Yalan haberlerin, dezenformasyonların ya da medya manipülasyonlarının bu kadar rahatlıkla yayılabiliyor olması, herhangi bir denetimden geçmeden toplumu yavaş yavaş zehirlemesi sizi de korkutmuyor mu?

Konuyla ilgili yeni medya eğitimlerimde sık sık bunun eğitimle çözülebileceğinden, insanların gördükleri haberlere biraz daha dikkatli bakmaları gerektiğinden bahsederim. Aşağıda yeni medya eğitimlerim için hazırlamış olduğum bir özet sunumu da görebilirsiniz;

Dijitalde Algı Yönetimi V2 from Haydar Özkömürcü

Ancak geçtiğimiz hafta yeni bir paylaşım gördüm ve manipülasyonlara yönelik bakış açım tamamen değişti.

Not: Bu tür eğitimlerde her ne kadar siyasi içeriklerden bahsetmek istemesem de dezenformasyon en çok siyasi konularda gerçekleşiyor. Ticari dünyadaki dezenformasyonlarda ise daha çok markalar konunun paylaşılmasını istemiyor, bu nedenle biraz siyasete gireceğim. Mümkün olduğunca her görüşten örnekler paylaşacağım. 

Sayfayı bilenler bilir, Atatürkçü görüşe sahip bir sayfa Takunya. Facebook sayfası onlarca kez kapatıldı ancak 500.000 takipçisi halen var. Bu gönderiye neden bu kadar çok şaşırdım? Beni en çok şaşırtan şeylerin başında bu gönderiyi duvarıma düşürenin lisedeki tarih öğretmenim olmasıydı. İnkılap Tarihi dersleri anlatan bir hoca bakın hangi gerçekleri bilmiyor;

  • Suudi Arabistan 1932 yılında kuruldu. Hadi diyelim bunu bilmeyebilir. Akılda tutulacak bir bilgi değil.
  • Telgrafta el yazısı gönderilemez. Mors koduyla gönderdiğiniz bir içerikte sadece kısa ve uzunların olduğu bir mesajda nasıl imza ve el yazısı göndereceksiniz? Telgrafın çalışma mantığını haydi diyelim Z kuşağı bilmesin, X kuşağı nasıl bilmez?
  • Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcı olarak 19 Mayıs 1919’u alırız ancak daha Erzurum ya da Sivas kongreleri gerçekleşmemiş, ortada resmi olarak bir “Kurtuluş Savaşı” ismi yok, nasıl bu ismi versin? Haydi diyelim aradaki bağı kuramadı, boşluğuna geldi.
  • Soyadı kanunu 1934’te çıkarıldı! 1919 yılında Atatürk isminin olmayacağını nasıl bilemez bir insan? Metni okuduğunda nasıl sorgulayamaz?

İnkılap Tarihi dersi veren hocamla sınırlı kalmayalım. İlkokulda, lisede hatta üniversitede hepimiz gördük bu dersleri. Ya en azından Atatürk’e soyadının ne zaman verildiğini düşünebilmeli insan. Cumhurbaşkanlığı Özel Arşivi’nde böylesine pespaye bir metnin ya da dosyanın bulunabileceğini düşünen insandan bahsediyorum tabi 🙂

Ancak sorun eğitimde değil bence. O kadar da eğitim sistemimize vurmak istemiyorum. Haydi öğrencileri geçtim, Tarih öğretmeni biliyordur heralde ya!

Sıkıntı bilgi eksikliğimizde değil, sıkıntı sorgulama alışkanlığımızda. Zaten çok sorgulamayan bir milletin karşısına sosyal medya diye bir şey çıktı, eskiden gazetedeki, TV’deki haberi daha fazla sorgulayabiliyordu insanlar. (TRT dönemini hariç tutuyorum.) Şuanda her kullanıcı birer haber kaynağına dönüşmüş durumda.

Kullanıcı haberi hayatında hiç görmediği anchormanden almıyor. Haberi çok güvendiği kayınçosundan, ilkokul öğretmeninden, çalışma arkadaşından alıyor. Biri bir kez yanıldı mı diğerleri de peşinden gidiyor. Yoksa bu gönderinin sadece bu sayfada 6bin paylaşım almış olmasını sadece bilmemekle açıklayamayız. Peki burada içeriği ilk paylaşan bir akrabamız değilken bu içeriği bize paylaşmaya iten ne?

Sosyal ağlardaki sayfaları tıpkı birer insana yaptığımız gibi kafamızda kategorize ediyoruz. Bu sayfalar benim karşıt görüşümde olan, bunlar da benim görüşümden olan sayfalar diye. O nedenle karşıt görüş sahibi olduğunu düşündüğünüz bir sayfa bir içerik paylaştığında o içeriğe karşı sorgulayıcı olabilirken, bizim taraftaki sayfaya karşı gözlerimiz körleşiyor. Kendi görüşümüzü sevdiğimizden ötürü onu daha çok paylaşıp daha fazla insanın görmesini istiyoruz. Çünkü ne kadar fazla insan bizim görüşümüzü paylaşırsa egomuz o kadar tatmin olacak.

Farklı kesimlerden örnek vermem gerekirse;

Yüzlerce benzer örnek bulabiliriz. Buradaki temel sıkıntı bence toplumun cahil olması kesinlikle değil. Toplumun belli bir kesiminin cahil olması hiç değil. Bize eğitim sistemimizden kaynaklı bir sorgulamayacaksın eğitimi verildiği için bu sıkıntıyı yaşıyoruz.

Yalan haberler bizim cenahtan paylaşıldığında kaynağa güveniyor ve daha rahat inanıyoruz. Sorgulama perdemiz birden kalkıveriyor. Yalan haberlere sıkıca bağlanıyoruz. Suud Kralı’na Mektup örneğinde yeni medya eğitimi aldığını bildiğim bir kaç kişinin de içeriği paylaştığını gördüm. İş sadece bilinçlendirmekten geçmiyor. Sosyal medyanın ruhu bu. Yalan haberleri sevdiğimiz, öyle olması daha çok işimize geldiği için paylaşıyoruz. Gazetelerin 3.sayfa haberleri gibi tıpkı. Gazeteler onca şiddet haberlerini neden yayınlıyorlar hiç düşündünüz mü? Çünkü insanlar seviyor. İnsanlar kötü şeyleri okumayı seviyor, abartılı şeyleri paylaşmayı seviyor. İnsanların kendilerine sorduğunuzda eminim gazetelerde şiddet haberleri görmek istemediklerini belirtecektir. Ancak en çok tıklamayı bu haberler alıyor, en uzun sitede kalma oranları bu haberlerde görülüyor. İnsanlar kaosu seviyor.

Yalan haberlerde de benzer bir durum söz konusu. Eğer kendi düşüncesine yakın gördüğü tarafın çıkarına bir içerik ise kaynağına bakmadan hemen yaymaya çalışıyor. Bir diğer etken de popüler olma çabası. Yalan haberler genellikle çok ses getirirler. Çok ses getiren bir haberi paylaşmak etkileşim sağlar. Etkileşime bu kadar bağımlı olunan bir toplumda bu haberlerin yayılması da oldukça normal.

Hep başkalarından örnek verdim. Ben de anlattığım insanlar gibiyim. Örneğim oldukça eğlenceli. Nihat Hatipoğlu’nu nasıl öldürdüm? Aslında bu cümleyi başlık olarak atsam büyük ihtimalle belirttiğim sebeplerden ötürü yazı daha çok okunacaktı. Facebook’ta eskiden Allah’ını seven 1 milyon kişi bulabilirim tarzı sayfalar oldukça popülerdi hatırlarsınız. Onun gibi bir sayfada Nihat Hatipoğlu’nun öldüğü haberini gördüm. Gördüğüm şey yalnızca bir link posttu. Haberin önizlemesinde trafik kazası geçirdiği yazıyordu. İçeriğe yüzlerce baş sağlığı yorumu gelmişti. Onca yorumu da gördükten sonra haberin doğruluğundan şüphe duymayı bir kenara bırakın aklıma hemen Twitter geldi. Twitter’da haberi arattım, sonuç yoktu. Oh süper, ilk ben duyuracağım dedim.

Tweeti attıktan hemen sonra muhteşem bir etkileşim aldım. Etkileşimle birlikte sorular da gelmeye başladı. Kaynak soranlara sağlıklı dönüş yapamasam da gidişattan memnundum. Belirtmeyi unutmayayım, sene 2010. Şimdilerde FETÖ’den firari olan bir tv sunucusu kendisine ulaşmış, umrede olduğunu öğrenip linç ettirmişti beni. Haketmiştim sanırım. Sonradan Facebook’ta görmüş olduğum içeriği tekrar buldum, linke tıkladım ve haberin devamını okumak için Flash Player’ımı güncellemem gerektiğini gördüm. Hackerlar dikkat çekici haberleri yayınlıyor, haber aracılığıyla hazırladıkları virüsü daha fazla kişinin indirmesini sağlıyor ve virüsü indirenler de otomatikman haberi paylaşıyordu. Buradaki durum insanoğlunun sosyal medyadaki tek tutkusu olan beğeni almaya ne kadar aç olduğunu ortaya çıkarıyor.

Peki neden beğenilmeye bu kadar muhtacız? İşin özü aslında kişisel tatmin. Ancak kişisel tatminin ortaya çıkmasına sebep olan şey ise kendini kanıtlama arzusu. Sosyal medyada aldığımız her yeni beğeni kendimizi online topluluğumuza yani arkadaşlarımıza kendimizi kanıtlamamızı sağlıyor. Bu ilkel duygu sayesinde dönüyor tüm sosyal medyanın döngüsü.

İşte bu yüzden sosyal medya kaynaklı yalan haberlerin önüne geçebilmek mümkün değil. Teyit.org gibi platformlar buradan alacağımız hasarı biraz olsun azaltacak olsa da teyit.org ve benzeri platformların baş edemeyeceği kadar çok yalan haber her gün servis ediliyor. Sosyal medyadaki dezenformasyonun önüne geçemeyeceğiz. Siyasi otoritelerin bu konuda yapacağı bir yaptırım dahi bu haberleri paylaşmamıza engel olamaz. Zira insanlar yalan olduğunu bile bile değil, gerçek olmasını isteyerek bu haberleri paylaşıyorlar.

Örneğin bu haber. İnsanlar eğer dolmuş şoförü para isterse daha çok etkileşim alacaklarını, haberin daha eğlenceli olacağını tahmin ettiği için bunu paylaşıyor. Haber siteleri de bunun daha çok tık getireceğini bildiği için. Devletin haber sitelerini bu konuda denetlemesi de tek başına bu dezenformasyona engel olamaz. Zira artık herkes birer haber kaynağı.