe farkediyorsunuz ki yaş büyüdükçe de bu motivasyon aynen devam ediyor. Bu noktada bir dipnot düşmeliyim, eğer çalışanlarınıza bir oyunlaştırma yapıyor ve “bana ödül değil zam ver” lafını duyuyorsanız ödülünüzü doğru belirleyememişsiniz demektir.

Çizi gerçekleştirdiği mini oyununda sloganını öğretmiş. Eğer işin ucunda iPhone olsaydı sonuçlar bambaşka olurdu. Katılım daha yüksek olurdu, evet ama içerik hedefine ulaşmış olmazdı. Oyunlaştırmada challenge’ı ve katılımı artırabileceğiniz bir diğer yöntem ise süre belirtmek. Eğer Çizi buradaki yazıyı 10 saniyede okuyabilenler toplumun sadece %3’ü gibi bir çıta koysaydı katılım daha da yüksek olacaktı.

Sosyal ağlarda oyunlaştırma denince akla gelen ilk örneklerden biri de Wanda Digital’in Turkcell için gerçekleştirdiği Cuma Candır kampanyası. Case Study videosunu izleyebilirsiniz;

7 milyonluk bir görünürlük elde eden kampanyadan söz ediyoruz. Hatırladığım kadarıyla bir kaç ay sürmüştü. Harika bir oyun kurgusuna sahip olan bu kampanya insanlara bir challenge verdi. Telefonlar 1TL olduğunda yakalama challenge’ı. Sonuçlar ise muazzam.

Oyunlaştırmanın temel kurallarından birisi de eğlence faktörü. Gerçekleştireceğiniz stratejide mutlaka eğlenceye yer vermelisiniz. Zira eğlenceye hayır diyebilen hiç bir hedef kitle yok. Unutmayın, oyun çalışmanın karşıtı değil, destekleyicisi olabilir.

Oyunlaştırmada Foursquare etkisinden olsa gerek rozet dağıtımı da sıkça kullanılan bir diğer yöntem. Bu ay en çok ürününüzü satın alan kişiye ya da en çok etkileşime giren kişiye onu onure edecek sanal bir rozet verebilirsiniz. Bu rozetin illa rozet formunda olmasına da gerek yok, örneğin Verizon Facebook’ta Verizon ile internete bağlanarak çekilmiş fotoğrafları Facebook’ta fotoğrafı çeken kullanıcının profil fotoğrafıyla birlikte kapak görseli yapıyordu. O haftanın lideri olabilmek için insanlar harıl harıl fotoğraf çekip gönderiyordu.

verizon

Lider sıralaması da kullanıcıları teşvik eden bir diğer unsur. Mc Donald’s’larda görmeye alışık olduğumuz ayın elemanı ya da ŞOK marketlerde her gün “prim alıcaz bundan, lütfen bi ürün daha alın” diyen kasiyer ablaya uygulanan da olduğu gibi kullanıcılarınızı yarıştırabilir ve ayın/haftanın lideri seçebilirsiniz. Böylelikle almalarını istediğiniz aksiyonu çok daha kolaylıkla alabilirler.

Unutmayın, sosyal medyada kullanıcılara bir aksiyon aldırmak istiyorsak, başvurabileceğimiz en etkili yöntem daima oyunlaştırmadır. Daha çok etkileşim için bütün paranızı Facebook reklamlarına ayırmadan önce oyunlaştırmayı stratejinize dahil etmeye çalışın.

Oyunlaştırma ilginizi çektiyse Ercan Altuğ Yılmaz’ın ders kitabı niletiğindeki Oyunlaştırma kitabını mutlaka incelemenizi öneririm.

Kurumunuzda Sosyal Medya Eğitimi ile marka bilinirliği ve satışlarınızı nasıl artıracağınızı öğrenmek ister misiniz?

Markalar İçin Kendi Kendini Kandırma Uygulamasına Dönmüş Bir Platform: Instagram

Instagram son dönemin parlayan yıldızı. Facebook’un satın almasından sonra hızlanan ivmesiyle her geçen gün aktif kullanıcı sayısı artıyor, istatistiklerden çok çevremizden ne kadar etkili olduğunu görüyoruz. Her gün “ben de artık Instagram üzerinden satış yapıyorum” diyerek çıkan biriyle karşılaşır oldum. Artık herkesin Instagram üzerinde bir mağazası var, Instagram üzerinde gösterip, Whatsapp üzerinden satış yapıyorlar. Küçük işletmeler için harika bir kanal haline geldi Instagram. Peki sorun nerede? Instagram açgözlülüğümüz yüzünden çöp bir mecra olma yolunda ilerliyor. Gelin neler oluyor biraz anlatayım size.

Instagram daha herkes tarafından bilinmezken hashtag kullanımları oldukça etkiliydi. Instagram’ı kullanan kişiler hashtagleri dikkatlice kullanıyorlardı. #tbt gibi (artık anlamsızca kullanılan) hashtaglerin hayatımıza girmesini o ekosistem sağladı. Ekosistem büyüdükçe daha fazla beğeni peşinde koşan insanlar bu hashtagleri manipüle etmeye başladılar. Özellikle o dönemlerde hashtaglerin geçmişe etki ediyor olması insanların ağzını sulandırıyordu. Bundan bir yıl önce yayınlamış olduğunuz bir gönderiyi düzenleyip ya da yorum yapıp yeni bir hashtag girdiğinizde, ilgili hashtag sayfasında en tepeye geçiyor ve daha fazla görünürlük ve beğeni alabiliyordunuz. Bunun kötüye kullanımı sonucu Instagram bu özelliği engelledi. İyi de yaptı. Ancak o dönem yazılmış yüzlerce makale yüzünden olsa gerek insanlar hala hashtagler üzerinde saatlerini harcayabiliyorlar.

Hashtag kullanımlarının %90’ı anlamsız diyebilirim. Aşağıda örnek olarak #mobilya ve #abiye hashtagleri arandığında en çok beğeni alan gönderileri görebilirsiniz. Neredeyse hiçbirinin konuyla alakası yok. Peki bu ne anlama geliyor?

İlk bakışta şunu söyleyebilirsiniz. Olsun, mobilya diye aratan adam diş hekiminin gönderisini görür ve belki dişlerini yaptırmaya karar verir. Buna gülerim tabi ama şöyle bir durum söz konusu; bu gönderileri beğenenler gerçek insanlar değiller, hepsi bot. Mobilya hashtagine fotoğraf atan diş hekiminin fotoğraflarını beğenecek olanlar da bot. Çünkü bot hesaplar takipçi ve beğeni kasmak için sık kullanılan hashtagleri hedefliyor ve otomatik beğeniler atıyorlar. Yani botlar botları beğeniyor. Ortada gerçek hiç bir şey yok.

Bu gönderilerin başlıca gönderiler arasına çıkabilmeleri için de fake ya da bot hesaplardan otomatik beğeniler basılıyor. Böylelikle daha yeni açılmış bir hesabın ilk gönderisini 5000 kişi beğenmiş olabiliyor. Takipçiler sahte, beğeniler sahte… Bu markaları yönetenler hiç mi düşünmüyorlar? Ben Instagram’da neden varım?

Hesabı ilk açış amaçlarına tekrar dönelim. “Instagram üzerinden bir şeyler satacağım” Ancak gelinen noktada bir şey satmaktan çok bot yazılımı yazan bir kaç lamere para kazandırmaktan başka yaptıkları bir şey yok. Bunu uygulayan bir de ajanslar var. Şimdi isimlerini vermeyeyim. Bu ajanslar müşterilerini sahte beğenilerle kandırıyorlar. Müşteriler artık uyandı, sadece takipçi sayısı birden artınca siz yükleme mi yaptınız diye sorabiliyor. O nedenle her gönderiye otomatik beğeni basıyorlar. Bu beğeniler her gönderiye eşit bir şekilde dağıtılıyor ki insanlar farketmesinler absürtlüğü.

Durum ile daha önce karşılaşmayanlar tam kafalarında canlandıramayabilirler. Bu nedenle bir örnek vermem şart. Dentistanbul Diş Hastanelerinin hesabına denk geldim. Hesabın şuan 11bin takipçisi görünüyor ve ortalama olarak her gönderi 300 beğeni alıyor. Buraya kadar her şey normal. Ancak eski gönderilere doğru göz attıkça bazı anormallikler farkediyorum. Sanki Photoshop ile değil de bulaşık makinesiyle tasarlanmış bu gönderi 335 beğeni almış. İnsanlar bu gönderiyi neden beğensin ki?

Hadi diyelim beğendi. Şimdi şu iki görsele bakalım. Görsel aynı görsel. Aralarında sadece 21 gün fark var. Biri 20 beğeni almışken diğeri 327 beğeni almış. İlgili tarih aralığında takipçi sayısında da bir değişim yok.

Burada iki ihtimal var. Ya markayı ajans çok güzel kandırıyor ya da marka takipçilerini kandırıyor. Her iki şekilde de ortada bir usülsüzlük var. Gönderiyi beğenen hesapları incelediğimde ise işin farklı bir boyutuyla karşılaşıyorum. Gönderiyi beğenenler aslında sahte hesaplar değiller. Bangladeş’li kullanıcılar falan değil, Türk ve aktif kullanıcılar tamamen. Ancak ortak özellikleri hepsinin ergen olması. Büyük ihtimalle bir takipçi kasma uygulamasına üye olmuş 400-500 hesabı var bu işi yürüten ajansın. Bu kullanıcılar otomatik olarak paylaşılan her gönderiyi beğeniyorlar. Marka da bakıyor ve diyor ki, oh ne güzel hep gerçek kullanıcılar beğeniyor, demek ki ajans işini iyi yapıyor. Detaylı incelediğimde bu hesabın gönderi başına aldığı gerçek beğeni sayısı 15. Bu 15 kişide büyük ihtimalle hastane çalışanları 🙂

Dentistanbul sadece bir örnekti. Kolaylıkla benzer binlerce hesap bulabilirsiniz. Bu makaleyi sahte beğenilere bel bağlayanlar için yazdım. Gerçekten harcadığınız efor ve para çöpe gidiyor. Sosyal medya markanızın bilinirliğini artırmak içindir, satış yapmak içindir, beğeni kasmak için değil. Bir kişi hesabının arkadaşlarına hava atmak için bu şekilde oyunlar yapmasını bir yere kadar anlayabilirim. Psikolojik bir açıklama getirebilirim durumuna ancak bir markanın bunu yapıyor olması, müşterilerini kandırıyor olması gerçekten inanılmaz. Mesele sadece kandırmak da değil, gerçekten bir işe yaramıyor. Çünkü günün sonunda gerçek kişilere ulaşmış olmuyorsunuz.

Sevgili sosyal medya uzmanları, eğer sizin de müşteriniz sizden sahte takipçiler yüklemenizi isterse, bu makaleyi gönderin. Markasının ne kadar rezil bir duruma düştüğünü ve boşa mesai harcayacağını görsün.

Umarım Instagram o eski güzel günlerine bir an önce döner.

Kurumunuzda Sosyal Medya Eğitimi ile marka bilinirliği ve satışlarınızı nasıl artıracağınızı öğrenmek ister misiniz?