+ Sen benden iyi mi bileceksin?

+ Ya bunlar nereden bilecek, bak aslında şöyle...

+ Bunlar hep Amerikanın oyunları

Uzaaar gider. "Ağzı olanın konuşması" eskiden bu kadar rahatsız etmiyordu. Bu konuşulanlar ciddiye alınıp "çoğu zaman" tartışılmıyor, karara bağlanmıyordu. Şimdi ise "parmağı olanın konuştuğu dönemdeyiz." Yine herkes her şeyi biliyor, her konuda ahkam kesiyor. Bir gün jeolog, diğer gün hakim, ertesi gün ekonomi profesörü oluyoruz.

Hayır! Yalnızca yakınmayacağım. Bir çözüm önerim de olacak. Ancak önce olayın aslında ne kadar derin olduğunu anlatmakta fayda var.


Kimi zaman kardiyologtan daha iyi biliyoruz insan anatomisini, ilaçların etkisini. Peki bu sadece eğitim düzeyiyle mi ilgili?

Burada Özgür Demirtaş'ın tweetini daha detaylı incelemek istiyorum. Çocuğunun annesini öldürmek isteyen bir insan var karşımızda. Artık psikolojisi mi bozuk, manyak mı, ruhu mu kötü cidden bilmiyorum ancak bu insanın "ohh kadını öldürdükten sonra çocuğu düşünmeye de gerek yok, devlet nasılsa bakar" diye düşünerek daha da şevkleneceğinden eminim. İşte burada önce çuvaldızı kendime batırarak başlamam gerekiyor. Benim "emin" olmamın ne gibi bir geçerliliği var ki? Özgür Bey'in kendi alanı dışında doğru ya da yanlış hiç farketmeksizin hiç bir geçerliliği olmadığı gibi. Bunun ne Özgür Bey'in şahsıyla ne de benim şahsımla ilgisi bulunmamakta. Burada konuya bir es verip asıl olayı anlatmaya başlayayım.

Daha önce de Cambridge Analytica'dan ve Palantir'den bahsetmiştim. Yakın zamanda halka arz açıklaması beklenen Palantir'in piyasa değerinin 11 ila 41 milyar dolar arasında olacağına dair tartışmalar gündemde. Tabi hiçbirimiz bunca parayı hayal edemediğinden örneklerle açıklamalıyım. O parayla Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) yapıldı. İstanbul Havalimanından 2 ya da 3 tane yapılabilir. Yani aslında oldukça büyük bir şirket söz konusu. Peki bu şirket ne yapıyor? Veri analizi ve toplama işi yapıyor.

Rothschild ya da Rockefeller gibi ailelerin aynı dönemde ortaya çıkması ve dünyanın en zenginleri olmasının nedeni petroldü. Şimdi ise petrolden daha değerli bir şey keşfedildi. Veri. Yeniden dünyanın en zenginlerinin listesine baktığımızda benzer yıllarda doğduklarını, benzer işlere girdiklerini görüyoruz. Ancak şu anda ellerinde bulundurdukları meta petrolden hem çok daha değerli hem de çok daha tehlikeli. Bunun nedenini, nasılını anlamadan konuyu bağlayamayacağım.

Netflix'te yayınlanan The Great Hack belgeselini izlemediyseniz, muhakkak tavsiye ederim. Mahkeme ifadesinde Cambridge Analytica'nın eski çalışanı, bu verinin "silah" kategorisinde değerlendirilmesi gerektiğini söylüyordu. Haklıydı da. Cambridge Analytica gerçekleştirdiği çalışmalarla kesin olarak emin olduğumuz 2 ülkedeki seçimin kaderini değiştirdi, onlarca farklı ülkede de kesin olmamakla birlikte seçimlere müdahil oldu. Şimdi Cambridge Analytica'nın elindeki veriyi düşünün ve bunu 100 ile çarpın. Palantir'in elindeki veri belki de bundan daha da fazla. Tüm Amerikan vatandaşlarını takip eden, haklarındaki tüm veriyi devlet müsaadesi ve teşviğiyle toplayan Palantir, aynı zamanda CIA için de çalışıyor. Yani dünya genelindeki savaş, terör, ekonomik durum, borsa gibi olaylar hakkında veri topluyor.

Şimdi bir kaç ilginç bilgi vermeliyim. Palantir'in kurucusu Peter Thiel aynı zamanda Facebook'un yatırımcılarından. Tesla ve SpaceX yöneticisi Musk'ın PayPal zamanından ortağı. Bir de Airbnb'yi fonlayanlardan birisi. Aynı zamanda bu abimizin Beyaz Saray için çalıştığını, Trump'ın seçim kampanyasında kendisinin ve çalışanlarının aktif rol aldığını söylememe gerek yok. Kendisinin daha geniş bir network analizini Bloomberg çıkarmış. Ancak mevzuyu uzatmamak adına; CIA, FBI, Amerikan Polis Teşkilatları, Beyaz Saray doğrudan müşterisi, 191 ülkede ev kiralayan Airbnb'nin ve dünyanın en büyük veri merkezi haline gelmiş Facebook'un yatırımcısı.

Bunları anlatmamın sebebi çeşitli komplo teorileri üretip, girişte söylediğim "bunlar hep Ameriganın oyunları" diye mevzuyu kapatmak değil. Bu şirketler, bu ağlar bir amaç uğruna kuruluyor. Veri sayesinde insanların, toplumların haritaları çıkarılabiliyor ve davranışları değiştirilebiliyor. Neyi neden yaptıkları analiz edilebiliyor. Bu bilgiye ulaşabilmek için gerek silikon vadisinde gerek dünyanın çeşitli yerlerinde data-mining, machine learning şirketleri birer birer açılıyor. Çözümün kaynağının veri olduğunu anlamış durumdalar! Birileri verinin ne kadar önemli, değerli olduğunu anlamışken, dönüp kendimize bir bakalım.

Şu tweetinin üstüne Cem ile görüşmek istedim. Uzun zamandır ABD'de reklam sektörünü yakından takip ediyor. Acaba bir tek ben mi böyle düşünüyorum diye kara kara düşünmeye başladığım sıralarda hızır gibi yetişti. Bir saatlik veri üzerine uzun bir görüşmenin ardından aslında kafamda bir şeyler iyice oturmaya başladı.

Şimdi hep birlikte sesli düşünelim. Bir yana Palantir'i koyalım, diğer yana Türkiye'de veri ve istatistik denince akla gelen ilk yeri. TÜİK 🙂 Zaten koca kurumun web sitesine bile bakmanız yeterli olacaktır. Dijital, veri, makine öğrenmesi falan diyoruz, mobilde açılmıyor site. Neyse.

Şimdi kadın cinayetleri, tecavüzler, suç oranları, işsizlik, köylerden şehirlere önlenemez göç, eğitim sisteminin hali, ekonominin gidişatı gibi konuları yani hepimizin üzerinde konuşurken birer uzman kesildiği ve icraat adına hiçbir şey yapmadığı konuları çözme kısmına gelelim. İki şeyi kabul etmeliyiz.

"Sen, ben, o, onlar, bizler, hiçbirimiz toplumsal olaylarda şahsi gözlerimize dayanarak tutarlı ve işe yarayan bir çözüm üretemeyiz."

"Bilginin olmadığı yerde, herkes bir şeyler bilir."

Hem veri madenciliğine hem de veri işlemeye ya devlet kurumlarının ya özel sektörün ya da birbirlerine bağlı bir şekilde ikisinin de akademisyenlerin de desteği ile Türkiye hakkında, çevremizdeki dünya hakkında analizler yapması gerekiyor. Bu analizlerin sonucunda karar vericilerin karar alması gerekiyor. Yeni dünya düzenine başka türlü ayak uyduramayız. Yontma taş devrinden cilalı taş devrine herkes geçerken, banane ben düzenimi bozmayacağım diyemeyiz.

Gerçekten kadınlara yönelik cinayetler arttı mı? Webde dolaşan istatistikler ne derece doğru? Yoksa bu algıda seçicilik mi?

Bu suçtan hüküm giyen insanların motivasyonları neydi? Hangi dizileri, hangi filmleri izlerlerdi? İnternette hangi sitelere girerlerdi? Hangi kitapları okurlardı? Hangi aylarda doğdular? Hangi ilaçları kullandılar? Okuldaki öğretmenlerinin % kaçı kadındı? Ailesindeki kadın-erkek oranı neydi? Haftada kaç saat çalışıyordu? Günde kaç saat trafikte vakit geçiriyordu? Bu ve bunun gibi binlerce soru sorulabilir. Bunların birçoğunda korelasyon olmayabilir ya da birçoğunda olabilir.

Tabi bu verinin şuan TÜİK'in yaptığı gibi, "anketimize katılmıyorsanız, buyurun ceza makbuzunuz" şeklinde değil, gönüllülük esasıyla toplanması gerekiyor. 4 yıllık fakülte bitirmiş birinin herhangi bir psikolojik rahatsızlığı olmamasına rağmen nasıl heceleyerek okuduğunu ben çok merak ediyorum. Sistemin neresinde sıkıntı bu denli artmış ki bu hale gelmiş? Siz kendi çıkarımınızı değil de gerçeği merak etmiyor musunuz?