Dijital Dünyada Algı Operasyonlarına Teslim mi Olacağız?

Şu sıralar pek popüler bir laf algı yönetimi. Neredeyse tüm haber kanalları, tüm siyasi yayın yapan haber siteleri, gazeteciler, hepsinin dilinde bir algı yönetimidir gidiyor. Peki gerçekte algı yönetimi nedir, nasıl yapılır? Markamızın başına bir kriz geldiğinde algı yönetimini nasıl yapabiliriz?

Öncelikle geleneksel medyanın ve sosyal medyanın şu anki durumundan bahsetmek gerekiyor. Yalan Haberleri Paylaşmayı Neden Seviyoruz? adlı makalemde yalan haberlerin sosyal ağlarda ve geleneksel medyada nasıl hızlıca yayıldığından bahsetmiştim. Sosyal medyada yalan haberlerin gırla olduğunda hepimiz hemfikiriz fakat işin geleneksel medyada daha az olduğu düşüncesine kapılanlar çok oluyor.

Müftünün tipinden olsa gerek ne zaman benzeri bir haber servis edilecek olsa bu abimiz yayınlanıyor.

Tahmin edebileceğiniz üzere iddianın yalan olduğu haberi, habere göre yüzbinlerce kat daha fazla okundu. İddiayı görenlerin neredeyse hiç birinin yalanlamadan haberi yok. İşin ilginç hikayesi ise şu; İran’lı bir haber ajansı konuyu haber yapıyor. (İran-Suudi Arabistan çekişmesi) Bu haberi Türkiye’de ilk Hürriyet görüyor. Gördükten 3 dakika sonra ise haberi kaldırıyor. Şu anda baksanız göremezsiniz. Amma onlar kaldırana dek yüzlerce haber sitesi Hürriyet’in haberini alıp kullanıyor. Eğlenceli de bir konu olduğundan kısa süre içerisinde viralleşiyor.

Aslında bu haber İran’ın Suudi Arabistan’ı dini konularda itibarsızlaştırma çalışmalarından biriydi. Tipik bir algı yönetimi çalışmasıydı. Bu tür haberler için artık ciddi ciddi kaynaklara, ikincil doğrulamalara gerek yok. Bazen bir tweet bile yetebiliyor. Cem Garipoğlu’nun Irak’a kaçtığı iddiasını bir tweeti kaynak gösteren Kanal D, konuyu ana haber bültenine taşımıştı. Ekran görüntüsünü aşağıdaki sunumda da görebilirsiniz.

Dijitalde Algı Yönetimi V2 from Haydar Özkömürcü

Markalara yönelik en bilinen algı yönetimi çalışmalarından birinden bahsedeceğim şimdi. Danone. Her şey bir ekşisözlük entrysi ile başladı. Henüz ortada sosyal ağlar yokken, mail yoluyla yayılan bir yalanlar silsilesiydi bu ve Danone tamamen altında kaldı. Ekşisözlük entrysi de aslında bir Alman forumundan içeriği almıştı. Bir profesörün yaptığı araştırmaya dayandırılan bir araştırma sonucuydu içerik. Aslında gerçekten öyle bir profesör vardı ama bir araştırma yapmamıştı. Araştırmaya göre Fransızlar, Türk çocukları zeka geriliği yaşasın diye Danone ürünlerine özellikle kötü maddeler katıyordu. O dönem Fransız karşıtlığının da artmasıyla birlikte bu mesajı gören her insan listesinde ne kadar e-mail varsa, maili forwardladı. Halen bu haberi bir çok anne hatırlar ve çocuğuna Danone almaz.

Kendilerine sorsanız çok başarılı bir kriz yönetimi yürüttüklerini söylerler sanıyorum ancak bugün olaylara bakınca tam bir felaket olduğu anlaşılıyor. Mesaj ilk yayınlandığında “İnternet’teki bir mesaj ne kadar güvenilir olabilir ki?” bakış açısıyla hiç önemsenmemiş, bir yıldan uzun bir süre görmezden gelinmiş. Bakmışlar ki insanlar inanıyor, olay büyüyor, (bence çok yanlış bir seçim) Ayşe Özgün’lü reklam filmleri yayına soktular.

Tabi bununla da kalmayıp binlerce anneyi fabrikalarına çağırıp gezdirdiler. Fakat atladıkları bir şey vardı. Kendisine gelen maili yüzlerce arkadaşına forwardlayan anneler, fabrikayı gezdiklerini ve bir sıkıntı görmediklerinin mailini kimseye göndermediler. Kriz yönetiminin belki de birinci sıradaki kuralını unutmuşlardı. Krize çıktığı platformda karşılık vermelisiniz. Bu krizi çözmenin en etkili yolu benzer bir mail zinciri oluşturarak cevap vermekti. Ancak bunu yapamadılar.

Hali hazırda devlet kurumlarının da benzer operasyonlara tabi tutulduğunu ve bu konuda hiç bir şey yapmadıklarını görüyoruz. En taze iki örnek: Diyanet ve Tübitak.

Düşünsenize, bu görseli görmeyen tek bir insan evladı kaldı mı Türkiye’de? Peki Tübitak’tan tek bir açıklama geldi mi konuyla ilgili? Resmi bir açıklama yapıldı, bu bir hayal ürünüdür diye ama asıl sormak istediğim şey şu; kaç kişi gördü bu açıklamayı? Kimsenin görmediği açıklama, açıklama sayılır mı? Günün sonunda milyonların aklında şu var: “TÜBİTAK papaz eriğini imam eriğine çevirme projesi için kaynak harcadı, zaman harcadı.”

Profesyoneller bu operasyonlar için ekipler kuruyor. Hem marka dünyasında hem de siyasi dünyada çok sık karşılaştığım türden çalışmalar bunlar. Bazen insanlara gerçekten bunlarla uğraşılıyor olması hayal ürünü gibi geliyor ancak bu bir gerçek. Gerçekten benzer çalışmaları finanse eden kuruluşlar var. Özellikle gündelik siyaset alanında gerçekten mide bulandırıcı çalışmalar ve teklifler alıyor, görüyor, duyuyorum. Bu alanda tekrar bahsetmeden geçemeyeceğim, teyit.org gibi yapılanmaların kurumsallaşması, çoğalması süreç için çok önemli. Ciddi manada medyada neye inanacağımızı şaşırdığımız bir dünyaya doğru gidiyoruz ve bu gidişatın sonu hiç iyi değil. Sadece yalan haberlerin üretildiği, yayıldığı, insanların kandırıldığı bir platformun sonu büyük ihtimalle sansür ve kısıtlamalarla bitecek.

Sosyal ağlardaki özgürlüğümüzü koruyabilmek, medyayı özgürce takip edebilmemiz için genel bir çağrıdır bu. Lütfen tespit ettiğiniz yalan haberleri, kimi savunuyor, kimi yeriyor olursa olsun, paylaşın. Ekosistemin kendi kendine bu yalan işini çözebiliyor olması lazım. Aksi takdirde Çin’deki gibi bir şey paylaşmadan önce bir devlet görevlisinin içeriğimizi onaylamasını bekleyeceğimiz günler yakın gibime geliyor.

Olayların hukuki yaptırımına bel bağlamak neredeyse anlamsız. Çoğu zaman çıkış kaynağını ve kimin yaptığını çözemediğimiz bir sistem bu. Çözülse dahi, bugüne dek gördüğüm örneklerde hukuki bir yaptırıma rastlamadım. Yapanlar bir şekilde bir yolunu buluyor.

Kurumunuzun Yeni Medya Eğitimi ile yeni medyadaki tehditleri ve fırsatları öğrenmesini ister misiniz?

Yalan Haberleri Paylaşmayı Neden Seviyoruz?

Yalan haberler

Yalan haberlerin, dezenformasyonların ya da medya manipülasyonlarının bu kadar rahatlıkla yayılabiliyor olması, herhangi bir denetimden geçmeden toplumu yavaş yavaş zehirlemesi sizi de korkutmuyor mu?

Konuyla ilgili yeni medya eğitimlerimde sık sık bunun eğitimle çözülebileceğinden, insanların gördükleri haberlere biraz daha dikkatli bakmaları gerektiğinden bahsederim. Aşağıda yeni medya eğitimlerim için hazırlamış olduğum bir özet sunumu da görebilirsiniz;

Dijitalde Algı Yönetimi V2 from Haydar Özkömürcü

Ancak geçtiğimiz hafta yeni bir paylaşım gördüm ve manipülasyonlara yönelik bakış açım tamamen değişti.

Not: Bu tür eğitimlerde her ne kadar siyasi içeriklerden bahsetmek istemesem de dezenformasyon en çok siyasi konularda gerçekleşiyor. Ticari dünyadaki dezenformasyonlarda ise daha çok markalar konunun paylaşılmasını istemiyor, bu nedenle biraz siyasete gireceğim. Mümkün olduğunca her görüşten örnekler paylaşacağım. 

Sayfayı bilenler bilir, Atatürkçü görüşe sahip bir sayfa Takunya. Facebook sayfası onlarca kez kapatıldı ancak 500.000 takipçisi halen var. Bu gönderiye neden bu kadar çok şaşırdım? Beni en çok şaşırtan şeylerin başında bu gönderiyi duvarıma düşürenin lisedeki tarih öğretmenim olmasıydı. İnkılap Tarihi dersleri anlatan bir hoca bakın hangi gerçekleri bilmiyor;

  • Suudi Arabistan 1932 yılında kuruldu. Hadi diyelim bunu bilmeyebilir. Akılda tutulacak bir bilgi değil.
  • Telgrafta el yazısı gönderilemez. Mors koduyla gönderdiğiniz bir içerikte sadece kısa ve uzunların olduğu bir mesajda nasıl imza ve el yazısı göndereceksiniz? Telgrafın çalışma mantığını haydi diyelim Z kuşağı bilmesin, X kuşağı nasıl bilmez?
  • Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcı olarak 19 Mayıs 1919’u alırız ancak daha Erzurum ya da Sivas kongreleri gerçekleşmemiş, ortada resmi olarak bir “Kurtuluş Savaşı” ismi yok, nasıl bu ismi versin? Haydi diyelim aradaki bağı kuramadı, boşluğuna geldi.
  • Soyadı kanunu 1934’te çıkarıldı! 1919 yılında Atatürk isminin olmayacağını nasıl bilemez bir insan? Metni okuduğunda nasıl sorgulayamaz?

İnkılap Tarihi dersi veren hocamla sınırlı kalmayalım. İlkokulda, lisede hatta üniversitede hepimiz gördük bu dersleri. Ya en azından Atatürk’e soyadının ne zaman verildiğini düşünebilmeli insan. Cumhurbaşkanlığı Özel Arşivi’nde böylesine pespaye bir metnin ya da dosyanın bulunabileceğini düşünen insandan bahsediyorum tabi 🙂

Ancak sorun eğitimde değil bence. O kadar da eğitim sistemimize vurmak istemiyorum. Haydi öğrencileri geçtim, Tarih öğretmeni biliyordur heralde ya!

Sıkıntı bilgi eksikliğimizde değil, sıkıntı sorgulama alışkanlığımızda. Zaten çok sorgulamayan bir milletin karşısına sosyal medya diye bir şey çıktı, eskiden gazetedeki, TV’deki haberi daha fazla sorgulayabiliyordu insanlar. (TRT dönemini hariç tutuyorum.) Şuanda her kullanıcı birer haber kaynağına dönüşmüş durumda.

Kullanıcı haberi hayatında hiç görmediği anchormanden almıyor. Haberi çok güvendiği kayınçosundan, ilkokul öğretmeninden, çalışma arkadaşından alıyor. Biri bir kez yanıldı mı diğerleri de peşinden gidiyor. Yoksa bu gönderinin sadece bu sayfada 6bin paylaşım almış olmasını sadece bilmemekle açıklayamayız. Peki burada içeriği ilk paylaşan bir akrabamız değilken bu içeriği bize paylaşmaya iten ne?

Sosyal ağlardaki sayfaları tıpkı birer insana yaptığımız gibi kafamızda kategorize ediyoruz. Bu sayfalar benim karşıt görüşümde olan, bunlar da benim görüşümden olan sayfalar diye. O nedenle karşıt görüş sahibi olduğunu düşündüğünüz bir sayfa bir içerik paylaştığında o içeriğe karşı sorgulayıcı olabilirken, bizim taraftaki sayfaya karşı gözlerimiz körleşiyor. Kendi görüşümüzü sevdiğimizden ötürü onu daha çok paylaşıp daha fazla insanın görmesini istiyoruz. Çünkü ne kadar fazla insan bizim görüşümüzü paylaşırsa egomuz o kadar tatmin olacak.

Farklı kesimlerden örnek vermem gerekirse;

Yüzlerce benzer örnek bulabiliriz. Buradaki temel sıkıntı bence toplumun cahil olması kesinlikle değil. Toplumun belli bir kesiminin cahil olması hiç değil. Bize eğitim sistemimizden kaynaklı bir sorgulamayacaksın eğitimi verildiği için bu sıkıntıyı yaşıyoruz.

Yalan haberler bizim cenahtan paylaşıldığında kaynağa güveniyor ve daha rahat inanıyoruz. Sorgulama perdemiz birden kalkıveriyor. Yalan haberlere sıkıca bağlanıyoruz. Suud Kralı’na Mektup örneğinde yeni medya eğitimi aldığını bildiğim bir kaç kişinin de içeriği paylaştığını gördüm. İş sadece bilinçlendirmekten geçmiyor. Sosyal medyanın ruhu bu. Yalan haberleri sevdiğimiz, öyle olması daha çok işimize geldiği için paylaşıyoruz. Gazetelerin 3.sayfa haberleri gibi tıpkı. Gazeteler onca şiddet haberlerini neden yayınlıyorlar hiç düşündünüz mü? Çünkü insanlar seviyor. İnsanlar kötü şeyleri okumayı seviyor, abartılı şeyleri paylaşmayı seviyor. İnsanların kendilerine sorduğunuzda eminim gazetelerde şiddet haberleri görmek istemediklerini belirtecektir. Ancak en çok tıklamayı bu haberler alıyor, en uzun sitede kalma oranları bu haberlerde görülüyor. İnsanlar kaosu seviyor.

Yalan haberlerde de benzer bir durum söz konusu. Eğer kendi düşüncesine yakın gördüğü tarafın çıkarına bir içerik ise kaynağına bakmadan hemen yaymaya çalışıyor. Bir diğer etken de popüler olma çabası. Yalan haberler genellikle çok ses getirirler. Çok ses getiren bir haberi paylaşmak etkileşim sağlar. Etkileşime bu kadar bağımlı olunan bir toplumda bu haberlerin yayılması da oldukça normal.

Hep başkalarından örnek verdim. Ben de anlattığım insanlar gibiyim. Örneğim oldukça eğlenceli. Nihat Hatipoğlu’nu nasıl öldürdüm? Aslında bu cümleyi başlık olarak atsam büyük ihtimalle belirttiğim sebeplerden ötürü yazı daha çok okunacaktı. Facebook’ta eskiden Allah’ını seven 1 milyon kişi bulabilirim tarzı sayfalar oldukça popülerdi hatırlarsınız. Onun gibi bir sayfada Nihat Hatipoğlu’nun öldüğü haberini gördüm. Gördüğüm şey yalnızca bir link posttu. Haberin önizlemesinde trafik kazası geçirdiği yazıyordu. İçeriğe yüzlerce baş sağlığı yorumu gelmişti. Onca yorumu da gördükten sonra haberin doğruluğundan şüphe duymayı bir kenara bırakın aklıma hemen Twitter geldi. Twitter’da haberi arattım, sonuç yoktu. Oh süper, ilk ben duyuracağım dedim.

Tweeti attıktan hemen sonra muhteşem bir etkileşim aldım. Etkileşimle birlikte sorular da gelmeye başladı. Kaynak soranlara sağlıklı dönüş yapamasam da gidişattan memnundum. Belirtmeyi unutmayayım, sene 2010. Şimdilerde FETÖ’den firari olan bir tv sunucusu kendisine ulaşmış, umrede olduğunu öğrenip linç ettirmişti beni. Haketmiştim sanırım. Sonradan Facebook’ta görmüş olduğum içeriği tekrar buldum, linke tıkladım ve haberin devamını okumak için Flash Player’ımı güncellemem gerektiğini gördüm. Hackerlar dikkat çekici haberleri yayınlıyor, haber aracılığıyla hazırladıkları virüsü daha fazla kişinin indirmesini sağlıyor ve virüsü indirenler de otomatikman haberi paylaşıyordu. Buradaki durum insanoğlunun sosyal medyadaki tek tutkusu olan beğeni almaya ne kadar aç olduğunu ortaya çıkarıyor.

Peki neden beğenilmeye bu kadar muhtacız? İşin özü aslında kişisel tatmin. Ancak kişisel tatminin ortaya çıkmasına sebep olan şey ise kendini kanıtlama arzusu. Sosyal medyada aldığımız her yeni beğeni kendimizi online topluluğumuza yani arkadaşlarımıza kendimizi kanıtlamamızı sağlıyor. Bu ilkel duygu sayesinde dönüyor tüm sosyal medyanın döngüsü.

İşte bu yüzden sosyal medya kaynaklı yalan haberlerin önüne geçebilmek mümkün değil. Teyit.org gibi platformlar buradan alacağımız hasarı biraz olsun azaltacak olsa da teyit.org ve benzeri platformların baş edemeyeceği kadar çok yalan haber her gün servis ediliyor. Sosyal medyadaki dezenformasyonun önüne geçemeyeceğiz. Siyasi otoritelerin bu konuda yapacağı bir yaptırım dahi bu haberleri paylaşmamıza engel olamaz. Zira insanlar yalan olduğunu bile bile değil, gerçek olmasını isteyerek bu haberleri paylaşıyorlar.

Örneğin bu haber. İnsanlar eğer dolmuş şoförü para isterse daha çok etkileşim alacaklarını, haberin daha eğlenceli olacağını tahmin ettiği için bunu paylaşıyor. Haber siteleri de bunun daha çok tık getireceğini bildiği için. Devletin haber sitelerini bu konuda denetlemesi de tek başına bu dezenformasyona engel olamaz. Zira artık herkes birer haber kaynağı.

Haber Sitelerinin Geleceği Tehlikede!

Sosyal medya, yeni medya, dijital medya gibi isimler konu hakkında bilgi sahibi olmayan kişilerce senelerce hep karıştırıldı durdu. Kimi zaman bir haber sitesine sosyal medyanın içinde dendi kimi zaman da Twitter’a yeni medya dendi. Ancak artık bu kavramların kısa vadede tamamen ayrışacağı ve uzun vadede tek bir çatı altında toplanacağı döneme geldik çattık.

Türkiye’nin en köklü haber organlarından biri olan Hürriyet yeni bir sosyal ağa dönüştü. Aslında yakından incelediğinizde Facebook ya da Twitter gibi bir sosyal ağ olmadığından yine dijital medyanın bir parçası olarak görmeye devam edeceksinizdir. Fakat yeni medya düzeni daha biz varolan haline alışamamışken yurtdışında değişti, evrildi. Bizim yeni dediğimizin üzerine yenilikler kattı. Hürriyet ise Türkiye’de bu yeniliklere ayak uydurmaya çalışan ilk haber sitesi oldu.

Continue reading

İnternetin Geleceği Nasıl Olacak?

İster Türkiye’de olsun ister dünyanın başka bir ülkesinde olsun internet sansürü her kullanıcıyı etkilemekte. İnternetin kendisi global olduğundan bir ülkede yasaklanan internet tüm dünyayı etkilemekte.

ABD’de senatodan geçemeyen SOPA (Stop Online Piracy Act) yasa tasarısının etkilerini halen hissetmekteyiz. SOPA’nın ABD senatosundan geçmesi demek milyonlarca web sitesinin kapanması demekti. SOPA sürecinde de bir çok web sitesi kapatıldı. En bilinenlerinden Megaupload o dönemde kapatılmıştı. Megaupload’ın kapatılmasıyla dosyalarını orada barındıranlar, Megaupload aracılığıyla satış yapanlar büyük zararlara uğramıştı. Eğer SOPA geçerse çok daha büyük zararlara uğrayacağını anlayan insanlar yasa tasarısının geçmemesi için büyük bir mücadele verip yasayı durdurmuştu.

SOPA tasarısı konuşulduğu dönemlerde tekrar gündeme gelen Meshnet ve benzer projeler tasarı geçmeyince tekrar unutuldu. Devletlerin ya da Google, Facebook gibi devlerin sizi izleyemeyeceği bu internet alternatiflerinin çalışma mantıkları aslında çok basitti. Artık neredeyse her ofiste bulunan network ağlarını düşünün. Bu ağların hepsini birleştirdiğinizde yeni bir internet kurmuş olacaktınız. Tabi bunun için her bilgisayarın başka bir bilgisayara bağlanması gerekmekteydi. Kullanıcılara duyurulamaması ya da öğretilememesi sebepleriyle bu projeler unutuldu gitti.

İnternet sansürünün konuşulduğu bu dönemlerde yine benzer projeler, VPN’ler, Tor Browser’lar konuşuluyor. Ancak olası bir sansürde insanların bir çoğu bu yöntemleri bilmiyor olacak ve uzun bir süre internete bağlanma konusunda sıkıntılar yaşayacak. DNS değiştirmek kadar kolay olmayan bu yöntemler bir çok web sitesinde gelir kayıplarına yol açacak.

Çözümü Tor Browser’da arayanlar ise internetin karanlık yüzüyle karşılaştıklarında büyük ihtimalle sansür yanlısı biri olup çıkacaklar. Deep Web dediğimiz arama motorlarının indekslemediği, sosyal ağlarda paylaşıl(a)mayan sitelerle dolu bir dünyaya açılan kapı Tor Browser. İçinde çocuk pornosundan, kiralık katil tutabileceğiniz sitelere kadar her türlü iğrenç içeriği barındıran bu siteler yığını ile başbaşa kalıp “Vikipedi”ye ulaşmaya çalışacaklar.

Olası internet sansürlerinden en çok etkilenecek sitelerin başında Facebook geliyor. Çin’de Facebook’un yasak olması sebebiyle Tencent QQ’un 800 milyon üyesi bulunmakta. WeChat, Tencent Weibo gibi dev ağların da sahibi olan QQ, Facebook yasağı sebebiyle ayakta duruyor diyebiliriz. Ancak Facebook bu sorunu kökten çözecek bir proje üzerine çalışmakta. Geçtiğimiz yıl internet.org’u satın almasıyla başlayan süreç yavaş yavaş olgunlaşmaya başladı. ”Henüz internet bağlantısı olmayan dünyanın üçte ikisine internet erişimi sağlamaya kendini adamış küresel bir ortaklık” olarak kendisini tanımlayan internet.org’un asıl hedefi tüm dünyaya interneti ücretsiz ve sansürsüz sağlamak.

Facebook, Nokia, Opera, Ericsson, Mediatek, Samsung, Qualcomm gibi devlerin biraraya gelerek başlattığı internet.org projesi üzerinde Google’da çalışmakta. Hukuki ve yazılımsal altyapıların tamamlanmasının ardından internet.org Facebook ve Google aracılığıyla herkesi internete bağlayacaklar. Bunun için henüz kesin bir tarih ya da yöntem açıklanmasa da tahminler her bilgisayara bir eklenti kurdurulacağı ve bu yolla tüm bilgisayarları birbirlerine bağlayacakları yönünde. Yani web yerine localhost üzerinden internete bağlanacağız. Böyle bir internetin getireceği risklerde az değil aslında. İnternetin anahtarını devletlerden alıp birkaç global şirkete vermiş olacağız. Internet.org çözümü de aslında uygun çözümler arasında görünmemekte.

İnternet sansürüne karşı tek çözüm bilinçlenmeden geçmekte. Hem kullanıcılar hem de yöneticilerin bilinçlenmesi ile birlikte özgür internetten söz edebileceğiz. Bu noktada her iki tarafında kabullenmesi gereken bir denge bulunmakta. İnternet herkesin aklına her geleni yazabildiği bir yer de olmamalı, her sitenin engellendiği bir yerde.

 

Etkili Basın Bülteni Nasıl Hazırlanır?

Her gün binlerce basın bülteni hazırlanıp gönderilmekte. Ancak bu bültenlerin bir çoğu daha okunmadan çöpe gitmekte. Basın bülteni yazmak maalesef öyle basit bir işlemden ibaret değil. Editörlerin filtrelerine takılmadan yayın aşamasına geçmek için bültenlerde uyulması gereken bazı kurallar bulunmakta. Peki etkili basın bülteni nasıl hazırlanır?

Continue reading