Asla Çalışmamanız Gereken 10 Müşteri Tipi

İşini Severek Çalışmak

Bu makalede iddiam büyük! Size huzurlu ve mutlu bir iş hayatının sırlarını vereceğim. Doğru müşteri seçimi. Bir kaç maddede seçilmemesi, çalışılmaması gereken müşterileri anlatacağım. Eğer bu tiplerdeki müşterileri hayatınızdan çıkarırsanız dünyanın en mutlu ajans/freelance sahibi siz olursunuz. 14 yıldır bu sektörde çalışan biri olarak tüm deneyimim burada.

Her makalenin bir iddiasının olması lazım. Ortaya bir şey koymalı bence. Bu makale aslında benim için bir case study. Bu case study’de KPI’ım mutluluktu. Hedefime ulaştım, mutluyum. Müşterilerimi seviyorum, onlar da beni seviyorlar. İşimi severek yapıyorum. Bunun tek sebebi de kendimce hazırladığım bu 10 kurallık liste. Bu kurallara aykırı müşterilerle çalışmadığımda mutlu olduğumu farkettim. Sizlerle de bu listemi paylaşmak istiyorum.

Whatsapp Bağımlıları

Bu müşteriler analarının karnında Whatsapp ile birlikte imal edilmişlerdir. O olmadan önce ne yapardık bilmem tipindelerdir. Sizinle olan bütün iletişimlerini Whatsapp’tan sürdürürler. Asla e-mail kullandıramazsınız. Olsa olsa telefonla konuşur (ki daha kötü) iş planını telefonla anlaşır, üzerine iş planını e-mail ile yollamak durumunda kalırsınız. Bu tip her türlü görseli de Whatsapp üzerinden gönderir. Yüksek çözünürlüklü bir görsele ihtiyacınız var, baskıya göndereceksiniz, tak Whatsapp’tan gelmiş görsel.

  • Müşteri Bey, Whatsapp’tan yolladığınız görsellerde çözünürlük düşüyor bu nedenle görseli mail yoluyla gönderir misiniz?

  • Ajans Bey, eğer çok önemliyse Whatsapp’tan alıp kendinize mail atabilirsiniz.

Hem cahil, hem ukala. Allah düşman başına vermesin. Bunların bir de etkinlik alanından fotoğraf atanları vardır. Sosyal medyada anlık paylaşım için. Tam çalışmanızın ortasında telefon bir ötmeye başlar, susturamazsınız. Whatsapp’ı bir açtınız mı karşınızda 184 fotoğraf! Aynı poz 14 kere çekilmiş. Paylaşacağınız fotoğraf sayısı da 1 tanedir ha. Sonra her gün telefondan yüzlerce fotoğraf silerken bulursunuz kendinizi.

Proje Yönetim Aracına Gıcık Olanlar

Bu müşteri tipi sizde hiç bir düzen bırakmaz. Her müşterimle mutlaka bir proje yönetim yazılımı kullanırım. Kimine Trello, kimine Wunderlist. Tüm iş listesini oraya ekler, deadlinelarla oradan takip ederim. Deadlinelara uygun bir şekilde neyin tamamlandığını yazdığımın ertesi günü, bir mail gelir.

  • Ajans Bey, Schema.org kodlarının eklenmesi işi ne oldu?

  • Müşteri Bey, Trello’ya son durumu eklemiştim.

  • Yok ben kullanamıyorum onu. Sen yine yaz oraya, yazdıklarını da bana at ayrıca.

Laleli esnafıyla çalışıyor olsam anlayacağım. Adam yüksek lisans yaptım falan diye hava atıyor, falanca kurumsal şirketteyim bilmem ne. Nasıl kullanamazsın? Haydi gene iyi, beterin beteri var!

E-mail’in İcadına Sövdürenler

Müşteriden işin gidişatıyla ilgili son derece önemli veriler bekliyorum. Mail geliyor, açıp bakıyorum, KONU YOK! Arkadaş ben bu verileri 3 ay sonra nasıl arayıp bulacağım? Ki bulamıyorum, 3 ay sonra müşteriye yazıyorum, falanca veriler neredeydi, göndermiştiniz ama bulamadım.

  • Ajans Bey, nasıl bulamazsınız? Göndermiştim size!

  • Müşteri Bey, kusura bakmayın, siz bulup forwardlasanız?

  • ………. (30dk sonra) Ben de bulamadım. Yeniden yazayım en iyisi. (Yine konusuz geldi)

Konusuz e-mail gönderenlerden daha da beteri var. Alakasız konuya yazanlar.

  • Müşteri Bey, son ayın Analytics raporu ektedir.

  • Ellerinize sağlık Ajans Bey, bizim roll-uplar ne oldu?

  • Elinin körü oldu Müşteri Bey, ayrı mail yazsan da oradan takip etsek olmaz mı? (Diyemedi)

Köle Tacirleri

Bunların %90’ı aynı zamanda Whatsapp Bağımlıları grubuna girerler. Gece 02.34 – Mecra: Whatsapp

  • Ajans Bey, Facebook’ta 4 gün önce paylaştığımız içeriğin açıklama metninde imla hatası var.

  • Müşteri Bey, doğruyu söyleyin, uyku mu tutmadı?

  • Ya kusura bakmayın, evet tutmadı. Ne olacak o açıklama metni?

  • Valla beni tuttu, yarın bakarız.

Bu müşteriler akılları sıra çalıştıkları ajansı “çalıştırdıklarını” düşünürler. İşlerini takip ettiklerini ve her gelişmeyi anlık raporladıklarını düşünsün ister ajans. İnanmayacaksınız ama yaşadım; müşteri ile toplantımız bitti, evime geçtim. Eve girerken telefona bildirim geldi. Açtım baktım, mailde aynen şu yazıyordu; “Toplantıda konuştuğumuz iş ne oldu? Yapabildin mi?” Yuh artık!

Sinerji Meraklıları

Bu müşteriler hep “birlikte” çalışmak ister. Bir ajansa para ödüyor ya, artık o ajans 7/24 onun malıdır. Gel ofise birlikte bakalım istersen gibi masumane bir teklifle başlar her şey. Yanına çeker sandalyeyi, hadi tasarla/yaz/kodla diye başlar. Yaptığın şeyi neden yaptığını, nasıl yaptığını müşteriye anlatmaktan işi yapamazsın. Ya senin de elin amma ağırmış, bir türlü bitmedi ile kapatırsınız günü. Halbuki 10 dakikalık iştir. Bu konu kesinlikle ama kesinlikle logoyu bir tık sağa kaydır muhabbetine doğru evrilir.

Sizden İyi Bilenler

Her şeyin başında, madem benden daha iyi biliyorsun, neden benimle çalışıyorsun? Ya aslında biliyorum da vaktim yok pek, ondan. (İnanmayın) Bu tiple yaşadığım unutulmaz bir anım şöyle başlıyor. Müşterinin gerçekten işi iyi bildiğine inanıyorum ve özen gösteriyorum. Bir e-ticaret sitesi var ve standart A/B testleri yapıyorum. Tüm sistem Google Optimize üzerinden farklı varyasyonları farklı sayfalarda göstererek ölçümler yapmak üzerine kurulmuş. Bir sabah oturdum, elime kahvem dur bakalım, gece dönüşümlerde bir hareketlilik olmuş mu diye Analytics’i açayım dedim. Tam o anda “Baba akü yok!” sahnesi canlandı gözümde. Analytics’te dün gecenin verileri yok. Hemen siteyi açtım, site çalışıyor. Kodlara baktım, kod yok. Google Tag Manager komple yok! Yazılımcıyı aradım, yazılımcının haberi yok. Sitede bir şeyler olmuş ve ne olduğuna dair sorumlu olarak benim haberim yok. Şimdi ben müşteriye ne diyeceğim, kocaman e-ticaret sitesinin komple yarım günü ortada yok! Utana sıkıla müşteriye anlatmaya çalıştım, bir bilginiz var mı diye. Adam demez mi, “heee site farklı farklı açılıyordu, kaldırdım bende kodu, teg meneycır mı neymiş ondan oluyormuş”. Hani başından aşağı kaynar sular dökülmesi diye bir deyim var ya, yanık kremi getirin bana diye bağırdım!

Kararsızlar

Kararsızlıklarından ötürü şirketleri iki adım ileri gidememiştir genellikle. Kendisiyle birlikte sektöre giren bütün müşterileri uçmuş, onlar hala yerinde sayıyordur. Bunu söylediğinizde de “olsun ben kararımı verince herkesten hızlı giderim” derler. Bir web projesinde ana sayfanın taslak tasarımları hazırlandı, müşteriye gitti. Müşteri de en doğal hakkı olan bir kaç varyasyon daha istedi. İşin ilginç yanı şu; aradan 8 ay geçtiğinde ben yine aynı cümleleri duymuştum. Bir kaç varyasyon daha görelim ana sayfa için. Abi 8 aydır görmediğin varyasyon mu kaldı? Uzaya roket göndermeyeceğiz, altı üstü bir ana sayfa yapılacak. Elinde müşterinin alışkanlıklarına dair bir satır veri yok, A/B test sonucu yok, neye göre beğeniyor ya da beğenmiyorsun? (3 yılın sonunda proje rafa kaldırıldı, o ana sayfa bitmedi)

Tembeller

Bu tipe başka bir isim bulamazdım. Gerçekten tembeller. Şirketleriyle ilgili sadece kendilerinin bilebileceği bir metin yazılması gerekir. Haliyle müşteriden istersiniz.

  • Müşteri Bey, ortalama 500 kelimelik bir metne ihtiyacımız var, bu bilgileri bir tek siz biliyorsunuz, sizin yazmanız, bizim üzerinden redakte etmemiz daha doğru olur.

  • Tabii. Hemen yazarız. Yarın sizde.

(24 gün sonra)

  • Müşteri Bey, sanırım gönderdiğiniz metin eksik geldi, 2 satır var sadece.

  • O kadar yetmez mi? Çıkarırsınız işte ondan bir şeyler.

Koyup Koyup Alanlar

En evlere şenlik müşteri tipidir. Soros’un onlardan öğreneceği çok şey var! Sektördeki hayatının üçüncü ayında bir müşterimle konuşuyoruz.

  • Bu ay 3000TL yatırıyorum dijital pazarlamaya. Ay sonuna 21.000TL olarak dönmeli.

  • Müşteri Bey, neden 21.000TL?

  • Dijital pazarlama 7 kat kazandırır diye okumuştum.

  • Nerede okudunuz?

  • Ya sen boşver, 21.000TL getirsin, sana vereceğim parayı zaten. Onu da 7 kat artırırsın, sana da uygun bir ödeme yaparız elbette.

  • Müşteri Bey, böyle olacaksa ben bu işi bırakıp sizin sektöre gireyim ne dersiniz? (Aslında söylemek istediği: Torbacınız kim müşteri bey?)

Gereğinden Fazla Büyük Müşteri

Bu müşterilerin temsil ettiği markalar gerçekten büyüktür. Günlük ciroları bile sizin yıllık cironuzdan kat be kat daha fazladır. Globaldirler. Büyük ihtimalle sizinle iletişimde olacak olan marka yöneticisi de falanca kolejden mezun, ardından falanca üniversiteyi bitirmiş hemen ardından da yurtdışında falanca ülkede master yapmış biridir. Ancak aralarında Fortune 500’den onlarca markada olan bugüne kadar çalıştığım markaları gözden geçirdiğimde bir ortak noktaları daha var ki o da dijitalden hiç anlamıyor oldukları. Genellikle ambalajı muhteşem ama içi boş olan bu marka yöneticileri işi bilenlere illallah ettirir. Hiç unutmuyorum, 6 yıl önce, 4 gün boyunca Facebook’ta .gif oynatamayacağımızı anlatmaya uğraşmıştık bir müşteriye.

Bu müşteri tipinde kontağınız asıl yönetici değilse kendinizi berbat bir kurumsallıkta yozlaşmış iletişim içerisinde bulursunuz. Kendisini bir üstüne daha tatlı göstermek için tonla taviz vermeniz istenir. Hele hele kendinizi müşteriye iyi bir şekilde ispat edememişseniz, işin gurusu olarak anılmıyorsanız ellerindeki tonla bütçeye rağmen her işinizi ücretsiz yapmanız rica edilir. Toplamda elde ettiğiniz ciro çok yüksek olduğundan kabul etmek durumunda kalırsınız. Bir bakmışsınız ki iş tanımınızda olmayan işlerle uğraşmaktan asıl işinize odaklanamıyorsunuz. Bütün ekibinizin haşatı çıkmış ve gerginlikten bitap düşmüşlerdir. Biraz da ukalalık varsa müşteride o üst perdeden konuşmaların sonu gelmez ve gerçekten paranın köpeği olmuş gibi hissedersiniz. Zira kendi işini, diğer ajansların işini ve gereksiz işleri yapan bir ajansa dönüşmüşsünüzdür. Sosyal medya danışmanlığı yaptığım ve euro üzerinden oldukça güzel bir aylık fatura kestiğimiz global bir müşterimle yaşadığım diyalogu aktarırsam olay net bir şekilde anlaşılmış olacak sanıyorum.

  • Ajans Bey, ülke direktörümüz bir üniversitede sunum yapacak. Sunumunu hazırlar mısınız?

  • Müşteri Bey, biz sosyal medyanızı yapıyoruz, sunumunuzda ne anlatacağınızı da bilmiyoruz, nasıl olacak?

  • Size konu başlıklarını gün içerisinde gönderirim, bu akşama teslim edersiniz.

  • Ama iş tanımımız?

  • Akşama kadar dedim.

Sadece bir müşteriye kestiğiniz faturadan 6-7 çalışanınızın maaşının ödendiğini bildiğiniz için sesinizi çıkaramadığınız ama ağırınıza giden bu diyalogu hissetmeye çalışın. Elde ettiğiniz şey aslında yüksek kârlılık değil sadece mutsuzluk ve işinize olan saygınızı kaybetmek.

İşte Sözün Özü: 

Bütün bu müşteri tiplerini alt alta koydum, analiz ettim. Ortak yanları ne diye. İki farklı ortak yan çıktı. Hepsi ile değerinin altında bir meblağ ile çalışmışım. Yani az para verdikçe saygıları azalmış. Yine hepsinde müşteriyi alabilmek için taviz vermişim. Tavizler saygıyı götürmüş. Her şeyden önce yaptığınız işe saygı duymayı bırakıyorlar. O yüzden sırf müşteriyi almak için fiyat kırmayın, sattığınız hizmet dışında başka hizmetler sunmayın. Müşterinizle bey/bayan mesafesini koruyun, bahaneler üretip saygılarını kaybetmeyin. Birlikte karar verdiğiniz deadline’lara uyduğunuz sürece her şey yolunda gidecektir.

Bu tip müşteriler size bu ay para kazandırır ancak gelecek aylarda kazanacağınız paranızı kaybettirir. Bunlara harcayacağınız enerji ile yeni müşteriler elde edebilecekken bu müşterilere bütün enerjinizi verirsiniz. Hem işinizden nefret eder hem de para kazanamazsınız. Sürdürülebilir bir büyüme için sadece uyum içerisinde çalıştığınız, işinize saygı duyan ve saygı duyduğunuz müşterilerle çalışın. Gerisi sadece zaman kaybı. Hepsinden önemlisi, yaptığımız işin çoğunluğu kreatif. Kreatif bakış açınızı koruyabilmek için mutlu olmalısınız. Mutluluğunuzu elinizden alacak müşteri ile ne kadar para verirse versin, çalışmayın.

Sosyal Medyanın Altın Çağı Sona Erdi!

sosyal medyanın altın çağı

Cambridge Analytica bir milat. Sosyal medya pazarlamasının altın çağının bitişine tanık oluyoruz. Olur mu canım? Bak Facebook hala çok yüksek kâr ediyor, herkes Instagram kullanıyor diyebilirsiniz ama ne demek istediğimi açıklayayım.

Sosyal medya üzerinden pazarlama yapmayı belki bilerek belki de bilmeyerek insanlara çok yanlış anlattık. Sosyal medyayı yeni bir satış kanalı gibi gösterdik insanlara. E-ticaret siteniz varsa, online hizmet satıyorsanız mutlaka sosyal medyadan satış yapmalısınız dedik. Yanlış yaptık. Neden yanlış yaptığımızı bize zaman gösterdi, onca yatırıma, onca kreatif fikre karşılık sosyal medyadan kimse kayda değer bir satış gerçekleştiremedi. Şu anda büyük e-ticaret sitelerinin çoğu için sosyal medya üzerinden gelen ciroları %3-10 civarında. Satışlarının genelini arama motoru optimizasyonu ve pazarlaması üzerinden gerçekleştiriyorlar. Peki yapılan sosyal medya yatırımlarının katkısı neydi? Tabii ki marka bilinirliği.

Markalar sosyal medyanın marka bilinirliğine olan etkisini net bir şekilde gördüler ve yatırımlarını yaptılar. Ancak büyüklü küçüklü her markanın girmesiyle birlikte özellikle Facebook hayatımıza yeni bir terim soktu. EdgeRank. EdgeRank algoritmasıyla sayfamızı beğenen herkesin değil de önce %10 sonra %2 ve en sonunda da %0.5’inin gönderilerimizi görebileceğini farkettik. Hal böyle olunca aslında sosyal medyada düzenli bir paylaşım takvimi oluşturmanın ve sürekli olarak içerik üretmenin Facebook tarafında çok da bir anlamı kalmadı. Zaten Twitter çok uzun süredir markaların gözünden düşmüştü. Gerek siyasi ortamı sebebiyle gerekse de genel kitleye hitap edememesi sebebiyle tercih edilmeyen Twitter bize tek alternatif bıraktı: Instagram.

Instagram’ın ise çok büyük bir dezavantajı vardı markalar için. Paylaş butonu yoktu. Bizlerde bu eksikliği gidermek için gönderimizin keşfete düşebilmesi için minik oyunlara giriştik. Sahte beğenilerin bu kadar revaçta olmasının ya da bir gönderide alakalı alakasız onlarca hashtag kullanılmasının asıl sebebi bu. Küçük markalar bir şekilde günde 5-10 paket çıkarabilecek şekilde Instagram üzerinden satış yapabilmeye başladı. Bu bir çoğu için çok büyük rakam olduğundan Instagram’ı çok sevdiler ve bütün emek, para yatırımlarını Instagram’a yatırdılar. Ancak büyük markalar için iş oldukça sıkıntılıydı. Düşünsenize Hepsiburada’nın Instagram’da ürün kodu paylaşıp Whatsapp üzerinden satış yapmaya çalıştığını. Komik olmasını kenara bıraktım, ne iletişim kazaları, ne büyük bir iş gücü kaybı olurdu.

Böylece büyük markaların da Instagram’da sadece ve sadece billboarda giydirme yapmak gibi 3-5 görselini hedef kitlesine göstermekten başka yapabileceği mantıklı bir hareket kalmadı. Peki sosyal medyayı sosyal medya yapan şey insanlara üç beş resim, video gösterebiliyor olmamız mıydı? Kesinlikle hayır. Sosyal medyayı değerli kılan şey veriye hükmedebiliyor olmamızdı. Birçoklarının aksine ben Cambridge Analytica’nın yaptığını doğru buluyorum. Pazarlama zaten insanları ikna etme işi değil midir? Evet, işin içine biraz yalan dolan karıştırmışlar ama bize çok büyük bir ders verdiler. İnsanların düşüncelerine hükmedebiliyoruz. İstediğimiz insana, istediğimiz ürünü satabilir, istediğimiz üründen nefret ettirebiliyoruz. Bir pazarlamacı daha ne ister ki?

Ancak bu düş yarıda kaldı. Cambridge Analytica skandalı ortaya çıkınca zaten oldukça kısık olan veri erişimleri neredeyse tamamen kapatıldı. Artık Facebook ya da Instagram üzerinden veri neredeyse hiç çekemiyoruz. Sosyal medyayı güçlü kılan şey, reklamımızı kime göstereceğimizi belirleyebilmemizdi. Öyle dandik “sağlık ile ilgilenenler” diye hedefleme yapmaktan bahsetmiyorum. Direk olarak kişiyi hedefleyebiliyorduk. Kişinin beğendiği içeriklerden, sayfalardan anlamlı korelasyon çıkarıp markamızın ürününü alıp almayacağını öngörebiliyorduk. Artık yeni sosyal veri alamayacağımız için bir dijital pazarlamacı bunları yapamaz hale gelecek. Yavaş yavaş bir çok marka sosyal medyaya ayırdığı paranın heba olduğunu anlamaya başlayacak ve çekilecek. İşin medya satın alma tarafı muhakkak devam edecektir ama içerik yönetimi kısmı gelecek seneyi göremeyecektir.

Dijital pazarlama hayatımıza girdiğinden bu yana terimler, yöntemler sürekli değişiyor. Belki geleneksel pazarlamayı 15 sene önce öğrenen birisi şu anda piyasada iş yapabilir durumda olabilir ama geçen yıl dijital pazarlama üzerine çalışan biri askere gidip geldiğinde neredeyse sıfırdan başlayacak durumda oluyor. Artık bu yeni çağ farklı bir yaklaşım gerektiriyor. Eskiden bir şekilde trafiği çektiğinizde satışı gerçekleştiriyordunuz ancak artık alternatifler arttı. Trafik çekmek çok daha zor. Hatırlıyorum da ilk blogumu açtığım 2003 senesinde saçma sapan içeriklerime 1 milyondan fazla trafik çekebilmiştim. Şimdi elli bin kişi geldiğinde bu ay iyi trafik yaptı diyorum. Tıpkı bunun gibi özellikle e-ticaret sitelerinde bir trafik doyum oranına ulaşmak üzereyiz. Artık gelen trafiği daha iyi sağmamız gereken bir döneme giriyoruz.

Artık devir dönüşüm optimizasyonu devri, growth hacking devri. Sitenize sadece trafik çekerek satış yapabildiğimiz dönemler tükenmek üzere, sosyal medyada güzel bir içerik paylaştığımızda bu içeriğin viralleşerek yayıldığı ve bize satış olarak döndüğü devir bitti. Artık gittikçe farklı sitelere yayıldığı için azalan trafiği daha iyi değerlendirme devri. Bunun için sosyal medya içeriklerine yapılan yatırımların A/B testlerine, metin yazımına, teknik SEO’ya yapılması gerekiyor.

Sosyal medyanın altın çağı ya da aynı döneme denk gelen e-ticarete alışma çağında müşterileri bir şekilde web sitesine çektiğimizde alternatif azlığından satışı gerçekleştiriyor ve seviniyorduk. Ancak artan maliyetler ve düşen kârlılık sebebiyle bir müşteriye bir ürün sattığınızda ancak başabaş noktasına gelebiliyorsunuz. Yeni düzende o müşteriye bir kez daha, bir kez daha sonra bir kez daha satmanız gerekiyor. LTV (Life Time Value) dediğimiz metrik daha çok hayatımızda yer etmeli. Müşteri sadakatine ve elde tutmaya daha fazla vakit ve para harcamamız gerekiyor. Çünkü yeni düzende sadece bir müşteriye birden fazla satış yapabilenler ayakta kalabilecek. Lojistik, reklam ve iş gücü maliyetleri giderek artarken kârlılığı başka türlü sağlayamazsınız.

Farkında mısınız? Artık kimse kimseye Adwords reklamları verin, SEO çalışmaları yapın ya da sosyal medyada reklam verin demiyor. Çünkü herkes zaten bunları yapar hale geldi. Piyasa doygunluğa ulaşmak üzere. Fark yaratacak olan bu çekilen trafiği nasıl ciroya çevirdiğiniz. Bitmedi. Aynı trafiğe tekrar satışınız ve aynı trafiğin arkadaşlarını da size göndermesi. Affiliate ya da Influencer Marketing de WOMM için halen iyi birer yöntem. Özellikle Influencer Marketing tarafında CreatorDen gibi oluşumların CPC bazlı influencer çalışmalarına başladığını ve çok iyi satış rakamları sağladığını söyleyebilirim. Yeni trend sosyal medyada kendiniz içerik üretmeniz değil, o enerjiyi ve bütçeyi influencerlara aktarmak. Anlamlı ve segmente edilmiş trafiği ancak bu şekilde sağlayabiliyorsunuz. Fakat influencer denince akla ilk gelen 5 milyon takipçili hesaplar oluyor. 5 milyon takipçisi olan bir hesabın segmenti olmaz. Mikro influencerların devrindeyiz, unutmayın.

Sözün özü, sosyal medyada içerik oluşturmanın bittiği, sosyal data bazlı pazarlama yapmanın imkansızlaştığı bir dönemde daha kıt trafikle daha çok satış yapmamız gereken bir döneme girdik. Bu dönemde sadece gelen trafiği optimize edebilenler ayakta kalabilecek.

Growth Hacking ve Growth Marketing’in Farkı Nedir?

Growth Hacking ve Growth Marketing sıkça karıştırılan iki söylem. Birbirlerini tamamlayan noktaları olsa da ikisi de birbirinden farklı birer pazarlama bakışı bence. Öncelikle Growth Hacking Nedir? sorusundan başlayalım;

Growth Hacking’i en iyi anlatan örnek bence Airbnb’nin çıkışında oluşturduğu growth taktiği. Airbnb ilk çıktığında aynı pazara hitap eden dev bir rakibi vardı; Craigslist. Sahibinden’in ABD versiyonu gibi tanımlayabiliriz bilmeyenler için. Airbnb’nin büyümesi için çok ciddi bir kullanıcı veritabanına ihtiyacı vardı. Ancak bunu sağlayabilecek pazarlama bütçeleri yoktu. Bunun yerine Craigslist’e açılan bir arka kapı yazdılar. Kullanıcıları Airbnb’ye ilanlarını girdiklerinde otomatik olarak Craigslist’de de paylaşılacak bir sistem hazırladılar. Olayın koptuğu yer ise Craigslist’in buna izin veren bir API’sinin olmamasıydı. Airbnb’nin gerçekleştirdiği growth hacking hikayesinin detaylarını buradan inceleyebilirsiniz. Bu cümleyi kurmaktan nefret ediyorum zira bu cümleyi duyan ölücüler anında saldırıyorlar fakat kurmam gerekiyor. Growth Hacking, yeni müşteriyi en ucuza elde etme uğraşıdır. Tabii ki etik sınırlar içerisinde. “Hacking” kelimesinden ötürü işin etik boyutunun bir kenara bırakılmasını savunan müşteriler maalesef çok oluyor.

Peki Growth Marketing Nedir? Growth Marketing’de ise sınırlı bütçeyle en doğru Acquasition(Kazanım) elde etmeye odaklanıyorsunuz. Şimdi içinizden “benim de bütçem sınırlı değil mi?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Ben de bu noktada size şunu sormalıyım; Madem bütçeniz sınırlı, o halde neden “bence” diyerek bütün bütçenizi tek bir taktik üzerinde yoğunlaştırıyorsunuz? İşte Growth Marketing bu noktada devreye giriyor. Growth Marketing’de kimsenin doğrusu yoktur. Sadece sayılar konuşur. Sürekli olarak A/B testleriyle, veriyle limitli bütçenin en doğru kullanımı hedeflenir. Türkiye’deki hakim kültürde uygulaması bir hayli zor olan bu model tamamen deneme yanılma ve yanıldıklarından öğrenme üzerine kuruludur.

Growth Marketing için “başarısız olmayı isteyen” takımlar kurulur ve sürekli bir hipotez geliştirme işine girilir. Bu hipotezlerden işe yarayanlar uygulanır, yaramayanların ise neden yaramadığı analiz edilir, know-how elde edilir. Başarısızlıklar şirketi büyütür. (Bu kısmı hep anlattığımda aklıma yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır diyen RTE geliyor 🙂 )

Growth Marketing’in ana odak noktası marka farkındalığını artırmak ve mümkün olan en çok sayıda geribildirim verisini toplamaktır. Growth Marketing yeni müşterilere yönelik bir çalışma olup daha çok yeni müşteriyi/kullanıcıyı elde edip onlardan aldığı dönütlerle sistemi geliştirmeye odaklanır. Growth Hacking’te de acquasition kanalı kullanılır ama ardından Retention (Elde Tutma) ve Referral kanallarıyla birlikte kârı artırma odaklı çalışmalar devreye girer. –AARRR modelini detaylı bir şekilde açıklamıştım-Aslında metodoloji olarak çok benzer faaliyetleri yürüttüklerinden iki ünvana sahip olanlar da birbirinin alanına çokça girmekteler.

Bu noktada bir kaç istatistik vermem gerekiyor.

Tipik bir SaaS modeli her ay 2-3% müşterisini kaybeder. Aynı geliri korumak için 27-43% oranında büyümek durumundalardır. (Kaynak)

Revenue Growth = Customers x Avg. Contract Value x (Growth Rate – Churn Rate)

Müşterilerimizin yarısı yeni ürünleri denemek için yeni müşterilere oranla %31 daha fazla para harcarlar. (Kaynak)

Sadık müşteriler ilk satın almalarına göre 10 kat daha fazla gelir sağlarlar. (Kaynak)

Aslında bildiğimiz bir gerçeği daha acı bir şekilde tekrarlayacağım. Yeni müşteri elde etmediğimiz her saniye batmaya daha da yaklaşıyoruz. Sadık müşterilerin sayısı daima azalma eğilimindedir. Diğer yandan tek seferlik satın alma gerçekleştiren müşteriler ile kârlılık oranlarını artırmak neredeyse imkansızdır. Kârlılığı sağlayabilmek için sadık müşterilere ihtiyacımız var. Bunun nedenini Fiyatlandırma Konumlandırması konusunda uzunca anlatmıştım.

Growth Hacking tarafında öncelikle bir sorun ele alınır ve bir tanımlama gerçekleştirilir. Eğer bizim için fark yaratacak metrik hemen çıkma oranlarını %70’den %30’a düşürmekse bu belirlenir ve bunun için ortaya fikirler atılır. Bu fikirleri küçük deney gruplarında dener ve A/B testleriyle en doğru yöntemi seçersiniz.

İki modelin de ortak noktası “Growth Thinking”. Hem Growth Hackerlar hem de Growth Marketerlar tamamen büyüme odaklı düşünürler.

Bir de konusu gelmişken değinmemek olmaz. İşin bir de sadece dönüşüm optimizasyonu kısmına odaklananlar var. İşte onlar da dijital pazarlama uzmanları oluyorlar. Dönüşüm optimizasyonu için uğraşmayan bir dijital pazarlama uzmanı olabilir mi hiç?

Online cironuzu Growth Hacking Danışmanlığı ile artırmak, dönüşümlerinizi optimize etmek ister misiniz?

Bir Ayda Organik Trafiğimi Nasıl 3 Katına Çıkardım?

2003’ten bu yana blog yazıyorum. İlk zamanlar tamamen trafik odaklı yazar, her gün bakardım kaç kişi okumuş diye. Ancak özellikle 2010’dan bu yana sadece ilgili insanlar okusun temelinde yaklaşıyorum. Hedef kitlemi de tamamen ilgililer olarak seçtim. Klasik “ya insanlar artık okumuyor” yaklaşımı sonucu ortaya çıkan 300 kelime bariyeri yerine kendime 1000 kelimeyi standart olarak seçtim. Son 1-2 yıldır her yazıyı 1000 kelime civarında yazmaya gayret ediyorum. Bu karar gerçekten okuyucu kitlesini çok çarpıcı bir şekilde değiştirdi. Sayfada geçirilen ortalama süre 4 dakika civarında seyrediyor. Hotjar’dan takip ettiğim kadarıyla da makalelerin son paragrafına kadar inenlerin ortalaması %40’lar civarında. Hatta çoğu zaman ara manşetler ve görseller kullanmadan yazmaya, göz gezdirip geçecek olanı çıldırtmaya çalışıyorum. Sanıyorum başarılı olmuş.

Ancak özellikle Hamza Şamlıoğlu’nun aldığı trafiğin %80’nini organikten aldığını duyunca neden olmasın diye düşündüm. Benim organik trafikten aldığım trafik %25’lerde seyretmekteydi. Bu durumu dengelemek için bir yol haritası çıkardım ve son bir aydır üzerinde bir hayli çalıştım. Kısaca neler yaptığımdan bahsedeyim.

  • Öncelikle nefret ettiğim ve özellikle dönüşüm beklediğim sayfalarda berbat bir kullanıcı deneyimi sunan AMP’yi komple kapattım. AMP mobilde yavaş açılan sayfalar için harika bir özellik ama zaten hızlı açılanlar için oldukça gereksiz gibi geliyor bana. Özellikle de tam olarak sistemi oturmadığı için geçmekte çok acele etmeye gerek yok diye düşünüyorum. AMP’yi kapamamın ardından organikten gelenlerin sitede kalma oranı %30 oranında arttı.
  • Bugüne kadar yazdığım hiç bir makalede anahtar kelime odaklı bir çalışma yapmamıştım. Bir kaç gecemi bu uğurda harcadım ancak tüm makaleleri tek tek anahtar kelime odaklı bir hale çevirdim. Anahtar kelimeleri belirlerken Keyword Planner da etkili oldu ama daha çok yeni aramalar nasıl yapılabilir üzerine kafa yorduğumu belirtmek isterim. Zira aramaların %15’i daha önce hiç yapılmamış aramalardan oluşuyor.
  • Inlinkleme noktasında bugüne kadar hiç manuel oturup uğraşmamıştım. Bu konuda bir eklentiye bel bağlamıştım, o otomatik olarak tüm yazılardan tüm yazılara iç linklemeyi gerçekleştiriyordu. Eklenti bozuldu 🙂 Hala daha daha iyisi yapılabilir desem de tüm yazıları tek tek elden geçirmek bir hayli vakit alıyormuş. İç linklemeler sonucunda hedeflediğim anahtar kelimelerde ciddi yükselişlere şahit oldum. Bu basit ama etkili kural sosyal medya danışmanlığı kelimesinde beni ilk sayfaya getirdi.
  • Eski yazılarımın çoğunda öne çıkarılmış bir görselim yoktu. Çünkü blogun temasında öyle bir şeye ihtiyaç yoktu. Fakat yazı sonundaki ilgili içeriklerde ve sosyal medyada sıkıntı çıkardığını farkettim. Tam olarak nasıl bir etkisi olduğuna dair henüz net bir verim yok ama site içi gezinmeyi artıracağını düşünüyorum. Tüm yazılara öne çıkarılmış görsel ekledim. Google tarafında görseller özel tasarım olmadığından çok bir etkisi olmadı tabi.
  • İlginç gelecek ama bir 404 sayfam yoktu. Tüm 404’leri ana sayfaya 301’liyordum. Bu korkunç hatayı düzelttim. Yeni 404 sayfam pek kreatif değil ama hoş oldu bence.
  • Sitedeki bütün yazıları İngilizce’ye çevirdim. Bunun için Google Translate API kullanıyorum. Bir iki saçma çevirisi yok değil ama pratikte güzel bir sonuç çıkardı. Bu güncelleme daha çok yeni, görüntülenmeyi sıfırdan 4000’lere çıkardı ama nasıl etkileri olacak zamanla göreceğiz.

  • Takipçilerim beni mi trolledi bilemiyorum ama bir iki aya Çince’ye de çevireceğim. API ücretlendirmesi güzel geçiriyormuş o nedenle her ay bir tane yeni dil eklemeye çalışacağım. Tabi ben bu şekilde cümleler kurmaya devam edersem API ne yapsın diye de düşünmüyor değilim. Bakalım “geçiriyormuş” kısmını nasıl çevirecek.
  • Beni en heyecanlandıran geliştirmelerden birisi de Google Tag Manager üzerinden yaptığım mini deneydi. Sitede schema.org kodlarına oldukça önem veren birisiyim. Ancak tüm içeriklere tüm schema kodlarını yerleştirebilen bir eklenti bulamadım. En iyi eklentide en fazla 8 farklı kod yapısı bulunuyor. Bunu aşmak için manuel düzenleme yapmaya karar verdiğimde ise her içeriğe yeri geldiğinde bazen 3-4 farklı kod ekleyecek olmak intihara sürüklemedi değil. Onun yerine Google Tag Manager’da değişkenler tanımladım. CSS seçici üzerinden sitedeki title, description gibi değerleri değişkenlere bastım. Bu değişkenleri de schema.org kalıpları üzerinde ilgili sayfalara otomatik olarak güncellenecek şekilde ekledim. Halen eklemem gereken bir kaç kod yapısı daha var ama kodların sorunsuz çalıştığını gördükçe mutlu oluyor insan.
  • Bundan daha da psikopatça bir güncelleme de görseller konusunda gerçekleştirdim. Site hızı ölçen araçlar genelde insanları bir yanılgıya sokuyor. Sadece ana sayfayı kontrol ettiğinizden sitenin tamamının hızı da o olacakmış gibi hissedebiliyorsunuz. Tüm sayfalarda hız değerlerini yükseltmek için bugüne kadar yaptığım hataları telafi etmem gerekti. Tüm görselleri PNG’den JPG’ye çevirdim. Bu işlemi bir çok noktada kodlar üzerinden manuel düzenlemeniz gerekiyor. Sitedeki 4000’i aşkın görseli de sıkıştırılmış JPG’ye, kalitesi 80’e düşürülmüş hale getirdim. Hesaplara göre yaklaşık 150MB kazanmışım. Analytics’e göre yurtdışından ziyaretlerin artmış olmasına rağmen ortalama yüklenme süresi 18 saniyeden 9 saniyeye kadar düşmüş oldu.

Tüm bu güncellemeler sonucunda organikten gelen ziyaretlerin sayısı 3 kat artmış oldu. Evet öyle milyonlar değil gelenler ama ortalama oturum süresinde muazzam bir değişiklik olmadığını da varsayarsak halen doğru hedef kitleye seslenen bir kitle söz konusu.

 

Dropshipping Eğitimi Aldatmacasına Kanarak Paranızdan Olmayın!

Özellikle gençler arasında popülerleşen bir yeni zengin olma yöntemi var. Adı Dropshipping. 10 yıldan uzun süredir bu kavram aslında hayatımızda ancak son zamanlarda Dropshipping eğitimleri ve dropshipping ile bakın ne kadar zengin oldum temalı reklamlarla gündeme geldikçe en kolay kandırılabilen kitle olan gençler bu furyaya dahil oluyorlar.

Dropshipping Nedir? 

En başından net bir şekilde söylemem gerekiyor. Dropshipping ile para kazanılabilir. Yalnız bunu sağlamak için çok fazla değişken var ve bu değişkenlerin bir çoğu size ve yaptıklarınıza bağlı değil. Bilmeyenler için dropshipping basit bir ifadeyle Çin’den malı alıp ABD’deki vatandaşa satmak aslında. Ancak e-ticaretin genel akışından farklı olarak dropshippingte mala eliniz hiç değmiyor. Hatta nasıl bir mal gönderdiğinizi görmüyorsunuz bile. Amazon’da açtığınız mağazaya sipariş geldiğinde bu siparişi Aliexpress’e iletiyor, Aliexpress’ten çıkan malı Amazon’daki müşteriye yönlendiriyorsunuz. Bir nevi e-ticaret komisyonculuğu. Peki sorun ne?

İmkansız Vaatler Nasıl Sunuluyor? 

Dropshipping üzerine hem Türkiye’de hem de dünyada çok büyük bir furya başlatıldı. Bu furya zenginlik temalı reklamlarla pazarlanarak herkesin kolayca para kazanabileceği şeklinde pompalanıyor. Bir abimiz bir gün Porsche bir gün Lamborghini’si ile lüks otellerde fotoğraflar çektiriyor, videolar yayınlıyor. Bakın ben bu rahatta yaşıyorum, siz de işinizden ayrılın, dropshipping eğitimimi alın ve siz de bu konforu yakalayın diyor.

Konu ile Nasıl İlgilenmeye Başladım? 

Bir kaç konferanstır konferans sonunda üniversite öğrencileri yanıma gelip dropshipping hakkında sorular soruyor. Geçen bir konferans sonunda bir öğrenci kısaca hayatını anlattı. KYK bursu aldığını ve babasının hastane masraflarını karşılaması gerektiğini, 250$ olan dropshipping eğitimini almak için para biriktirdiğini ve yakında babasını yurtdışında tedavi ettirebileceğini heyecanla anlattı. O an bir şeyler yapmam gerektiğine karar verdim.

İşin Size Söylenmeyen Maliyetleri Var

Pazarlama tüneline girdiğiniz ilk video ve Facebook/Instagram reklamlarında bol bol para kazanacağınıza yönelik mesajlar alıyorsunuz fakat işin maliyet kısmından eğitimi alınca haberdar oluyorsunuz. Öncelikle ödemelerinizi alabilmeniz için ABD üzerinde bir şirkete ihtiyacınız var ki Paypal kullanabilesiniz. Ödemelerden kesilecek olan vergiler, kargo maliyeti, Amazon komisyonu gibi maliyetler mevcut. Hepsinden önemlisi dropshippingi ya da Amazon üzerinden ürün satmayı dünyada ilk deneyen siz değilsiniz. Satmaya çalıştığınız ürünü satmaya çalışan yüzler/binler var. Onların arasından sıyrılıp öne çıkabilmek için kesinlikle ciddi bir reklam bütçeniz olmalı. Facebook ve Adwords reklamlarıyla ürünlerinizi satmanız gerekecek. Bunun için günde 5$ gibi komik rakamlar telaffuz ediliyor. Bu eğitimleri tamamlayanların çoğu da herhangi bir satış yapamadan, reklam harcaması yaptığıyla kalıyor.

Dropshipping Eğitimi Alıp Kandırıldığını Anlayanlara Nasıl Bir Mahalle Baskısı Uygulanıyor?

Öncelikle bu eğitimleri satın alanlar kapalı Facebook gruplarında izole bir şekilde iletişim sağlıyorlar birbirleriyle. İçerideki sistem çok güzel bir şekilde hazırlanmış. Tıpkı ponzide olduğu gibi burada da bazı kazananlar var ve bu kazananlar eğitimi, eğitimleri verenleri deliler gibi savunuyorlar. Ancak bu savunma masumane bir savunma değil, bir çeşit mahalle baskısı kurma amaçlı tamamen önceden ayarlanmış ve kanalize edilmiş bir savunma. Örneğin bir kişi başarısız olduğunda bu onun beceriksizliğidir söylemi.

Bu sebeple gördüm ki bu müthiş mahalle baskısından dolayı insanlar yaşadıkları kötü tecrübeleri aktarmaktan çekiniyorlar.

İnsanlar yaşadıkları olumsuz deneyimleri öncelikle çevrelerinden çekindiklerinden açıklamaktan kaçınıyorlar. Bu arada yazı içerisinde kullandığım ve kullanacağım ekran görüntülerinin de hikayelerini anlatayım. İnsanların diğer çekinceleriyle de doğrudan bağlantılı. Bu işten mağdur olanları nereden bulabilirim diye düşünürken aklıma kendi aralarında açtıkları dropshipping grupları geldi. Ancak bu gruplara girip kimler mağdur diye sorsam anında mağdurların içerikleri silinecek savunucu tayfanın içerikleriyle dolacaktı. O nedenle sinir olacaklarını bildiğim bir gönderi paylaştım Facebook’ta. Haliyle kendi gruplarına konuyu taşıdılar ve bir sürü insan oradan görüp bana mağduriyetlerini anlattı. İlgili gönderi. Gönderide de göreceğiniz üzere hakarete ve kişisel paylaşımlara laf etmeye kadar her şeyin yapıldığı mini bir linç girişimi yiyebiliyorsunuz dropshippingçilere laf ettiğinizde. Bu da insanların çekinmesinin bir diğer sebebi. Son sebep ise Adnan Oktar taktiği dediğim taktik sebebiyle. Hakkınızda en ufak kötü bir şey söyleyeni hemen dava etme yoluna giderseniz, insanlar hakkınızda kötü şeyler söylemekten çekinir, aman ne uğraşacağım derler. Bu adamlardan birine kendisi hakkında “dolandırıcı” demediğim halde bana dolandırıcı dedin, mahkemelerde süründüreceğim tarzıyla yaklaştı. Gördüm ki insanları bu şekilde sindiriyorlar. Ekşisözlük’teki bir çok entryi de aynı yöntemle kaldırtıyorlar. Bu adamlara laf eden iki üç tane (aşırı kalitesiz) Youtube videosundan başka bir içerik bırakmamışlar internette. İşin mahalle baskısı o kadar ileri seviyedeki sahte hesaplarla da küfürler ederek sindirmeye çalışıyorlar.

Sistem Neden Çiftlikbank’a Benziyor? 

Dropshipping yöntemi bildiğimiz e-ticaretin stoksuzu diye mahalle ağzıyla tanımlanabilir. Ancak dropshipping eğitimi sektörü ponzilerle çok büyük yakınlık gösteriyor. Her şeyden önce her ikisinde de çok zengin olacaksınız diyen biri var. Her ikisinde de en çok parayı sistemi kuran kazanıyor. Yine her ikisinde de çoğunluk başarısız olurken (kendi ağızlarıyla sadece %5 başarılı olabiliyor) geri kalanlar paralarını batırıyor. Hepsinden de öte işin psikolojik boyutu tamamen ponzilerle ve sahte tarikatlarla aynı.

Bilişsel çelişki kavramını ortaya koyan Leon Festinger, 1956 yılında yayınladığı Kehanet Boşa çıktığında (When Propechy Fails) kitabında dünyanın UFO’lar tarafından işgal edilip kıyametin kopacağı ve sadece kendilerinin hayatta kalacaklarına inanan bir tarikatı anlatmıştır. Tarikat üyeleri, liderlerinin kendilerini topladığı yer ve saatte UFO işgalinin gerçekleşmeyip kıyametin de kopmadığını, dünyanın da yerli yerinde durduğunu görünce kuvvetli bir zihinsel çelişki yaşamışlardır. Bu durumda, enayi yerine konduklarını, servetlerini boşa harcadıklarını ve aldatıldıklarını kabul etmeleri gerekir. Ancak tarikat üyelerinin çok büyük çoğunluğu, bu fiyaskoyu liderlerinin de yardımıyla farklı bir şekilde çözmüştür. Onlara göre uzaylılar, tarikatlarını ödüllendirmek ve onları güçlendirmek için ikinci bir şans vermiştir ve daha çok insanı ikna ederek kurtarmaları için kıyameti ertelemiştir. Böylece grup kendini toplamış ve daha fazla taraftar edinmek için harekete geçmiş, bunun sonucunda da gücünü daha çok artırmıştır. Kaynak: http://www.acarbaltas.com/bilissel-celiski/ 

Ponzi sistemlerinde insanların servetlerini boşa harcadıklarını kabullenememesinin asıl sebebi Festinger hipotezidir. İnsanlar kendilerine yalanlar söyleyerek aslında doğru kararları verdiklerini düşünürler. Özellikle bu kabullenememe sonunda kolay yoldan para kazanma vaadiyle birlikte daha da güçlenir. Bu durumda yaşananlardan birisi de bu aslında. Sanal bir cemaate dönüşmüş olan bu dropshipping eğitim gruplarını cezbeden bir şey daha var:

İşin Sosyal Kanıt Temeli

İnsanlara bakın ben para kazanıyorum demeniz yeterli olmuyor, başkalarının da kazandığını göstermelisiniz. Ancak bunu yapmak düşük başarı oranlı dropshippingde zor olduğu için sık sık sahte kazanç görüntüleriyle tamamlanmaya çalışılıyor.

 

Gruplardan kovulan ama davalık olmak istemeyenlerin yazdıkları dikkat çekici bir şey de operatör kısmında T-Mobile yazan mobil ekran görüntüleriyle, internetten bulunan kazanım ekran görüntülerinin paylaşılması, bunu farkedenlerin kovulması. Socialproof faktörü insanları ikna etmek için oldukça önemli. Çiftlikbank’ta dolandırılanlardan bir kadın da demişti ya, herkes parasını yatırıyor o yüzden biz de yatırdık diye. Hele hele Y ve Z kuşağının özendiği gibi bilişim alanında girişimci olmak, kısa yoldan para kazanmak ve herkesin kazandığını görmek muhteşem bir hayal gibi geliyor.

Dropshipping Eğitimleri Nasıl Para Kazanıyor? 

Bu eğitimler bir çeşit pazarlama tüneli. 200-250$’dan aldığınız eğitimle iş bitmiyor. Bu eğitimi aldıktan sonra işi tam olarak öğrenebilmek için bir eğitim daha almalısınız, onun üzerine yeni açılan başka bir kursu daha, ardından bir tane daha… Sadece eğitim mi? ABD’de nasıl şirket kuracaksınız? Onun için de bir arkadaşımız var, ona da bilmem kaç dolar ateşleyin, şirketi kurdunuz da muhasebeciniz nerede? Biraz daha dolar ver diye gidiyor süreç. Bu kadar para yatırdınız, hala başarılı olamadıysanız bizden danışmanlık satın alın ile de son noktayı koyuyor.

Dropshipping Üzerinde Nasıl Bir Mağduriyet Yaşayabilirsiniz? 

Madde madde gidelim.

  • Giriş maliyeti anlatıldığı gibi sıfır değil! Şirket kurulumu, vergiler, kargo masrafı, reklam giderleri şart. Tabi eğitim alacaksanız da bir kaç bin dolar da eğitimlere ayırmanız gerekecek 🙂
  • Amazon’da dropshipping yapmak Amazon’un kuralları gereği tavsiye edilmeyen bir yöntem. Kaynak: https://sellercentral.amazon.com/gp/help/external/201808410?language=en-US&ref=mpbc_201808430_cont_201808410
  • Eğer yukarıdaki kaynağı tam olarak anlayamadıysanız kesinlikle dropshippinge girmeyin çünkü İngilizceniz zayıf. Dropshippingte birebir müşterilerle konuşacaksınız, sanıldığı gibi yes, no bilmeniz yeterli değil. Amazon’un size attığı mailleri bile anlayamıyorsanız hesabım niye kapatıldı diye ortalarda dolaşırsınız.
  • Dropshippingte iade süreci çok sıkıntılı. Amerika’daki adam ürünü iade etmek istediğinde genellikle Çin’deki tedarikçiniz kabul etmiyor. Eh ürün ortada kaldı. Sattığınız ürün komple zarar olarak size dönüyor. Sadece bu zararla kalsanız iyi, bir iade edemediniz, iki iade edemediniz, üçüncüsünde Amazon haydi yar sana güle güle diyor. Hesabınız suspended oluyor. Bunu açabilmek için yapabileceğiniz tek yöntem başkası adına yeni bir hesap açmak. Babanızın, annenizin, eşinizin kimlik belgesiyle yeniden başvurmalısınız. Peki bu ne sıklıkla yaşanıyor? Dropshipping gruplarından birinin yardım forumundan ekran görüntüleri paylaşayım;

  • Amazon’da o ürünü tek satan siz değilsiniz. Listelemelerde sıranın sonundan başlarsınız. Listelemelerde yukarıya çıkmak için diğer rakiplerden daha fazla satış yapmanız gerekiyor. Çin’den mal alıp göndereceğiniz için gönderim süresi de çok uzun olacağından listelemelerde düşük puan alacağınızdan geride kalıyorsunuz.
  • Çin’den alacağınız ürünü siz Amazon’da satmaya çalışırken tedarikçiniz fiyatı değiştiriyor fakat sizin haberiniz olmuyor. Genellikle aradaki farktan ötürü zarar ediyorsunuz. Sattığınız tüm ürünleri takip etmeniz pek de kolay değil.
  • Amazon’dan ödemelerinizi 1-1,5 ay sonra alabiliyorsunuz. Diyelim ki işler çok iyi gitti, ilk aydan 100 ürün sattınız. 35$’lık 100 tane ürünü Çin’den siz satın alıp, Amerikaya göndermeniz gerekecek. Ne oldu sizin sıfır maliyet? 🙂 (100 tane satamazsınız tabi o yüzden sıkıntı yok)

İşte En Büyük Sıkıntı

Arkadaşlar, bu eğitim üzerinden çevrilen ponzivari sistemin en büyük kurbanı çocuklar. Lise çağındaki çocuklarımız kısa yoldan zengin olma hayaliyle kandırılıyor. Bir video röportajın ismi şu;

Ve bakın bu ve bunun gibi videoların altına gelen bir kaç yorumu da göstermek istiyorum;

Haydi yetişkinleri geçtim, bu eğitimleri çoluk çocuğa satıyorlar. Yani sözün özü, en savunmasız, en paraya ihtiyaç duyan insanların hayallerini kullanarak lüks arabalar satın alan bir ponzivari sistem kurulmuş durumda.

Aldatıcı Reklamlar TTK’ya Göre Suç

Türk Ticari Kanunun 57. maddesinin 3. bendine göre, “Kendi şahsi durumu, emtiası, iş mahsulleri, ticari faaliyeti veya ticari işleri hakkında yanlış veya yanıltıcı malumat vermek veyahut; üçüncü şahıslar hakkında aynı şekilde hareket etmek suretiyle rakiplerine nazaran onları üstün duruma getirmek; bir haksız rekabet halidir.”

İnsanlara özel jet, lüks otomobil, puro, lüks oteller göstererek “siz de eğitimimi alırsanız bu rahata kavuşursunuz” temalı reklamlar yanıltıcı reklamlardır. Alenen işlenen bu suça karşı da yetkililer gereğini yapacaktır.

Dropshippingi ille de yapacağım, deneyeceğim diyorsanız, Youtube’da binlerce detaylı video var. Birileri üzerinizden para kazansın, sizi bir silkeleme tüneline sokup zengin olsun istemiyorsanız bu tür eğitimlere paranızı kaptırmayın. Paranızı kaptırırsanız aşağıdaki ekran görüntüsündeki gibi Amerikalılara “bakın nasıl keriz silkeledim” diye hava atma malzemesi olursunuz. (Sadece hava atılsa iyi, nasıl sattım diye eğitim yapılıyor, o satılıyor.)