Bir Ajans Neye Göre Bütçe Verir?

Sektöre yeni girenlerden en sık aldığım soruları derledim geçenlerde. Büyük bir farkla bir soru öne çıkıyordu. Bunun bu kadar yoğun bir şekilde merak edildiğini ve internette neredeyse hiç kaynak bulunmadığını görünce çok şaşırdım. Soru:

Bir ajans ya da freelancer neye göre bütçe verir? 

Çevremdeki freelancerlara ve ajanslara da aynı soruyu ben sordum, neye göre bütçelendirme yapıyorlardı? Aldığım cevapların çoğu beni şok etti. Ay sonuna ne lazımsa, markaya göre değişir, karşıdakinin kabul edeceği ya da hatta kabul etmeyeceği tutar her ne ise o... gibi birbirinden ilginç cevaplar aldım.

Ardından aynı soruyu şirketlere sordum. Size gelen teklifleri neye göre değerlendiriyorsunuz diye. O taraftan aldığım cevaplar da evlere şenlik. En ucuzu hangisiyse o, en az paraya en çok vaat edeni, ne kadar fazla çalışanı varsa onu...

Kısaca işi tutarlı bir formül çerçevesinde yürüten yalnızca Türkiye'de bir kaç ajans var. Peki bu tutarlı formül nedir? Açıklaması biraz uzun olacak ancak baştan belirtmeliyim, bu ya da benzeri bir formül üzerinden bütçelendirme yapmıyorsanız ya çok fahiş fiyatlarla kâr ediyor ya da ciddi zarar ediyorsunuz.

Örneklemeyle gidelim. 5 çalışanı olan bir şirketimiz olsun elimizde.

Çalışanlar ve net maaşları:

  1. Çalışan - 7500TL
  2. Çalışan - 5000TL
  3. Çalışan - 2020TL
  4. Çalışan - 2020TL
  5. Çalışan - 2500TL

Şimdi de bu çalışanların ayda kaç saati olduğuna bakalım. Bir haftada 45 saat çalışma zorunlulukları var. Yani 45x4x5=900 saat. Çalışanlarımızla elimizdeki 900 saatlik süre içerisinde maaşlarımızı çıkarmak ve giderlerimizi yönetmek durumundayız, her ay.

Bu noktadan sonra yöntemler ikiye ayrılıyor. İşe bakacak olan çalışanlar başına farklı adam/saat ücretleri de hesaplanabilir, hepsinin ortalaması da hesaplanabilir. Ben kolaylık olması açısından hepsinin ortalamasından gideceğim.

Bir şirketin bir çalışana ödediği maaş net değil, brüttür. Örneklemimizde çalışanlarımız bekar ve çocuksuz olsun. Şimdi çalışanların brüt maaşlarını hesaplayalım;

  1. Çalışan - 12326TL
  2. Çalışan - 8217TL
  3. Çalışan - 3320TL
  4. Çalışan - 3320TL
  5. Çalışan - 3500TL

Aslında kısa yol olarak net maaşı 1.65 ile çarpabilirsiniz. Bu 1.65 oranının içerisinde;

  • Asgari geçim indirimi
  • İşsizlik işçi
  • Aylık gelir vergisi
  • SGK
  • Damga vergisi

Burada bir kaç değişken daha var ama o kadarını mali müşavirinizle çözebilirsiniz. Aldığınız teşviklere, indirimlere ya da maaşların tutarına göre tonlarca değişken olabilir.

30.683TL 5 çalışanın maaşını ödemeniz için her ay sabit olarak ödemeniz gereken tutar. Peki bir çalışanınızın maaşını hesaplayacaksak, toplamı beşe bölelim: 6136TL Hani şu, çalışanım ona ödediğimden fazla kazandırmalı klişesi var ya, haklılık payı var. Giderler daha yeni başlıyor, ayda 28bin TL kazanırsanız gelecek ayı göremezsiniz. Devam edelim.

Ofisin İstanbul'da Maslak/Levent civarında minik bir plaza katında olduğunu varsayalım.

Kira: 4000TL
Aidat: 750TL
Stopaj: 1000TL

Bu insanlar Maslak/Levent civarındaki restoranlardan yemek yiyecekler, o bölgede o maaşlarla oturabileceklerini de sanmıyorum. Bir yol gideri de olacak. Taksi kullanmasınlar.

Yol: 200TLx5
Yemek: 450TLx5

Ofislerinde demirbaşlara da ihtiyaçları var. Mobilyalarda amortisman ömürleri 5 yıl, bilgisayarlarda 4 yıl, cep telefonlarında 3 yıl.

Ofis masası: 400TLx5
Ofis sandalyesi: 200TLx5
Klima: 2000TL
Küçük mutfak gereçleri: 1000TL
Kahve makinesi ve çaydanlık: 600TL

Cep Telefonu: 4000TLx2
Bilgisayar: 5000TLx5

Duvarlarında tablo, saat falan olmasın. Çıplak bir ofis olsun. Bilgisayarlara da ek monitör, fare vs. almayalım.

Aylık çay, kahve, kurabiye ve kırtasiye tüketimi: 600TL

Elektrik, su, doğalgaz, internet ve telefon: 1500TL

Muhasebe: 4000TL

Maaş+Kira+Yemek+Yol+Demirbaş+Tüketim + Fatura + Muhasebe

30.683TL + 5750TL + 3250TL + (6600TL/5/12 + 8000TL/3/12 + 25000TL/4/12) + 600TL + 1500TL + 4000TL

46.636TL aslında her ay 45bin TL kazanamayan ajansımız bu planlamaya göre halen zararda. Ancak bitmedi. Henüz vergilendirmeye ve kârlılık hesabına gelmedik. Bu işletmenin hiç bir şey kazanmadığında sabit gideri aslında. Para kazanmaya başladığında işler daha da güzel hale geliyor. %20 kârlılık oranı ile bu işletmenin çalıştığını düşünürsek;

(46.636TL x 1,20) x 1,25= 69.954TL ediyor. O ikinci 1,25, tanıştırayım, gelir vergisi. Yani aslında bu ajans hesaplanmayan maliyetler, halihazırda hepsi dolar kuruyla satılan ek toollar kullanmadan 69.954TL+KDV'lik bir satış rakamı yakalayamazsa durumu kötü. Peki, bütçelendirmeyi nasıl yapmalı? İlk hesaplamamıza dönelim. Elimizde mesai saatleri içerisinde 900 saatimiz var. Yani 1 saatte 78TL kazanmalı bu çalışanlar. Tabi dediğim gibi junior ile seniorü bir tuttuk bu hesaplama basitleşsin diye.

Şimdi gelelim basit bir teklif nasıl yapılmalı? Örneğin bir sosyal medya yönetim teklifi hazırlıyorsunuz. Ayda hangi iş kalemine kaç saat harcayacak bu ekip?

  • İçerik tasarım ve metinleri - 8 saat
  • Yayınlama ve Moderasyon - 3 saat
  • Raporlama - 4 saat
  • Toplantı - 5 saat (Yolda geçen süre dahil)
  • Proje yönetimi - 4 saat (Telefonlaşmalar, mailleşmeler)

Aslında elimizde 24 saat var. 24 saatin ederi 1865TL+KDV ediyor.

Buraya kadar yapılan hesaplama tamamen duygusuz, mühendis kafasında bir hesaplama. Türk tipi çalışma sistemine geçtiğimizde o 24 saatlik işin 72 saatte bitemediğine şahit oluyoruz. İşte bu noktada kâr eden şirketlerle zarar eden şirketler nasıl ayrılıyor sorusunun cevabı bütün samimiyetiyle yüzümüze çarpılıyor. Eğer çalışanlar 24 saatlik işi 29 saatte tamamlarsa o işten zarar etmiş oluyoruz. Peki bu hesaba göre, bütün bu çalışmalar doğru yapılırsa, ne kazanıyor bu ajans? Aylık yapabileceği toplam ciro 70bin TL oluyor. %20 oranda kârlılık ile 14bin TL cebine koymuş oluyor.

Bu hesaplama yöntemini bilenler için bu oldukça kabataslak ve doğru sonuca götürmeyecek bir hesaplama yöntemi ancak ilk kez duyanlar için oldukça kafa karıştırıcı. "Bizim ajans bizi niye Kristal Elma'ya göndermiyor yaaa" gibi şikayetlerin genel cevabı olan bütçemiz yokun açıklaması aslında bu. İşletmenin girdisi çıktısıyla ilgilenenler ise kalan 14bin TL'nin aslında kalmayacağının farkındadır. Ya da 900 saatlik tüm saatlerin doldurulamayacağının. Ya da doldurulsa bile hakkıyla doldurulamayacağının. İşte bu sebepten ötürü %20 kârlılık oranı bunun gibi senaryolarda gerçekçilikten uzak oluyor. Zira bu hesap 5 çalışanın 37 farklı markanın sosyal medya hesabını yönettiğinde bu hale geliyor.

Özellikle reklam sektöründe işletmenin en büyük ve en etkili kaynağı insan kaynağı. İnsan kaynağında turnover oranının yüksek olması durumunda bu maliyet hesabı tam bir kaosa dönüşüyor.

Peki bu kaostan kurtulmak için ne yapmalı? 

Akıllı zaman yönetimi

900 saatlik bir çalışma süresi ilk bakışta çok gibi gelse de değil. Bu 900 saatin her birinin doğru değerlendirilmesi gerekiyor. Bunun takibi için kesinlikle bir proje yönetim aracı kullanmak, çalışanların hangi saatlerini nasıl değerlendirdiğini analiz etmek şart. Buradaki olgu arada kaç dakika tuvalete gidildiğini ölçmek ya da sigara molalarını saymak değil! Doğru insana doğru işi vermeyi analiz etmek, kimde bilgi ya da yetenek eksikliğinin olduğunu ölçümlemek ve bu açıkları kapatabilmek üzerine. Bunu iyi bir şekilde takip edebilmek için önerebileceğim araçlar; Basecamp, Jira

Akıllı müşteri ilişkileri yönetimi

Dijital dönüşüm lafının havalarda uçtuğu bir dönemde halen müşteri ile ilişkiyi MT'lere emanet ediyoruz, onlar işten ayrıldığında da kafası kesilmiş tavuk gibi koşturuyor herkes ajansta. Müşteri sayınıza göre değişkenlik gösterecek şekilde kesinlikle bir tool kullanmanız gerekiyor. Aynı zamanda satış stratejinizdeki farklılıklara göre de kullanmanız gereken toollar değişebilir. Ancak hangi çalışanınızın kiminle ne zaman ne görüştüğünü, hangi projenin hangi süreçte olduğunu, tekliflerinizin hangi aşamada olduğunu, neden kabul edildiğini ya da edilmediğini inceleyebileceğiniz ve analiz edebileceğiniz bir CRM toolu mutlaka kullanmalısınız. Kullandığınız muhasebe programı varsa bununla entegre çalışabilecek Teamgram gibi yerli çözümler kullanabilir, entegrasyonlardaki ihtiyaçlarınız daha globalse Zoho CRM gibi araçlara yönelebilirsiniz. Müşteri sayınız ve teklif sayınız yüksek ise Hubspot ya da Salesforce kullanmanız şuanki durumda şart gibi görünüyor.

Employer Branding

İşveren marka bir trend değil, kalıcı ve önümüzdeki on yıllarca tartışacağımız bir olgu. Maliyet hesabında gördüğünüz gibi en yüksek maliyet çalışanların maliyeti. Bu çalışanların hele ki yetişmiş çalışanların kaybı ise bir şirket için oldukça büyük bir zarar. Çünkü hesaba katmadığımız değerlerden birisi de yeni çalışanın işi öğrenme süreci. Eğer 5.çalışanımız yeni bir çalışan ise onun şirkete oryante olması, işi öğrenmesi gibi süreçler 6 ayı bulabilmekte. Bu da 132 saat eder. Aslında o çalışandan 132 saati düşmemiz bile gerekebilir. Bunca yatırım yapılmış bir çalışanın 6. ayın sonunda kaybı ise 20bin TL'nin üstünde bir zarar demek.

Bu arada Employer Branding ile ilgili çok yakında bir sürpriz açıklayacağım. E-posta bültenime abone olanlar yakından takip etsin 🙂

Satış ve Pazarlama Süreci

Burada maliyetlere eklenmeyen belki de en büyük kalemlerden birisi de ajansın kendini tanıtmasına yönelik pazarlama faaliyetleri ve satış için harcaması gereken ister para ister komisyon oranları. Bu alanda 3 farklı ajansa danışmanlık vermiş birisi olarak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, Türkiye'de ajansların yüksek bir çoğunluğu sadece günü kurtarma peşinde. Yeni müşterileri nasıl yakalayabilirim, nasıl daha etkili bir satış ya da pazarlama stratejisi geliştirebilirim diye düşünen, dertlenen çok az. Yalnızca kendi referansları ve çevresinin dışına çıkamamış ajanslar, belli bir kuruma çöreklenmiş ve oradaki çörek bittiğinde batacak ajanslar tonla. Bu olguyu ben terzi kendi söküğünü dikemez gibi basit bir cümleyle geçiştirmektense aslında iş bilmemezliğe bağlıyorum. Ajanslar müşterilerinin markalaşma sürecine verdikleri önemi kendileri için göstermiyor. İster Ar&Ge faaliyetleri olsun, ister employer branding faaliyetleri olsun, ister ajansın pazarlama faaliyetleri olsun hep en son sırada bırakılıyor. Ay sonunda sıkıntı görüldüğünde, kuyruk sıkıştığında ise birden saldırıya geçiliyor. Bu nedenle pazarlama faaliyetleri süreklilik göstermiyor, büyüme süreklilik göstermiyor.

Neden Senden, Benden, Bizden Bir Cacık Olmuyor?

Uyanın millet!

Hayır, millet Mars'a gidiyor, hoplayan, zıplayan robotlar yapıyor, biz neleri tartışıyoruz falan diye girmeyeceğim konuya. Konu çok daha temel. Çok daha basit, çok daha derinlerdeki bir alışkanlığımızla ilgili.

Size bir arkadaşımdan bahsedeceğim. Kendisi Bilgisayar Mühendisi. Ailemin deyim yerindeyse kafama vura vura kazan dediği bölümü kazanmış, bitirmiş. Sadece benim ailemin değil, Türkiye'de son 30 yılda üniversiteye girme aşamasına gelen her gencin başına geldiği gibi, "tıp, mühendislik ya da hukuk bölümlerinden birini kazan, sonrasında zaten eşek girse okulu bitirir" anlayışı ile hepimiz karşılaştık. "Kolunda bir altın bilezik olsun" anlayışı. Aslında bu cümlenin altında tıpkı "devlete bir kere kapağı attın mı kafan rahat eder" anlayışı var.

Uyanın! Özellikle gençler, uyanın! Dünya değişiyor, hatta değişti. Artık "garanti" meslek yok. Birçok ülkede olduğu gibi bizde de artık bir kişi hayatı boyunca 5'ten fazla meslek yapar hale geliyor. Bu yaşam döngüsünde "robotlar gelince işsiz mi kalcağğz yhaa" yakınmalarını bir kenara bırakıp, sevdiğiniz ve gerçekten öğrenmek istediğiniz işlere doğru yönelmeniz gerekiyor.

Arkadaşıma döneyim. Türkiye'de benden önce blog açan insanlara büyük saygı duyduğumu daha önce de birkaç yerde belirtmiştim. Arkadaşım sanıyorum ki bayağı bir "ilk". Sen git mühendis ol, sonra da çıkıp blog yazmakla uğraş. Daha sonra o blogun üzerine bir iş kur. Bu işten para kazan, hayatını onunla idame ettir. Ailene ne iş yaptığını anlatama. Gerçekten cesaret isteyen bir iş.

Son birkaç aydır verdiğim derslerde çok ilginç şeylere şahit oluyorum. İnsanlara artık birilerinin gerçeği söylemesi gerekiyor. Özellikle üniversite öğrencileri, sözüm size. Staj arıyorsunuz, güzel. Ancak kurduğunuz şu cümle var ya; "sizin şirketinizde staj yapabilir miyim? Stajyer alıyor musunuz?" bitiriyor sizi. Neden? "Benim şirketin ne iş yaptığını falan geçtim de, adını biliyor musun?" "Hayır." "Bu yaz ne yapmayı planlıyorsun?" "Memlekete gideceğim." Şimdi işverenin şunu düşünmesi normal değil mi? Ben stajyeri alacağım, daha girmek istediği şirketin adını bile bilmeyen biri şirketimde staja başlayacak. Yaza kadar işi öğreteceğim, yazın memleketine gidecek. İyi de neden böyle bir şeyi yapsın işveren?

Dijital pazarlama eğitimlerinde çok sık blue screen verir oldum.

  • İngilizce öğrenmemiz gerçekten şart mı?

  • Tasarımdan da mı anlamamız gerekiyor?

  • Ama bu kod, ben kod bilmem ki!

  • Ay yok, ben blog okuyamıyorum, sıkılıyorum.

Oldu paşam. Bu insanların sayısı her geçen gün artıyor. Kendilerinin ister yeni mezun, ister 10 sene önce üniversiteyi bitirmiş olmaları sebebiyle o işe girmeye haklarını olduğunu düşünüyorlar. Siz şimdi aşağıdaki videoda yer alan insanların özellikle seçildiğini falan düşünüyorsunuz. Hayır, hiç de değil.

Videodaki soruları cevaplayanlar arasında Tarih bölümü mezunu biri bile çıksa şaşırmazdım. Bahsettiğim konunun ne gençlikle, ne şimdiki zamanla, ne eğitim sistemiyle alakası var. Bu bizim kodlarımıza işlenmiş bir toplumsal cehaleti kabullenme, hak görme durumu. Yoksa bilmedikleri soru için böylesine kahkaha atmazdı videodakiler.

"Başarı"nın tanımı bizde belki de çok yanlış yapılıyor. Başarılı insan olmak için falanca üniversiteyi bitirmen, falanca fenomen gibi zengin bir eş bulup paraya para dememen, falanca yerde müdür olman ya da garantili işinin olması birer başarı mıdır? Dünyayı bu başarı kriterlerine sahip insanlar değiştirebilirler mi? Türkiye'yi değiştirebilirler mi? Kendilerini değiştirebilirler mi? Bahsettiğim bu kitle ilk yıkıcı teknoloji dalgasıyla işsiz kalacak yeni luddistler olacaklar. Üç beş yıl sonra da dünyadaki işsizler kulübüne üye olacaklar.

Tekrar arkadaşıma dönmeliyim bu noktada. Hani insan sevdiği işi yapmalı dedim ya. O sevdiği işi yapmış. Peki ya neyi sevdiğini bilmeyen, hiç bir hedefi olmayan milyonlar ne yapacak? Başarı ortada bir hedef yokken tanımlanabilir mi? Kariyer gelişimi danışmanlarının ilk sözü "bir hedefiniz olsun" olur. O hedef falanca bölümü kazanmak olabilir mi gerçekten? Yoksa hedef kendini sürekli geliştiren insan mı olmalı?

Hayatında tek bir STK'ya üye olmamış, okuduğu kitaplarda Metin Hara seviyesinin üstüne çıkamamış insan Atom Mühendisi diplomasıyla gezince başarılı bir insan mı olmuş oluyor? Haydi kütüphaneye gitmeyi geçtim, artık internet var, bilgi edinmek kolay. İnternette geçirdiği vakti analiz ettiğinizde günlük 6 saatini Instagram'da geçiren birisi kendini ne derecede geliştirebilmiş olabilir? Tabi bu noktada bir parantez açmam gerekiyor. Sosyal medya ya da internetin genelinde elde edebileceğiniz gerçekten "değerli" bilgilerin sizin kütüphanenizde olabilme şansı gerçekten yok. İlber Ortaylı'nın kütüphanesinde bile ulaşamayacağınız tonla bilgi internette var, tabi arayıp bulmak isteyene. Yine konuyu tarihe getireyim, Tarih bölümünü bitiren arkadaşlar varsa yorumlarda deneyimlerini paylaşsın lütfen. Youtube'daki King and Generals kanalında anlatılanları çıkıp da anlatabilecek kaç tane tarih mezunu var ülkede?

Merak ettiğiniz kısma geliyorum. Bütün bu anlattıklarımın benim arkadaşla ne ilgisi var? Niye konunun arasına girip girip duruyor? Ben "başarı"nın kendini geliştirmekle, azimle, sürekli daha iyisini yapmaya çalışmakla yakından ilgisi olduğunu düşünüyorum. İstanbul Aydın Üniversitesi'ndeki dersinde beni konuk olarak aldığında, o gün yayına alacağı projesini anlattı. Öyle robotik teknoloji, yapay zeka falan değil. Tam olarak yapması gereken şey. Zira bizler Mars'ta koloni neden kuramıyoruz falan diye birbirimizi eleştirdiğimizde çok büyük bir detayı unutuyoruz. Biz kendi işimizi ne kadar iyi yapıyoruz ki?

"Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır." M.K.Atatürk

Kendini kendi alanında ve diğer yan dallarda geliştirmeyen kişiler için bir gelecek göremiyorum. Uzmanı olduğunuz disiplinle yetinmeyip, disiplinlerarası uzmanlaşma vakti geldi diye iddialı bir cümle kuracağım, bir gülme alıyor beni. Ancak yine de üstteki videoyu görmezden gelip umutla tekrar söylüyorum.

Bence artık Türkiye'den daha fazla yurtdışına açılan girişimin çıkma vakti geldi de geçiyor. Bahsettiğim arkadaşım Hasan Yaşar. İşini daha iyi yapmak için uğraşıyor, hedefler koyuyor, daha fazlasını başarmak için çalışıyor. Şimdi de yurtdışına açılıyor. İndir gibi daha çok girişime ihtiyacımız var, açılanları yanlışlarıyla, doğrularıyla daha çok desteklemeye ihtiyacımız var. Belki yurtdışı serüveninin daha başında ama önemli olan da şu değil mi; "Her gün oturup denemek dışında hiçbir şey önemli değildir.” Steven Pressfield. Ellerine sağlık Hasan Yaşar. Download - indir.com - Free download apps and programs

Hasan Yaşar

Sevgili İşsizler, Neden İşsizsiniz, Açıklıyorum

Yaklaşık 6 yıldır iş görüşmelerine giriyorum, müşterilerim adına kimi zaman İK'cılarla kimi zaman danışman olarak yüzlerce iş görüşmesine girdim. İşe alınmayan adayların bir çok ortak noktasını gördüm. İşin İK'cıları eleştirme kısmını @stajyer yapıyor zaten, ben adayların neden işe alınmadığını açıklamaya çalışacağım.

Her şeyden önce adaylar başvurdukları şirketin temsilcileri gibi düşünmemekte ısrarcılar. Bir iş ilanı açan yetkili ne ister? Mümkünse yüzlerce başvuru arasında boğulmamak, 7-8 aday çağırıp, en uygununu işe almaktır hedefi. Son zamanlarda kariyer.netin tercih edilmemeye başlamasının sebebi de bu. Hiç unutmuyorum, sosyal medya uzmanı ilanı açmıştık kariyer.nette. 324 başvuru gelmişti, oturup istatistiğini çıkarmıştım. Başvuranların sadece 14'ü daha önce sosyal medya üzerine bir yerde çalışmıştı. Tahmin edebileceğiniz üzere ilanda deneyim kriteri de vardı. Başvuran bir kamyon şoförünü aradım. Gerçekten motivasyonunu merak ettim, neden zahmet edip de başvurmuştu? Aldığım cevap evlere şenlikti. "Ya alırsanız?" Abi, alırsak ne yapacağız? Gerçekten tek hedef bir işe girmek mi? Yoksa işi yapabilmek mi? Haydi diyelim alakasız bir özgeçmişle başvurduğunuz ilan sonucu iş görüşmesine çağırıldınız. Sorulan soruya ne cevap vermeyi planlıyorsunuz? İşverenler şirketleri kalabalık görünsün diye yeni bir elemanı işe almıyor. İş yapsın, şirkete katkısı olsun diye alıyor. (Aldığım cevap) İş görüşmesi esnasında üstün iletişim becerilerinizi göstererek işi alamazsınız. Başvurduğunuz alanla ilgili eğitim/deneyim yoksa ve biri size işe alıyorsa, asıl o zaman korkun. İşverenin derdi başkadır.

Kariyer.net vb. sitelerde hayal kırıklığına uğradıktan sonra bol bol kendi çevremden ve sosyal ağlardan CV toplamaya başladım. CV'lerin elenmesinin sebeplerine değinmek isterim.

Uzun Önyazı

Evet, önyazı eklemek, hedeflerinizden bahsetmek falan etkili, güzel şeyler ancak 6 sayfalık bir CV'nin 5 sayfalık önyazısını dünyanın en yetenekli adayı olduğunu bilsem bile okumam.

5 sayfalık önyazı görünce tepkim

En Hızlı Elenme Sebebi: Konusuz E-Mail

Başka sektörleri bilmem, dijital pazarlama gibi iletişim odaklı bir sektör için CV gönderiyorsanız, mail göndermenin adabını bilmek zorundasınız. Daha konuyu yazmayı bilmeyen birisi yarın müşteriye ne mailler atar kim bilir? Hiç bir işveren bu riske girmez.

Rica ederim?

Tamam, kimsenin arz ederim demenizi beklediği yok ama sonuçta iş başvurusunda formal bir dil kullanılır. En nihayetinde ilk baraj, ilk iletişimin sağlandığı yerdir. Rica edemezsiniz, yardımcı olabilirseniz sevinirsiniz, ne bileyim teşekkür edersiniz falan ama rica ederim kalıbı üstten alta yazılır.

Mail Bombardımanı

İşverenin dikkatini çekmek istiyor olabilirsiniz, bu güzel bir düşünce. Ancak adama CV'nizi günde 3 kere gönderdiğinizde gerçekten, çok samimi söylüyorum, isminiz hafızaya kötü bir biçimde kazınıyor.

Word mü PDF mi?

CV gönderimi resmi bir başvurudur. Hem fontsal ve yapısal düzenlemelerin kaymaması için hem de işin biraz da raconundan CV'ler .pdf olarak gönderilir. Word dosyasında gelen CV'nin ilk bıraktığı intiba ben amatörüm olacaktır.

Sertifikalar ve Etkinlikler

Bir çok öğrenci için kötü bir haber olacak bu ama Kristal Elma'ya ya da Altın Örümcek'e dinleyici olarak katılmış olmanız işveren için bir şey ifade etmez. Bunlar katıldığım eğitimler bölümüne yazılacak türden bir bilgi değildir. Diğer yandan 3-4 konuşmacının katılıp kendi işinin reklamını yaptığı ücretsiz üniversite etkinliklerinde almayanı dövdükleri katılım sertifikalarından bir sayfa eklemeniz de 3 salisede geçilen bir detay. Gerçekten başvurduğunuz alanla ilgili bir sertifikanız varsa, eğitiminiz varsa elbette yazın ancak kalabalık görünüyor diye dikkat çekmek yerine eksi puan alırsınız.

Referanslarda Uçmak

Falanca partinin ilçe başkanını yazdığınız anda şuanki siyasi konjonktüre göre işe alınma ihtimaliniz %50 oranında düşüyor. Diğer yandan bu gözler referansa Başbakan yazan da gördü. Ne yapmamı bekliyor, adamı arayıp seni mi sorayım? Diğer yandan 9 tane referans yazdığınızda bu sizi güçlü göstermez, tam aksine kalabalık olsun diye yazdığınızı ve aramayacağımızı düşündüğünüzü gösterir.

Referanslarda Patlamak

Dijital pazarlama sektörü gerçekten küçük. Herkes herkesi tanıyor gibi gelmeye başladı bana her geçen gün. Bir CV geldi, beğendim, görüşmeye çağırdım. Görüşmede olumlu geçti, referanslara dikkat etmemiştim. Bir baktım, 3 referans var. İkisi çok yakın dostum. Sırayla aradım, "Haydar sakın o adamı işe alma, batırıyordu bizi" dedi birisi, diğeri "Ben aylarca iki gram iş yaptıramadım, sakın bulaşma" dedi. Ya kardeşim, bu adamları referansına yazmadan önce hiç mi düşünmedin, ölçüp tartmadın.

Dosya Adı

Gerçekten çok küçük bir detay gibi görünebilir size ama CV dosyanızın adı "Ad Soyad Güncellenmiş Hali X Şirket Eklenecek .docx" şeklinde geldiğinde kafalar biraz karışıyor. ad-soyad-ozgecmis.pdf olmalı dosya.

Kariyer Sitelerinin CV'leri

Diğer sektörler için bu normal olabilir ancak pazarlama alanında "genellikle" daha kreatif, daha özgün kişiler aranır. Kariyer.netten çektiğiniz CV ile başvurmak yerine kendi tasarımınız göndermeniz sizi gerçekten daha dikkat çekici kılar.

Kriterler

Eğer iş ilanında iyi derecede İngilizce diye bir ibare varsa gerçekten İngilizceniz yoksa boşuna başvurmayın. Her iki taraf da boşuna zaman kaybediyor.

  • Peki X Bey, İngilizceniz nasıl, biz globale ürün satan bir şirketiz, müşterilerle iletişimde sorun yaşar mısınız?

  • Anlıyorum ama konuşamıyorum.

  • Peki yazabiliyor musunuz?

  • Google Trans..

  • Peki kolay gelsin.

Başvurmadan Önce Şirketin Lokasyonuna Bakmalısınız

CV'de iletişim adresi yazmayan birini iş görüşmesine çağırdım. Yerimiz Kurtköy'de. İş görüşmesine bir saat kala telefon geldi, "ya ben adrese bakmamışım, Esenyurt'ta oturuyorum." Hayırlı olsun, kara listeye eklendiniz.

Fotoğraf

Evet ben de biliyorum, yurtdışında fotoğrafsız CV'ler şart, fotoğrafı olmayana da bir şey demiyorum ama Allah aşkına, ağzında sigarayla CV'ye fotoğraf mı konur? Şuraya ekran görüntüsünü koymamak için kendimi zor tutuyorum!

Typo

Daha CV'sine özen göstermeyen birisi işine nasıl özen gösterebilir? Bölümünün adını yanlış yazan, Adworlds çok iyi biliyor yazan, Egzel gördü bu gözler inanabiliyor musunuz?

Ünvan

CV'nin en başına sosyal medya uzmanı, SEO uzmanı falan yazarsınız ya hani, başvurduğunuz pozisyon dijital pazarlama uzmanı ise ünvanınızda muhasebeci yazmasın. Tamam ben de sivil havacılık mezunuyum ama CV'imde ünvan satırına bunu yazarsam ayıp olmaz mı?

Beklentiler

Adaylarda en sık karşılaştığım sıkıntılardan birisi; sadece işe girmek için iş görüşmesine geliyorlar. İşe alınana kadar söylemeyecekleri yalan yok neredeyse. Mutlu olamayacağın, uyum sağlayamayacağın bir işe neden girmek istersin ki? 3 ay sonra zaten ya istifa edeceksin ya kovulacaksın, bu taklalar niye?

  • X Hanım, sizin çalışmak istediğiniz yerden beklentiniz ne? Ne olursa mutlu olursunuz?

  • 8-9 kişilik bir ekibi yönetirsem mutlu olurum.

  • Yalnız burada pazarlamaya bağlı tek kişi çalışacak.

  • Ah öyle mi? Çok sevindim, tam istediğim gibi bir yer. Kendimi daha rahat gösterebilirim.

  • ?????

Maaş

En çok yalanın söylendiği kısım burası. Kafalar da bazen bu konuda çok karışık olabiliyor. Geçenlerde bir stajyer ilanı yayınladım. Stajyere maaş vermemek ayıp değil ancak biz maaşlı düşünüyorduk. Birisi iletişime geçti, çağırdık, görüştük.

  • Peki, her şey çok güzel, staj süreniz boyunca ücret beklentiniz nedir?

  • 3500TL

  • 5 yıl sonraki kariyer hedefinizi sormadım X Bey.

Bütün bunları bir kenara bırakırsak, en gıcık olduğum aday tipi, bu sadece bana özel değil, görüştüğüm bütün işverenlerin de en gıcık olduğu aday tipi bu.

  • Hoş geldiniz, ne içersiniz?

  • Çay alabilirim, maaş ne kadardı acaba?

  • Lan bi dur! İşin ne olduğunu bile anlatamadık.

Hani sektör küçük demiştim ya, çok güzel bir örnek yaşadım geçen gün. İş görüşmesi sürüyor, her şey süper, yolunda. Konu doğal olarak maaşa geldi.

  • Ben önceki çalıştığım yerde 5500TL alıyordum. Bunun biraz üstünü talep edeceğim.

  • Peki, tamamdır biz değerlendirip dönüş sağlayacağız.

  • Abi X vardı ya bize iş görüşmesine geldi, ne kadar maaş alıyordu sizde?

  • 1800TL alıyordu abi, neden ki?

  • E yuh be kardeşim!

Instagram Aşıkları

Ya ben çok yaşlandım, yeni nesil bir başka ya da biriler benimle fena bir şekilde alay ediyor. Instagram DM'den CV mi gönderilir kardeşim? Hayır bir de sonuna kalp atmış.

Bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Bir işe girmek gerçekten çok kolay. Çevremde onlarca eleman arayan var, aylardır arıyorlar. Ancak unutmamak da gerekir ki birini işe almak bir şirket için ciddi bir maliyet, her şirket de bu maliyet riskini minimuma indirmek istiyor doğal olarak. Sadece işe girmiş olmak için gerçekleştirilen başvurular, sadece CV göndermiş olmak için göndermek, bunlar sizi iş sahibi yapmaz. Bir arkadaşım geçen şöyle bir cümle kurdu; "abi bugün saydım, 48 farklı yere başvurdum, elbet birine girerim." GİREMEZSİN! İş ilanları loto oynamak için yayınlanmıyor.

Asla Çalışmamanız Gereken 10 Müşteri Tipi

İşini Severek Çalışmak

Bu makalede iddiam büyük! Size huzurlu ve mutlu bir iş hayatının sırlarını vereceğim. Doğru müşteri seçimi. Bir kaç maddede seçilmemesi, çalışılmaması gereken müşterileri anlatacağım. Eğer bu tiplerdeki müşterileri hayatınızdan çıkarırsanız dünyanın en mutlu ajans/freelance sahibi siz olursunuz. 14 yıldır bu sektörde çalışan biri olarak tüm deneyimim burada.

Her makalenin bir iddiasının olması lazım. Ortaya bir şey koymalı bence. Bu makale aslında benim için bir case study. Bu case study'de KPI'ım mutluluktu. Hedefime ulaştım, mutluyum. Müşterilerimi seviyorum, onlar da beni seviyorlar. İşimi severek yapıyorum. Bunun tek sebebi de kendimce hazırladığım bu 10 kurallık liste. Bu kurallara aykırı müşterilerle çalışmadığımda mutlu olduğumu farkettim. Sizlerle de bu listemi paylaşmak istiyorum.

Whatsapp Bağımlıları

Bu müşteriler analarının karnında Whatsapp ile birlikte imal edilmişlerdir. O olmadan önce ne yapardık bilmem tipindelerdir. Sizinle olan bütün iletişimlerini Whatsapp'tan sürdürürler. Asla e-mail kullandıramazsınız. Olsa olsa telefonla konuşur (ki daha kötü) iş planını telefonla anlaşır, üzerine iş planını e-mail ile yollamak durumunda kalırsınız. Bu tip her türlü görseli de Whatsapp üzerinden gönderir. Yüksek çözünürlüklü bir görsele ihtiyacınız var, baskıya göndereceksiniz, tak Whatsapp'tan gelmiş görsel.

  • Müşteri Bey, Whatsapp'tan yolladığınız görsellerde çözünürlük düşüyor bu nedenle görseli mail yoluyla gönderir misiniz?

  • Ajans Bey, eğer çok önemliyse Whatsapp'tan alıp kendinize mail atabilirsiniz.

Hem cahil, hem ukala. Allah düşman başına vermesin. Bunların bir de etkinlik alanından fotoğraf atanları vardır. Sosyal medyada anlık paylaşım için. Tam çalışmanızın ortasında telefon bir ötmeye başlar, susturamazsınız. Whatsapp'ı bir açtınız mı karşınızda 184 fotoğraf! Aynı poz 14 kere çekilmiş. Paylaşacağınız fotoğraf sayısı da 1 tanedir ha. Sonra her gün telefondan yüzlerce fotoğraf silerken bulursunuz kendinizi.

Proje Yönetim Aracına Gıcık Olanlar

Bu müşteri tipi sizde hiç bir düzen bırakmaz. Her müşterimle mutlaka bir proje yönetim yazılımı kullanırım. Kimine Trello, kimine Wunderlist. Tüm iş listesini oraya ekler, deadlinelarla oradan takip ederim. Deadlinelara uygun bir şekilde neyin tamamlandığını yazdığımın ertesi günü, bir mail gelir.

  • Ajans Bey, Schema.org kodlarının eklenmesi işi ne oldu?

  • Müşteri Bey, Trello'ya son durumu eklemiştim.

  • Yok ben kullanamıyorum onu. Sen yine yaz oraya, yazdıklarını da bana at ayrıca.

Laleli esnafıyla çalışıyor olsam anlayacağım. Adam yüksek lisans yaptım falan diye hava atıyor, falanca kurumsal şirketteyim bilmem ne. Nasıl kullanamazsın? Haydi gene iyi, beterin beteri var!

E-mail'in İcadına Sövdürenler

Müşteriden işin gidişatıyla ilgili son derece önemli veriler bekliyorum. Mail geliyor, açıp bakıyorum, KONU YOK! Arkadaş ben bu verileri 3 ay sonra nasıl arayıp bulacağım? Ki bulamıyorum, 3 ay sonra müşteriye yazıyorum, falanca veriler neredeydi, göndermiştiniz ama bulamadım.

  • Ajans Bey, nasıl bulamazsınız? Göndermiştim size!

  • Müşteri Bey, kusura bakmayın, siz bulup forwardlasanız?

  • .......... (30dk sonra) Ben de bulamadım. Yeniden yazayım en iyisi. (Yine konusuz geldi)

Konusuz e-mail gönderenlerden daha da beteri var. Alakasız konuya yazanlar.

  • Müşteri Bey, son ayın Analytics raporu ektedir.

  • Ellerinize sağlık Ajans Bey, bizim roll-uplar ne oldu?

  • Elinin körü oldu Müşteri Bey, ayrı mail yazsan da oradan takip etsek olmaz mı? (Diyemedi)

Köle Tacirleri

Bunların %90'ı aynı zamanda Whatsapp Bağımlıları grubuna girerler. Gece 02.34 - Mecra: Whatsapp

  • Ajans Bey, Facebook'ta 4 gün önce paylaştığımız içeriğin açıklama metninde imla hatası var.

  • Müşteri Bey, doğruyu söyleyin, uyku mu tutmadı?

  • Ya kusura bakmayın, evet tutmadı. Ne olacak o açıklama metni?

  • Valla beni tuttu, yarın bakarız.

Bu müşteriler akılları sıra çalıştıkları ajansı "çalıştırdıklarını" düşünürler. İşlerini takip ettiklerini ve her gelişmeyi anlık raporladıklarını düşünsün ister ajans. İnanmayacaksınız ama yaşadım; müşteri ile toplantımız bitti, evime geçtim. Eve girerken telefona bildirim geldi. Açtım baktım, mailde aynen şu yazıyordu; "Toplantıda konuştuğumuz iş ne oldu? Yapabildin mi?" Yuh artık!

Sinerji Meraklıları

Bu müşteriler hep "birlikte" çalışmak ister. Bir ajansa para ödüyor ya, artık o ajans 7/24 onun malıdır. Gel ofise birlikte bakalım istersen gibi masumane bir teklifle başlar her şey. Yanına çeker sandalyeyi, hadi tasarla/yaz/kodla diye başlar. Yaptığın şeyi neden yaptığını, nasıl yaptığını müşteriye anlatmaktan işi yapamazsın. Ya senin de elin amma ağırmış, bir türlü bitmedi ile kapatırsınız günü. Halbuki 10 dakikalık iştir. Bu konu kesinlikle ama kesinlikle logoyu bir tık sağa kaydır muhabbetine doğru evrilir.

Sizden İyi Bilenler

Her şeyin başında, madem benden daha iyi biliyorsun, neden benimle çalışıyorsun? Ya aslında biliyorum da vaktim yok pek, ondan. (İnanmayın) Bu tiple yaşadığım unutulmaz bir anım şöyle başlıyor. Müşterinin gerçekten işi iyi bildiğine inanıyorum ve özen gösteriyorum. Bir e-ticaret sitesi var ve standart A/B testleri yapıyorum. Tüm sistem Google Optimize üzerinden farklı varyasyonları farklı sayfalarda göstererek ölçümler yapmak üzerine kurulmuş. Bir sabah oturdum, elime kahvem dur bakalım, gece dönüşümlerde bir hareketlilik olmuş mu diye Analytics'i açayım dedim. Tam o anda "Baba akü yok!" sahnesi canlandı gözümde. Analytics'te dün gecenin verileri yok. Hemen siteyi açtım, site çalışıyor. Kodlara baktım, kod yok. Google Tag Manager komple yok! Yazılımcıyı aradım, yazılımcının haberi yok. Sitede bir şeyler olmuş ve ne olduğuna dair sorumlu olarak benim haberim yok. Şimdi ben müşteriye ne diyeceğim, kocaman e-ticaret sitesinin komple yarım günü ortada yok! Utana sıkıla müşteriye anlatmaya çalıştım, bir bilginiz var mı diye. Adam demez mi, "heee site farklı farklı açılıyordu, kaldırdım bende kodu, teg meneycır mı neymiş ondan oluyormuş". Hani başından aşağı kaynar sular dökülmesi diye bir deyim var ya, yanık kremi getirin bana diye bağırdım!

Kararsızlar

Kararsızlıklarından ötürü şirketleri iki adım ileri gidememiştir genellikle. Kendisiyle birlikte sektöre giren bütün müşterileri uçmuş, onlar hala yerinde sayıyordur. Bunu söylediğinizde de "olsun ben kararımı verince herkesten hızlı giderim" derler. Bir web projesinde ana sayfanın taslak tasarımları hazırlandı, müşteriye gitti. Müşteri de en doğal hakkı olan bir kaç varyasyon daha istedi. İşin ilginç yanı şu; aradan 8 ay geçtiğinde ben yine aynı cümleleri duymuştum. Bir kaç varyasyon daha görelim ana sayfa için. Abi 8 aydır görmediğin varyasyon mu kaldı? Uzaya roket göndermeyeceğiz, altı üstü bir ana sayfa yapılacak. Elinde müşterinin alışkanlıklarına dair bir satır veri yok, A/B test sonucu yok, neye göre beğeniyor ya da beğenmiyorsun? (3 yılın sonunda proje rafa kaldırıldı, o ana sayfa bitmedi)

Tembeller

Bu tipe başka bir isim bulamazdım. Gerçekten tembeller. Şirketleriyle ilgili sadece kendilerinin bilebileceği bir metin yazılması gerekir. Haliyle müşteriden istersiniz.

  • Müşteri Bey, ortalama 500 kelimelik bir metne ihtiyacımız var, bu bilgileri bir tek siz biliyorsunuz, sizin yazmanız, bizim üzerinden redakte etmemiz daha doğru olur.

  • Tabii. Hemen yazarız. Yarın sizde.

(24 gün sonra)

  • Müşteri Bey, sanırım gönderdiğiniz metin eksik geldi, 2 satır var sadece.

  • O kadar yetmez mi? Çıkarırsınız işte ondan bir şeyler.

Koyup Koyup Alanlar

En evlere şenlik müşteri tipidir. Soros'un onlardan öğreneceği çok şey var! Sektördeki hayatının üçüncü ayında bir müşterimle konuşuyoruz.

  • Bu ay 3000TL yatırıyorum dijital pazarlamaya. Ay sonuna 21.000TL olarak dönmeli.

  • Müşteri Bey, neden 21.000TL?

  • Dijital pazarlama 7 kat kazandırır diye okumuştum.

  • Nerede okudunuz?

  • Ya sen boşver, 21.000TL getirsin, sana vereceğim parayı zaten. Onu da 7 kat artırırsın, sana da uygun bir ödeme yaparız elbette.

  • Müşteri Bey, böyle olacaksa ben bu işi bırakıp sizin sektöre gireyim ne dersiniz? (Aslında söylemek istediği: Torbacınız kim müşteri bey?)

Gereğinden Fazla Büyük Müşteri

Bu müşterilerin temsil ettiği markalar gerçekten büyüktür. Günlük ciroları bile sizin yıllık cironuzdan kat be kat daha fazladır. Globaldirler. Büyük ihtimalle sizinle iletişimde olacak olan marka yöneticisi de falanca kolejden mezun, ardından falanca üniversiteyi bitirmiş hemen ardından da yurtdışında falanca ülkede master yapmış biridir. Ancak aralarında Fortune 500'den onlarca markada olan bugüne kadar çalıştığım markaları gözden geçirdiğimde bir ortak noktaları daha var ki o da dijitalden hiç anlamıyor oldukları. Genellikle ambalajı muhteşem ama içi boş olan bu marka yöneticileri işi bilenlere illallah ettirir. Hiç unutmuyorum, 6 yıl önce, 4 gün boyunca Facebook'ta .gif oynatamayacağımızı anlatmaya uğraşmıştık bir müşteriye.

Bu müşteri tipinde kontağınız asıl yönetici değilse kendinizi berbat bir kurumsallıkta yozlaşmış iletişim içerisinde bulursunuz. Kendisini bir üstüne daha tatlı göstermek için tonla taviz vermeniz istenir. Hele hele kendinizi müşteriye iyi bir şekilde ispat edememişseniz, işin gurusu olarak anılmıyorsanız ellerindeki tonla bütçeye rağmen her işinizi ücretsiz yapmanız rica edilir. Toplamda elde ettiğiniz ciro çok yüksek olduğundan kabul etmek durumunda kalırsınız. Bir bakmışsınız ki iş tanımınızda olmayan işlerle uğraşmaktan asıl işinize odaklanamıyorsunuz. Bütün ekibinizin haşatı çıkmış ve gerginlikten bitap düşmüşlerdir. Biraz da ukalalık varsa müşteride o üst perdeden konuşmaların sonu gelmez ve gerçekten paranın köpeği olmuş gibi hissedersiniz. Zira kendi işini, diğer ajansların işini ve gereksiz işleri yapan bir ajansa dönüşmüşsünüzdür. Sosyal medya danışmanlığı yaptığım ve euro üzerinden oldukça güzel bir aylık fatura kestiğimiz global bir müşterimle yaşadığım diyalogu aktarırsam olay net bir şekilde anlaşılmış olacak sanıyorum.

  • Ajans Bey, ülke direktörümüz bir üniversitede sunum yapacak. Sunumunu hazırlar mısınız?

  • Müşteri Bey, biz sosyal medyanızı yapıyoruz, sunumunuzda ne anlatacağınızı da bilmiyoruz, nasıl olacak?

  • Size konu başlıklarını gün içerisinde gönderirim, bu akşama teslim edersiniz.

  • Ama iş tanımımız?

  • Akşama kadar dedim.

Sadece bir müşteriye kestiğiniz faturadan 6-7 çalışanınızın maaşının ödendiğini bildiğiniz için sesinizi çıkaramadığınız ama ağırınıza giden bu diyalogu hissetmeye çalışın. Elde ettiğiniz şey aslında yüksek kârlılık değil sadece mutsuzluk ve işinize olan saygınızı kaybetmek.

İşte Sözün Özü: 

Bütün bu müşteri tiplerini alt alta koydum, analiz ettim. Ortak yanları ne diye. İki farklı ortak yan çıktı. Hepsi ile değerinin altında bir meblağ ile çalışmışım. Yani az para verdikçe saygıları azalmış. Yine hepsinde müşteriyi alabilmek için taviz vermişim. Tavizler saygıyı götürmüş. Her şeyden önce yaptığınız işe saygı duymayı bırakıyorlar. O yüzden sırf müşteriyi almak için fiyat kırmayın, sattığınız hizmet dışında başka hizmetler sunmayın. Müşterinizle bey/bayan mesafesini koruyun, bahaneler üretip saygılarını kaybetmeyin. Birlikte karar verdiğiniz deadline'lara uyduğunuz sürece her şey yolunda gidecektir.

Bu tip müşteriler size bu ay para kazandırır ancak gelecek aylarda kazanacağınız paranızı kaybettirir. Bunlara harcayacağınız enerji ile yeni müşteriler elde edebilecekken bu müşterilere bütün enerjinizi verirsiniz. Hem işinizden nefret eder hem de para kazanamazsınız. Sürdürülebilir bir büyüme için sadece uyum içerisinde çalıştığınız, işinize saygı duyan ve saygı duyduğunuz müşterilerle çalışın. Gerisi sadece zaman kaybı. Hepsinden önemlisi, yaptığımız işin çoğunluğu kreatif. Kreatif bakış açınızı koruyabilmek için mutlu olmalısınız. Mutluluğunuzu elinizden alacak müşteri ile ne kadar para verirse versin, çalışmayın.

Şirket Kurarken Dikkat Edilmesi Gerekenler Nelerdir?

Girişimciler ve KOBİ'ler için büyümek ve ayakta durabilmek en önemli konudur daima. Girişim haberlerinin sürekli artması ile birlikte her yeni girişimi inceler ve takip eder olduğumuzdan bir girişim tutmayıp kapandığında bunu farkeder hale geldik. Her yeni şirket kapandığında sektördeki diğer girişimcilerin biraz daha umutlarının kırıldığını da gözlemledik aslında. Ancak bu kapanan KOBİ ve girişimlerin hepsinin ortak noktaları vardı. Her ne kadar Girişimcilik ve İş Kurma dersleri, KOSGEB eğitimleri yaygınlaşmış olsa da birçok girişimci ve yöneticinin yaptığı hatalar birbirlerine çok benziyor. Bu hataları sizler için derledik. Continue reading