Yepyeni ve Kârlı Bir Pazar: Yaşlılara Yönelik Pazarlama

Dünyada gelişen teknoloji en çok sağlık alanını etkiliyor. Sağlık alanında çığır açan buluşlar, yutulabilir cihazların gelişmesi, spora yönelik uygulamaların artması, cerrahi robotların gelişmesi ve doktorların, hastanelerin daha yüksek erişime sahip olmasıyla birlikte ortalama yaşam ömrümüz gittikçe uzuyor. Ancak diğer yandan doğurganlık oranlarının azalması ile birlikte gittikçe yaşlanan bir nüfusa sahip oluyoruz. Peki yaşlılara yönelik pazarlama yapmaya ne kadar hazırız?

Nüfus Etütleri Enstitüsü’nün Müdürü Ergöçmen’in söylediklerine kulak vererek başlayalım.

“Türkiye’de yaşam süresi uzadı. Doğuşta beklenen yaşam süresi, ortalama 77-78 yaş düzeyinde. Kadınlar genel olarak daha uzun ömre sahipler, 80’lere yaklaştıklarını söyleyebilirim. Erkeklerde ise bu süre 75 yıl. 2023, 2050’li yıllara gelindiğinde Türk halkının yaşam süresi daha da uzayacak. Bu dönemlerde insanların 80 küsürlü yaşlarına kadar yaşaması bekleniyor. Doğuşta beklenen yaşam süresinin 83 yıl olacağı tahmin ediliyor. Erkeklerde bu süre 81, kadınlarda ise 85’in üzerine çıkacak diye düşünüyoruz. 2023’te ise kadınlarda 80’e yaklaşan bir ömürden söz edebiliriz.”

2023 size çok uzak gelmesin. Sadece 6 yıl kaldı. 65 yaş üstü insanların oranının kısa bir süre içerisinde %20’leri geçmesi bekleniyor. İşin sosyopolitik kısımlarını bir kenara bırakırsak, “yaşlılara yönelik pazarlama yapmak neden önemli” sorusuna biraz eğilmemiz gerekiyor. Yaşlıların para harcamak için harcayacağı vakit gençlere göre çok daha fazla. 9-5 mesai ile çalışan birinin sabahtan akşama dek AVM’lerde ya da e-ticaret sitelerinde gezmelerine pek rastlayamasak da yaşlıların bunu yapmak için çok daha fazla zamanı var. Diğer yandan yaşlıların standart giderleri azaldığından harcayabilecekleri ciddi oranda bir paraları var. Yani yaşlılara yönelik pazarlama faaliyetleri her geçen gün daha da önem kazanıyor.

2023 yılında 8 milyonluk bir yaşlı nüfustan söz ediyoruz. Diğer yandan yurtdışına açılabilecek şirketler için de Avrupa’da muhteşem fırsatlar söz konusu. Burada en önemli noktalardan birisi erişilebilirlik üzerine yapılması gereken iyileştirmeler. Ne demek istediğimi anlamanız için bir AVM’de bir gün boyunca bebek arabasıyla gezmeye çalışın. Sayısı yetersiz asansörler, bir bebek arabasının geçemeyeceği genişlikte dar koridorlara sahip mağazalarla dolu AVM’lerimiz var. Peki bu neden önemli?

Tekerlekli sandalye kullanımı yalnızca engelliler için değil, yaşlılar için de bir gereklilik haline gelmeye başladı. Tekerlekli sandalyelerdeki teknolojik gelişim ve fiyatlarının ucuzlamasıyla birlikte yavaş yavaş yürüyebilen bireylerde tekerlekli sandalye kullanmaya başlıyor. Tekerlekli sandalyeler artık bir düğmeye basarak ilerleyebilmekte, oldukça rahat koltukları hatta bazen dijital ekranlarıyla konforlu koltuklara doğru dönüşmeye başladılar. Yürümekte birazcık olsun zorlanan yaşlılar yavaş yavaş tekerlekli sandalye kullanımına geçecekler. Bir mağazada incelemek istediği ürünün bulunduğu koridora giremeyen birisine nasıl bir şey satabilirsiniz ki?

Mağazanın koridorlarını genişletmekse yetmiyor. Yaş ilerledikçe yere eğilmek gittikçe daha zorlaşır. (Yine aynı şekilde yükselen obezite oranlarını da aynı kapsama alabiliriz.) Eğer bir yaşlının almasını istediğimiz nemlendirici kremi rafların en altına koyarsak, yaşlı ürünü çok istiyor olsa bile eğilmek yerine farklı bir mağazada ürünü arama eğilimi göstermekte. Raf düzeninde yaşlara ve cinsiyetlere göre dizilim hayati önem taşıyor. Özellikle “sürtünme koruması” dediğimiz bir durum var. Özellikle kadınlarda görülen bu durum, müşteri eğildiğinde eğer koridor yeterince geniş değilse kadınların kendilerine sürtünülebileceğini düşünmesinden ötürü, kadınların alt raflara eğilmemesine sebep oluyor. Aynı şey yaşlılar için de “eğilememek” olarak karşımıza çıkıyor. Yani daha fazla satış yapabilmek için, daha az ürün gösterip, belki alt rafları iptal edip ya da alt raflara sadece gençlere özel ürünler yerleştirip daha çok ürün satmaya çalışmak gerekiyor. Mağazalardaki ürünlerin konumu tamamen ayrı bir makale konusu. Özellikle çocuklara yönelik cips, oyuncak gibi ürünlerin en üst raflarda olması gibi durumlara özel optimizasyonların gerçekleştirilmesi gerekiyor.

Erişilebilirlik konusunda ülkemizin iyi bir durumda olduğu pek söylenemez. Geçenlerde Sultanahmet’te bulunan Türk-İslam eserleri müzesine gittiğimde emin oldum bu duruma. Üst kata bebek arabasıyla çıkmanın tek yolu olan asansör bir engelli asansörüydü. Yukarıya çıkacağınız süre boyunca düğmeye basılı tutmanız gerekiyor. Bu şekilde söylediğimde kolay gelebilir fakat o kadar yavaş çıkan bir asansör ki yolculuk neredeyse 3-4 dakika sürüyor. Diğer yandan asansör hareket halindeyken gerçekleştireceğiniz en ufak bir harekette asansör kendiliğinden duruyor. Yukarı çıkmayın demenin bir başka yolu olmuş. Özellikle metro/metrobüs gibi toplu ulaşım araçlarına asansörle ulaşmak, yoğun kullanımdan dolayı çok zor. Bir de yaşlanan nüfusla birlikte yeni gelecek tekerlekli sandalyeleri de bu denkleme kattığınızda 5-6 asansör gidiş gelişi boyunca beklemeniz gerekecek. Özellikle AVM’ler için hiç de güzel bir durum olmayacak.

Yaşlıların sizden alışveriş yapabilmesi için tek ihtiyaç geniş koridorlar ve asansörler değil. Tüm ambalaj tasarımlarının da değişmesi gerekiyor. Her yaşlı bireyde görünen ortak sorun gözlerin artık çok da iyi görmemesi. Özellikle de yakını. Diğer yandan Türkiye’nin dört bir yanında açılan üniversiteleri de hesaba katmak gerek. Üniversite mezunları lise mezunlarına göre 4 kat daha yüksek bir oranda satın alacağı ürünün ambalajındaki bilgileri okuma eğilimi gösteriyor. Yani daha çok üniversite mezunu ve daha çok yaşlı var elimizde. Bu da demek oluyor ki ambalajlardaki yazıları daha çok okumaya başlıyoruz. Ancak bir sorun var. 9 puntoyla yazılan yazıları yaşlılar okuyamıyor. Okuyamadığı için de ürünü satın almıyor. 65 yaş üstü bir bireyin en rahat okuyabileceği punto 13. 13 puntodan aşağısında okumakta güçlük çekiyor ve ürünü almaktan vazgeçiyor. Yani bir an önce tüm ambalajlarımızı tekrar gözden geçirmeli, belki tasarımlar için daha az alan, yazılar için daha çok alan ayırmalıyız. Özellikle yaşlanan nüfus yediği yiyeceklere karşı daha ihtimam gösteriyor. Bu nedenle belki parfümlerde yazıların küçük kalmasında bir sakınca olmasa da bir çok üründe bu güncellemeye bir an önce gitmek gerekiyor.

Aynı şey web siteleri için de geçerli. Özellikle mobil dönüşümün gerçekleştiği bu çağın yaşlıları da her geçen gün daha çok mobile kayıyor. Belki masaüstünde görememe problemi yaşamayan bir çok yaşlı mobildeki metinleri okuyamıyor. Yaşlılara yönelik pazarlama yapan web sitelerindeki metinlerinde yeniden boyutlandırılması, tasarımlardaki kontrast farklarının artırılması gerekiyor.

Unutmayın, yaşlılar gençlere göre 5 kat daha yüksek harcamalar yapma eğilimindeler. Özellikle moda alanında yalnızca gençlere seslenen markaların artık uyanması gerekiyor. Çok daha yüksek kârlı bir pazar onları bekliyor. Turizm ve sağlık sektörleri de diğer ilk akla gelenlerden.

 

 

CHP Nasıl Bir Reklam Diliyle Seçimleri Kazanabilir?

CHP Seçimleri Nasıl Kazanır

Bu makaleyi tüm partiler için ayrı ayrı yazmam daha doğru olur diye düşündüm fakat Ak Parti hali hazırda bu alanda pek de yönlendirmeye ihtiyaç duymuyor gibi hissettiğimden yalnızca CHP için bir çalışma yapmak daha doğru olacaktır diye düşündüm.

Reklamın dilini belirlerken toplumda karşılık bulacak bir dil belirlemek ilk adımdır. Ancak dilin seçimi kadar önemli olan bir nokta daha var ki o da hedef kitlenin doğru seçimidir. Bir siyasi partinin kemikleşmiş seçmeni ve ona belki oy verebilecek bir seçmen kitlesi muhakkak bulunur. Bir de asla oy vermeyeceğini düşünenler vardır. Siyasi partiler reklam kampanyalarını hazırlarken yalnızca kemikleşmiş kesimlerine yönelik çalışmalar yaptıklarında anca kendi oy oranlarını korurlar ki CHP’nin onca seçimdir başına gelen de budur. Hedef kitlesini yanlış belirlediğinden ötürü reklamları istenilen etkiyi bırakmamıştır. Gerçekleştirilecek olan reklam kampanyalarında ilk hedef olarak Ak Parti ve MHP seçmenini hedef almalı ve oy devşirmeye odaklanmalıdır. Ancak bunu nasıl yapacak?

Ayna Nöronlar zihnin empati merkezleridir. Gerçekleştirilecek olan reklam kampanyasında mutlaka ayna nöronları aktifleştirecek türde bir kampanya kurgulamak gerekiyor. Eğer Ak Parti tabanına seslenirken bir “Cumhuriyet Teyzesi” kullanırsanız o iş tutmaz. İlk olarak yapılması gereken Ak Parti tabanının da rahatsız olduğu konuları belirlemek ve bu konulardaki rahatsızlığı artırmaya yönelik adımlar atmaktır. Zira rahatsızlık arttığında neredeyse iki kutuplu bir ortama dönüşmüş parti ekosisteminde tek alternatif CHP’dir.

Yıllardır süregelen muhalefetin yaydığı korku pompalaması bir çok alanda ters tepmekte. Diktatör iletişimi sonucunda “olsun bizim diktatörümüz o” diyen geniş kitleler oluştu. CHP’nin odaklanması gereken mesajlar müftünün nikah kıyması ya da diktatörlük gibi kalıplardan çok Ak Parti’nin en çok gol yediği alanlar olmalı. Bunların başında FETÖ, yolsuzluklar, kadına yönelik şiddet geliyor. Reklamların dilinde ise daha net bir korku, daha fazla empati duygusuyla birlikte verilmeli, ancak empati duygusu dediğim gibi, Ak Parti tabanında uyandırılmalı. Örnek vermek gerekirse;

1- Muhacir Vakfı

Başörtülü (saçının bir kısmı görünmeyen, mümkünse feraceli) bir kadın ile hafif sakallı bir bey bir vakfın önünde dururlar. Vakfın tabelasında Muhacir Vakfı yazar. Yanlarında da 9 yaşlarında bir erkek çocuğu vardır.
– Bey, yavrumuzu bu vakfa gönderelim mi? Hem dinini de öğrenir ne dersin?
+ İyi olur aslında, hem Allah kelâmı da öğrenir.
– Haklısın, hem büyüklerimiz de bu vakıfla içli dışlılar, onların güvendiğine biz neden güvenmeyelim?
İçeri girerler, içeride yine hafif sakallı bir abimiz kendilerini nazikçe karşılar ve gelin sizi belletmenimizle tanıştırayım der. Belletmen gelir, çocuğun yüzünü yavaşça okşayarak pis bir şekilde sırıtır.
Packshot: Çocuklarımız için CHP.

Reklamı izleyen herkes reklamın neyden bahsettiğini anlar, çocuğun hiç yüzü gösterilmez böylelikle seçmen kendi çocuğunu onun yerine daha rahat koyabilir. Büyüklerimizin güvendiğine biz neden güvenmeyelim vurgusu ise golü atar. Seçmenin kalbine korku yerleştirilir, empati yapmalarına olanak sağlanır. Reklamda oynayan oyuncuların tamamen Ak Parti tabanındaki gibi giyinmesi, hareket etmesi şart. Özellikle kadın oyuncunun yüzünde hiç bir şekilde aşırı makyaj bulunmamalı ki CHP’nin yaptığı reklam işte böyle, bizi hiç tanımıyorlar yorumuna sebep olmasın.

2- Nargile Cafe

Yine hafif sakallı, takım elbiseli ama iyi bir göbeği olan abimiz bir nargile cafededir. Masasında üstüste koyulmuş telefon, zippo ve araba anahtarı bulunmaktadır. Telefonla konuşurken duymaya başlarız.

  • Abi yeni bir sınav sistemi geliyormuş diye duydum, doğru mu?
  • Ohh süper, süper (sırıtarak)
  • Abi bizim yeni rezidansları biliyorsun, hani şu Belgrad Ormanları’nda olan. Senin kardeşine ondan bir tane hediye edelim diyorum, ne dersin?
  • Elhamdüllilah abi, yeni sınav sisteminin detaylarını bekliyorum öyleyse.
    Packshot: Adalet için CHP

Nargile salonlarındaki ihalecilerden her kesimin bıktığı şu dönemde onlara bir gönderme yapılarak Ak Parti tabanında, “ya bıktık sahiden bunlardan” aydınlanması yaşatılmalı.

3- Orman

Güneşli bir ilkbahar günüdür, bir ağacın üzerinde yukarı tırmanan bir sincap gelir kameranın karşısına, ağaç odaktan çıktığında bir kaç kelebek uçar, yerler yemyeşil, çiçeklerle doludur. Rahatlatıcı bir müzik eşlik eder görüntülere. Tam o anda yüksek ve rahatsız edici bir sesle motorlu testere sesi gelir ve kelebeklerin olduğu yere doğru bir ağaç devrilir, kuşların sesleri birden yükselir, sincaplar ve kelebekler kaçmaya başlarlar. Kamera ağacın devrildiği yöne doğru döner, iç karartıcı bir hava ve hüzünlü bir müzik eşlik eder. Kocaman bir şantiye belirir, ormana doğru yürüyen iş makinelerinin sesiyle packshot belirir.
Packshot: Nefes Alabilmek için CHP

4- Avrupa Birliği

Yavaş çekimle AB ve Türk Bayrağı olan bir masa görünür, uzun bir koltukta ise şişman ve kel bir adam oturmaktadır, kamera arkasından görür. Büyükçe masanın karşısında ise önü ilikli genç bir adam,

  • Bakanım, sizin sosyal medyadan aldığınız etkileşimlere hayranım! Hiç yardımcı kullanmıyor musunuz?
  • Yav ne gerek var yardımcıya, (masasındaki Kur’an’a vurarak) bu var ya elimde, başka şeye ihtiyacım kalmıyor, Bakara Makara gidiyoruz işte!
  • Aman efendim, bir gören duyan olursa sıkıntı çıkmasın?
  • Yahu ne olacak? En olmadı baş danışman oluruz, heheheh.
    Packshot: Samimiyet için CHP

İzleyenlerin sinir küpü olacağına emin olduğum bir dialog bu.

Yani sözün özü, asıl hedef kitle CHP için Ak Parti tabanıdır. MHP’nin başka partiye oy verecek tabanı kalmamıştır. Hali hazırda var olanlar sadece MHP’ye oy veren başka partiyi düşünmeyen kemikleşmiş bir kitledir. Bu nedenle kemikleşmemiş yüksek oranda oyu bulunan Ak Parti tabanına doğru hareket etmek gerekiyor. Diğer yandan dikkat edilmesi gereken bir durum da HDP oyları. CHP’nin yapacağı en büyük yanlış HDP oylarına doğru oynamak olacaktır. Bu oynama sonucunda diğer iki partiden alacağı oyu tamamen kaybedecektir.

Chatbot’lar Pazarlama Dünyasını Kasıp Kavuracak!

Chatbotlar çok hızlı bir şekilde gelişiyor. Yüzlerce farklı kreatif chatbot kullanımına denk geldim, özellikle bu örnekler içinde en beğendiklerim üzerinden size chatbotların pazarlamada nasıl kullanılabileceğinden bahsetmek istiyorum.

Öncelikle chatbotlar hakkındaki fırsatlardan ve yanlış bilinenlerden bahsetmem gerek. Chatbot dendiğinde yalnızca Facebook Messenger botları akla gelmemeli. Üzerinde chatbot yazılımı kurulabilen platformlar;

  • Amazon Echo
  • Android
  • Cisco Spark
  • Discord
  • Email
  • iMessage
  • iOS
  • Kik
  • Line
  • Facebook Messenger
  • Skype
  • Slack
  • SMS
  • Telegram
  • Twitter
  • Viber
  • Web
  • WeChat

Bu alanda devrimi ise Whatsapp’ta chatbot kurulabilir bir API yayınlandığında göreceğiz diye düşünüyorum. Ancak şimdiden hazırlıklara başlanmalı. Özellikle çok kullanılan Facebook Messenger üzerinde insanların bilmediği bir özellik mevcut; Broadcast.

Facebook’un yeni sponsorlu mesaj reklam modeli üzerinden size mesaj gönderen herkese sponsorlu mesajlar gönderebiliyorsunuz. Fakat az kullanılıyor olmasının bir sebebi var. Bu reklamı kullanabilmek için minimum CPC miktarını 5.5TL olarak ayarlamanız gerekiyor şu anda. Tıpkı LinkedIn’in 2€’luk mesaj gönderme bedelinin çok pahalı bulunduğu gibi bu özellik de çok pahalı bulunuyor. Aynı zamanda sadece size mesaj gönderenleri hedefleyebildiğinizden özellik oldukça kullanışsız sayılıyor. Büyük ihtimalle bu reklam tipi önümüzdeki aylarda güncellenecek. Ancak chatbotlar sayesinde bu reklama ihtiyacımız da kalmıyor aslında.

Chatbot kuruluyken biri “Başla”ya basarak size mesaj göndermişse, bir daha unsubscribe olana dek ona otomatik mesajlar gönderebiliyorsunuz. Bugüne dek size 1000 kişi mesaj atmışsa Broadcast özelliği ile tek tıkla herkese aynı duyuru mesajınızı gönderebiliyorsunuz. Bu özellik dijital pazarlamada yeni bir elde tutma kanalı olarak artık hayatımıza girmiş durumda. Özellikle haber siteleri bu özelliği sıkça kullanmaya başladı. Diğer yandan vermek istediğiniz promosyon mesajlarını da sizinle bundan önce iletişime geçmiş kullanıcılara rahatlıkla ulaştırabiliyorsunuz. Bu açıdan SMS’in artık kullanılmadığı da göz önünde bulundurulduğunda çok etkili bir kanal elimize geçmiş oluyor. Masaüstüne gönderilen push notificationlar gibi bilgisayarınızı açtığınız gibi 20 tane bildirim gelmesiyle “nooluyo lan” dedirtmeyecek şekilde size müsait olduğunuzda bakabileceğiniz Messenger mesajları gönderiliyor. Bunu sağlayabilmek için ise abone sayınızı bir an önce artırmanız gerekiyor. Abone sayısını artırmak için oldukça güzel chatbotlarla karşılaşmaktayım.

Örneğin Brandgrow bir Instagram postuna hangi hashtagi koymam gerektiği konusunda bana yardımcı oluyor.

Ya da örneğin Surveybot Messenger üzerinden anketler düzenlemeye yarıyor. Swelly ise hayatımda gördüğüm en kapsamlı bot. Yapana cidden helal olsun, saatlerce konuşabiliyorsunuz. O kadar güzel kurgulanmış ki her türlü verinizi takır takır veriyor ve hiç düşünmüyorsunuz. Bot, insanlara iki içerik gönderip kıyaslamalarını sağlıyor. Botu diğer kullananlar göndermiş olduğunuz iki içeriği kıyaslıyorlar ve size sonuçlar geliyor. Ben Xiaomi mi iPhone mu diye sordum. Botlist üzerinden yüzlerce farklı botu inceleyebilirsiniz.

Ben chatbotuma ufak bir AI yazdım, temel sorulara cevap verebiliyor ancak Chatbot uygulamalarının kullanımı o kadar kolay ki, çok daha detaylı projeleri rahatlıkla yapabilirsiniz. Kullandığım Chatfuel uygulamasında APIler de tanımlı olduğundan çok grift kurgulara gidebiliyorum. Otomatik ses ve video gönderimi, lokasyon paylaşımı, Google ve Bing arama sonucu, IFTTT üzerinden Youtube, Twitter ve Instagram hesabındaki içerikleri bağlama, Zapier üzerinden RSS, Youtube, Google Sheets, Google Takvim, WordPress, Slack, Twitter, Instagram ve Vimeo ile eşitleme yapabiliyorsunuz.

En sevdiğim özelliği ise RSS bağlantısı. Makalelerime Messenger üzerinden abone olanlara otomatik olarak son makalelerim gidiyor. Okunma oranları %90, tıklanma oranları %20 civarında, e-posta abonelerimden daha yüksek seyrediyor. Aboneleri kazanmak için ise yine Facebook reklamları imdadımıza yetişiyor. Mesaj reklamları üzerinden “mesaj gönder” kampanyaları oluşturabiliyorsunuz. Size soru soran, fiyat isteyen herkesi chatbotunuzla konuşturuyor ve abonelik kapsamına alabiliyorsunuz.

Messenger Chatbot Boyut ve Kısıtlamaları

Messenger chatbotlarında kurgu yaparken görsel boyutlarına ve kelime uzunluklarına dikkat etmek gerekiyor. Görseller 1-1.91 boyutunda olmalı.

Galerilerde 10 kez sağa kaydırmalı içerik ekleyebiliyor, her alana 3 buton ekleyebiliyorsunuz. Özellikle içeriklerde emoji kullanımı çok sık görülüyor. Diğer yandan karşılama mesajlarında giflerin kullanımı da karşınızdaki ile daha sıcak bir muhabbete çekebiliyor sizi. Eğer farklı domainlerle mesajlar gönderecekseniz Domain Whitelist olayından haberdar olmanız gerekecek. Mesajlarınızda abonelikten çık butonu koymanıza yönelik bir kural yok ama yine de etik olarak koymanız fena olmayacaktır.

Sayfanızda chatbot kurulumu sık sorulan soruları daha hızlı yanıtlamanıza ve daha az eleman çalıştırmanıza olanak sağlıyor. Diğer yandan Facebook sayfanızda yeşil mesaj ikonunu manuel cevaplarla alabilmek çok zor iken botlarla rahatlıkla alabiliyorsunuz.

Özellikle canlı yayın yaparken izleyicileri çekmek çok zor. Facebook’ta canlı yayın deneyimi olanlar bilirler, Facebook çok az kişiyi size gönderiyor. Reklam da yapamadığınızdan izleyici sayınız oldukça az oluyor, hazırladığınız prodüksiyona yazık oluyor. Broadcast ile anlık olarak insanları yayınınıza yönlendirebilirsiniz.

IFTTT ve Zapier

IFTTT ve Zapier’i bilmeyenler için kısaca anlatmak gerekirse, hayatınızı otomasyona bağlayan, biri kişisel diğeri iş için kullanılan muhteşem iki araç. Bu araçlar da chatbot entegrasyonu sağlıyorlar. Chatfuel’i seçmemin sebeplerinden birisi de Zapier ile entegrasyonu olması. Diğer yandan IFTTT üzerinden Producthunt’taki Hot başlıkları anlık olarak Messenger’ıma alıyor olmam sektörü yakından takip edebilmeme olanak sağladı diyebilirim. Chatbotlar sizi sürekli olarak besleyebiliyorlar. Zapier’in sınırsız API desteği ile yapabileceklerinizin sınırı ise yalnızca hayal gücünüz.

Yeni Olanaklar

Chatbotlar bize yepyeni bir iş biçimi sunuyor. Örneğin Leadza botu Facebook Marketing API ile reklamlarınıza bağlanıyor ve reklamlarınızı nasıl optimize etmeniz gerektiğine dair size öneriler sunuyor. Sadece önerilerle kalmıyor, tahminler de paylaşarak ortalama bid değerini size veriyor. Bu özellikler çok yakında ücretli olarak satılmaya başlayacaklar, aynı zamanda bu uygulamalar bir zamanların sekme uygulamalarında olduğu gibi çok detaylı data sağlıyorlar. Sosyal datayı elde etmek için ajansların çok yakında chatbotları keşfedeceğini düşünüyorum.

Flawsome Marka Olmanın Vakti Geldi! Neden Flawsome?

flawsome markalar

Son dönemlerde yeni bir terim hayatımıza girdi, Flawsome Brands. Son dönemin en trend tanımlarından birisi bu, bence de bir marka için en önemli markalaşma enstrümanlarından birisi oldu. Peki nedir bu Flawsome? Nasıl olunur?

Human Brands denen İnsani Markalar artık hayatımızda. Markaların da insanlar gibi duygularının olması gerektiği, olaylar karşısında yaklaşımlarının olması gerektiği konuşulurken, Human Brands’in bir alt kırılımı olan Flawsome Brands ise markaların aslında mükemmel olmadığını kabullenmesi demek.

Flawsome Brand olan bir marka tıpkı insan gibidir. Kusursuz değildir. İnsanlar da zaten markalardan bunu bekliyorlar. Gördüğünüz bir reklamda her şeyin dört dörtlük olduğunu gördüğünüzde sizin de gözünüz korkmuyor mu? Satın alacağınız ürünün kusursuz özellikleri arka arkaya sıralanırken acaba ne kadar pahalı bir ürün diye aklınızdan tam geçirirken bir de çok ucuz bir fiyatı duyduğunuzda aklınızda ilk beliren şey, “acaba bana söylemedikleri hangi kusuru var?” olmuyor mu?

Ayna nöronların çalışma prensibine göre kendimize benzeyen şeylerden hoşlanmamız daha mümkün. Biz birer insan olarak, tıpkı insanlar gibi hata yapabilen markaları seviyoruz. Kusuru olan, defosu olan markalar. Tabii ki bir sürü defosu olan marka iyidir, onu almak makbuldür demiyorum. Bu hatasını kabul eden markalar makbul insanların gözünde. Kriz yönetiminin ilk kurallarından birisidir hatayı kabullenmek. Yoksa insanlar daha çok üstünüze gelirler.

Güncel bir örnekle gidelim. Burger King, Arby’s, Popeyes gibi markaların Türkiye temsilcisi TAB Gıda’da işe alım mülakatlarında bir adayın başına gelenler büyük olay çıkardı. TAB Gıda ise üzerinden saatler geçmesine rağmen herhangi bir açıklama yapmadı. Çünkü eski tip marka yöneticiliği bu tür durumlarda sessiz kalınmasını söyler, eninde sonunda insanlar yatışacak ve unutacaktır der. Ancak başlatılan boykot ne kadar etkili olur bilinmez ama insanların gözünde TAB Gıda artık çalışmaya hevesli olunabilecek bir şirket değil. Büyük ihtimalle açıklama yapmamalarının bir diğer sebebi de konunun gazete ve haber sitelerine düşmemiş olması. Haber siteleri bu alanda oldukça para düşkünü olduklarını her seferinde kanıtlamaya devam ediyorlar. Markalar bana reklam vermeyi bırakır düşüncesiyle bu tür olayları çok fazla büyümeden görmüyorlar. Ancak markaların unuttuğu bir şey var, artık iletişim çağındayız.

Dijital çağda kriz yönetimi dendiğinde akla ilk gelen örnektir United Breaks Guitars. Videonun ardından firma milyonlarca dolarlık zarara uğramıştı, mağdurun başından geçenler de ilk seferde hiç bir haber kanalına çıkmamıştı. Ta ki insanlar bu videoyu paylaşana dek. TAB Gıda olayında da eğer yeteri kadar insanlar seslerini çıkarırlarsa şirket bir açıklama yapacaktır. Çünkü görünen o ki, TAB Gıda bir Flawsome Brand değil. Tipik eski kafa çalışan bir vizyonsuz aile şirketi görünümünde şu anda. Umarım önümüzdeki saatlerde güzel bir özür mesajı yayınlayarak beni utandırırlar.

Tanrısallaştırılmanın ve dokunulmazlığın ilk kuralı iletişimsizliktir. Eski Çin’de imparatorla bırakın konuşmayı, tahtına yüzlerce metre yaklaşabilmek için bile özel izinler almanız gerekirdi. Binlerce koruma arasında her yeni metrede bir eğilerek yaklaşır, kesinlikle yüzüne bakamazdınız. Bu sayede imparator tanrının gücünü elinde bulundurduğunu insanlara gösterirdi. Çünkü ulaşılmaz olan tanrısal bir güce sahiptir. Binlerce yıl önce bu taktik işe yarıyordu yaramasına da şimdi o işler biraz zor. Artık iletişim çok kuvvetli, ikame ürünler çok daha fazla. Artık ulaşılabilir markalar kazanıyor, ulaşılabilir insanlar kazanıyor.

Hiç unutmuyorum, bir proje sebebiyle bir kaç isme mail atmak durumunda kalmıştım. Dünyanın en büyük 10 şirketinden birinin CMO’suna attığım mail 1 gün içerisinde cevaplanmış olmasına rağmen aynı şirketin hepi topu 20 kişilik bir kadrosu olan Türkiye ofisinin müdür yardımcısına attığım mail cevaplanmamıştı. Aynı maili Guy Kawasaki ve Seth Godin 10 dakika içerisinde cevaplamıştı. Ulaşılabilir insanların da daha çok kazandığı, daha önde olduğu bir dünyadayız, şirketler de çok farklı değil.

Araştırmalar çoğu insanın dünya üzerindeki markaların %70’inin yarın ortadan kalkmasından zerre kadar etkilenmeyeceğini gösteriyor (Kaynak: Havas Media, Kasım 2011).

Yeni dünyada artık tüm şirketlerin itibarı, sadakati ve güvenilirliği pamuk ipliğine bağlı. Markanın eskisi gibi ben üretirim, ürettiğim illa satılır o yüzden kimseyle muhattap olmam deme lüksü artık yok. Artık markaların da tıpkı bir insan gibi duygularla kendini öne çıkarması gerekiyor.

Artık şeffaflık çağındayız. Hepsiburada’dan bir ürünü incelerken ürünün aldığı 150 yorumunda olumlu olduğunu görünce “hadi lan oradan” demiyor muyuz? Şikayetvar’da ya da Ekşisözlük’te hakkında tek bir kötü yorum olmayan markaları görünce “bu marka parayla sildirmiş/parayla içerik yazdırmış” diye düşünmüyor muyuz? Her geçen gün böyle düşünenlerin sayısı artıyor. Önemli olan hakkınızda şikayet olması değil, şikayetleri çözebiliyor olmanız. Her markanın muhakkak çözümsüz şikayetleri, uzun süren şikayet yönetimleri olacaktır. Her marka hakkında olumsuz şeyler yazılacaktır. Doğal olanı bu zaten. Hakkındaki şikayeti kaldırtmak için yüzbinlerce lira harcayan patronlar bunu anlayamıyorlar! O şikayetler sizin için çok değerli. Sizin hata yapabilen bir marka, yani insani bir marka olduğunuzu gösteriyor bu şikayetler. Önemli olan onu kaldırmanız değil, çözmeniz. Çözemiyorsanız bile olumlu içeriklerin olumsuzlardan kat be kat daha fazla olması asıl mesele. Bu şikayetlerin her biri sizin için birer fırsat. Hem hatanızı telafi etmeniz hem de müşteriyi sadık bir müşteri haline getirebilmeniz için bir fırsat. Şikayetçi müşteriyi geri kazanmak kadar markanıza yapabileceğiniz bir yatırım yoktur.

Hata yapabilen ve bu hatasından ders çıkaran, hatasını telafi eden markalar en değerlileridir. İnsanlar bu markaların peşinden giderler, onları savunurlar. Hata yaptığında kabul eden bir markanın avukatı olmak çok daha kolay değil mi?

FLAWSOME trendine verilebilecek en mükemmel örnek muhtemelen Domino’s Pizza’nın 2009’da çalışanlarının YouTube’a olumsuz bir video koymasının arkasından başlattığı Domino’s Pizza Turnaround (Toparlanma/ Geri-Dönüş) kampanyası olsa gerek. Marka, 2011’de de Temmuz ayı boyunca (iyi ve kötü) müşteri geri bildirimlerini New York Times Square’de kiraladığı dev dijital reklam panolarına yansıtarak şeffaf tutumunu sürdürdüğünü kanıtladı.

En sevdiğim örneklerden birisi de Kızıl Haç’a ait. Bir çalışan yanlışlıkla kendi hesabından atacağı sarhoş olmak istiyorum tweetini Kızıl Haç’ın hesabından atınca, Kızıl Haç tweeti silip hiç bir şey olmamış gibi davranmadı. Hata yaptı ve hatasını kabul etti. “Az önceki neşeli tweeti sildik. Lütfen Kızıl Haç’ın ayık olduğundan şüpheniz olmasın”

Benzer örneklerle yüzlerce kez karşılaştık. “Kuzenim yazmış, hesabım hacklenmiş, benim öyle bir hesabım yok” açıklamaları bizleri yeterince markadan uzaklaştıran, irrite eden yaklaşımlar.

Bırakın insanlar hakkınızda olumsuz yorumlar yapsınlar. Hatta insanları hakkınızdaki olumsuz düşüncelerini yazmaya yöneltin, harika içgörüler elde edebilirsiniz. Eninde sonunda insanların hakkınızda yazdığı olumsuz yorumları herkes görecek zaten. Flawsome’a gerçekten inanan insanlarla kriz yönetimini ve şikayet yönetimini gerçekleştirin. İletişim dünyasında markaya eski kafayla bakanlara artık yer yok.

Türkiye’de Pazarlama Etkinliklerinde Sorun Nerede? Hangi Etkinliklere Katılmalı?

Türkiye’deki pazarlama, iletişim ve dijital ekosistemindeki etkinliklerden biraz bahsetmek istiyorum. Hiç yurtdışında etkinlik düzenlemedim ama Türkiye’de etkinlik düzenlemek cidden zor iş. Çünkü insanların talepleriyle sizin amaçlarınız ve alacağınız fayda genellikle birbirine uymuyor. Biraz açıklayayım.

Öncelikle ekosistemden biraz bahsetmem gerek. Etkinlikleri kategorize edecek olursak, ücretli ve ücretsiz olarak ikiye ayırarak başlıyoruz. Ücretsiz etkinliklerde Kworks, Habita, Kollektif House, Bilge Adam GO ve Workinton gibi yerlerde düzenlenen daha sektör içi profesyonellere yönelik etkinlikler bir grup oluştururken, Bahçeşehir Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Doğuş Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Bilgi Üniversitesi gibi daha büyük etkinlik alanlarına sahip ancak daha masse hitap eden etkinlik alanları mevcut. Ücretli etkinliklerdeyse oteller ve kongre merkezlerinde düzenlenen etkinlikler ve düşük ücretli olup paylaşımlı ofis merkezlerinde düzenlenen mini etkinlikler mevcut. Her birini ayrı ayrı değerlendireceğim için bir kategorizasyona gitmem gerekti.

Etkinlikler içerikleri olarak da birkaç kategoriye ayrılıyor. Salt bilgi veren etkinlikler, ilham veren etkinlikler ve kendi şirketlerini tanıtan konuşmacıların olduğu etkinlikler diye sıralayabiliriz.

Bir kere şunu anlamamız lazım. İnsanlar salak değiller. Yalnızca kendi şirketini anlatan konuşmacıların olduğu etkinliklere hiç kimse şirket tanıtımını dinlemek için gitmiyor. Giden insanlar iki tipteler. Ya dinleyiciyi şirketi göndermiş oluyor, bu nedenle sunumun tamamını dinlemesi gerekiyor, çünkü şirkette patronu ne dinledin, o kadar para verip gönderdik diye soracak ya da konuşmacıyı dinlerken telefonuyla vakit geçiriyor ve arada asıl amacını yani katılımcılarla iletişime geçip, tanışma işini hallediyor. Peki neden durum böyle can sıkıcı?

Türkiye’de ücretli bir etkinlik düzenleyecekseniz katılımcılar sizden yemek, rahat koltuklar ve şık bir ortam bekliyor. Hatta aralarda klasik müzik dinletisi, belki araya bir şovmenin çıkmasını, bir iki manken görmeyi ya da kısaca eğlenmeyi bekliyorlar. Hal böyle olunca etkinliği düzenlemek için otelde düzenlemekten başka seçeneğiniz çok az. Otellerde ortalama 300 kişilik bir katılımcı için ücretler 100K civarında seyrediyor. Eğer tercihiniz Lütfi Kırdar ya da Haliç Kongre Merkezi gibi bir alan olacaksa ücretler 200-250K’yı da bulabiliyor 500-600 kişi için. Haliyle etkinliği düzenleyen organizatörün bir şekilde bu parayı tahsil etmesi lazım, etkinliğe katılan katılımcılardan tahsil etmesi de biraz zor olunca sponsorlar aracılığıyla bu parayı topluyorlar.

Türkiye’deki sponsorluk bilinci henüz tam oturmamış durumda. Sponsor 10K para verince etkinliğin tek sahibi gibi hissediyor kendisini. Neden böyle söylüyorum? Çünkü kendisini ana salonda, en uzun konuşmacı olarak görmek istiyor ve konuşmasının içeriği boyunca sadece ve sadece kendisini ve şirketini anlatıyor. En iyi pazarlama pazarlamamadır ilkesini haksız çıkarmaya çalışırcasına yalnızca kendinden bahseden bu konuşmacılar etkinlikten sonra gerçekleştirdikleri analizlerde etkinliğin çok faydasız olduğu sonucuna varıyorlar genelde. Ürünümüzün satışları artmadı, insanlar etkinlikteki konuşmamızdan alıntılar paylaşmadı, fotoğraflar paylaşmadı, etkinlik sonunda insanlar gelip soru yağmuruna tutmadı gibi. Bu sonucu almalarının aslında çok normal olduğunu, insanların onu ilk 3 dakikadan sonra hiç dinlemediğini söyleyemiyorsunuz tabii.

Özellikle ücretli etkinlik işini uzun zamandır yapan, bunu ayrı bir gelir kapısına döndürmüş olan platformların sponsorluk ağları oldukça gelişti. Artık etkinlik boyunca 50 konuşmacı varsa 50’si de sponsor olabiliyor. Daha iyi durumda olan etkinliklerde ise 50 konuşmacının 10 tanesi yabancı oluyor, geri kalanları sponsor konuşmacılar oluyor.

Bu etkinliklerde bol sıfırlı €’lar isteniyor. Sanıldığının aksine bu etkinliklerin ücretlerini yüksek tutmalarının sebebi etkinliğin masraflarını çıkarmak değil. O masraflar zaten sponsorlardan çıkarıldı, üstüne kârda edildi. Ücretlerin yüksek olmasının asıl sebebi katılımcı kitlesini niş bir kitlede tutmak. Basit bir anlayışla, bir günlük etkinliğe 3000TL verebilecek olan birinin alım gücü yüksektir ve sponsor olan firmaların hedef kitlesidir bu katılımcılar. Sponsorlar da sırf bu anlayıştan ötürü sponsor oluyorlar zaten. Düzenlediğim etkinliklerde sponsor arayışlarımda hep bu düşünce ile karşılaştım, zorlandım. Zira ben etkinliklerin daha geniş kitleler tarafından erişilebilir olmasını isterken, sponsorlar hep tersini düşünüyordu. Bu nedenle ücretsiz etkinliklere sponsor bulmak daha çok kişinin katılımına sebep olmasına rağmen daha zor oluyor.

Ücretli etkinlik alanında etkinlik düzenlemeye meraklı olanlara bir önerim de var. İstanbul’un dışında işlerini idame ettiren markaların henüz bu şekilde gözü açılmadı. Halen etkinliklere sponsor olabiliyor ve gerçekten etkinliğin sahibi gibi değil, bir paydaşı gibi davranabiliyorlar. Anadolu da yaşanılan tek sıkıntı da yine sponsoru oldukları etkinlikte sadece kendilerinden bahsetmeleri. Ancak daha kolay törpülenebiliyor bu yaklaşım. Özellikle Anadolu’da Ticaret ve Sanayi Odaları’nın desteğini daha kolay alabiliyor, salon ücretleri çok daha düşük oluyor hatta barterlik kapıları daha çok oluyor. Hepsinden önemlisi ücretli ya da ücretsiz, Anadolu etkinliğe aç! Hiç unutmuyorum, Van’da Growth Hacking anlattığımda insanların pür dikkat, bir kelimemi bile kaçırmadan dinlediklerini. İstanbul’da onlarca konferansta böyle bir kitle henüz görmedim.

Ücretsiz etkinliklerde ise başka bir sıkıntı boy gösteriyor. İçerik açısından kendi reklamını yapmaya gelmiş ve bir şeyler öğretmeye gelmiş konuşmacılar olarak ikiye ayrılıyor genelde. Eğer çok sayıda sponsoru olan ücretsiz bir etkinlik varsa o etkinlikteki içerik genellikle reklam ağırlıklı oluyor. Biz Marketing Meetup’ı düzenlerken bu algıyı kırmaya çalışarak ilkini ücretsiz ve tamamen reklamsız içerikle donatmıştık. Ne kadar sektörü değiştirebildik bilmem ama genel izlenimim ücretsiz etkinliklerde halen içeriklerin daha dolu olduğu yönünde, birkaç istisna dışında. Özellikle kâr amacı güden kurumların kendi ismiyle düzenlediği etkinlikler çoğunlukla sadece kendilerini tanıtmak üzerine kurgulanmış durumda.

Bugüne dek yüzlerce etkinliğe katıldım. Kendimce bir filtrelemeye geçtim artık. Eğer konuşmacılar global bir şirketin Türkiye temsilcileriyse o konuşmacıları dinlemiyorum, genelde genel merkezin yaptığı harika çalışmaları anlatıyor (aslında kendilerinin yakından uzaktan benzer bir çalışmaları yok) ve sadece kendilerini tanıtıyorlar. Diğer yandan çoook küçük etkinliklere de katılmamaya çalışıyorum. Buradaki küçüklükten kastım aslında amatörlük. Amatör ruh bazen muhteşem işler çıkarabiliyor fakat bazı etkinlikler de var ki hani nasıl desem, afişini bulaşık makinesiyle hazırlamışlar sanki!

Ücretsiz etkinliklerde eğer etkinlik alanı olarak üniversiteleri seçerseniz işiniz cidden zor. Üniversitenin çalışanlarıyla iş takibi yapmak, bürokrasiyle uğraşmak falan büyük sabır gerektiriyor. Tabi ikramları vs. dışardan getiriyorsunuz ama etkinlik salonunu temizleyen abiler bile sizden ayrıca para istiyorlar. Henüz etkinlik konusunda gerçekten uzmanlaşmış, ses sisteminde sorun olmayan, internet altyapısı sağlam, fuaye alanı düzgün olan bir üniversite görmedim.

Birkaç öneri de paylaşayım yeri gelmişken;

Hali hazırda Bilge Adam GO’da ayda bir #godigital etkinliklerini düzenliyorum. Az kişiyle, samimi bir ortamda gerçekten katıksız bilgiyi amaçlayan bir etkinlik dizisine dönüştü.

Diğer yandan eski ortağı olduğum Marketing Meetup‘ta gerçekten her adımının planlandığı, üzerinde günlerce çalışılan bir etkinlik, yakından takip etmenizi öneririm. Yakında birkaç yeni etkinlik konsepti daha geliyor, haberini vermiş olayım. (Meraklısına, %20 indirim kodunuz: HYDR ) Dijital Pazarlama Okulu‘nun genelde Kworks’te düzenlediği etkinlikler de içerik açısından güzel oluyor. Leanmarketing’in düzenlediği Growth İstanbul etkinlikleri ve Userspots’un düzenlediği UX günleri cidden harika oluyorlar. Analytics Akademi‘nin düzenlediği Analytics odaklı etkinliklerde sayfalarca not almak durumunda kalıyorum, harika oluyor. ZEO’nun düzenlediği SEO etkinliklerinden de bahsetmeden olmayacak, yani bir çıta bu kadar mı yükseğe konur? Meetup.İstanbul‘da dinlerken zevk aldığım bir diğer etkinlik dizisi. Son olarak Dijital Pazarlama Sohbetleri‘de güzel geçecek gibi görünüyor, arkadaki ekip oldukça sağlam.

Eğer konuşmacıları dinlemeye gidiyorsanız şahsi tavsiyem binlerce lira verilerek gidilen etkinliklere gitmeden önce iki kere düşünmeniz. Network edinme amacıyla gidiyorsanız o başka tabii.