Dijital dönüşüm deyince bir çok dijital pazarlamacının aklına hala sosyal medya pazarlamasını kullanmak, e-posta pazarlamasında segmentasyona gitmek falan geliyor. Açıkçası üzülüyorum. Dijital dönüşüm yalnızca pazarlama gözüyle ya da inovasyonla ya da üretim planlama ile kısıtlanamayacak, çok geniş bir alan. Muhteşem fırsatlar doğuran ve kesinlikle Türkiye’nin bu alanda ilklerden olmasını istediğim bir transformasyon süreci.

Size dijital dönüşümü hepimizin içinde olduğu bir alan üzerinden anlatayım. Sağlık. Anne babaların tipik bir isteği vardır, “Kızım büyüyünce doktor olsun”. Peki size 10 yıl sonra doktorların sayısının azalacağını, 30 yıl sonra ise hiç gerek kalmayacağını söylesem? Tüm Türkiye çapında yatırımlar yapmış büyük bir hastaneler grubunun başında biri olsanız hangi aksiyonları almanız gerekirdi?

Hali hazırda mercimek tanesi boyutuna kadar düşürülmüş, alıcılara sahip çipli robotlar üretilmiş durumdalar. Bu robotlar iğne ucu boyutuna ortalama 5 sene içerisinde gelmiş olacaklar. Bu robotlar kan dolaşımınızın içine salınarak anlık olarak kanınızdaki değerler ile ilgili verileri akıllı telefonunuza ya da saatinize aktaracak. Şuan göğüs ağrısıyla doktora gittiğinizde doktor yalnızca o andaki durumunuzu ölçebiliyorken, bu sistemde her anınız kayıt altında olacağından çok daha doğru bir teşhis konulabilecek. Üstelik vücudunuza ayrı bir şey takıp rahatsız da olmayacaksınız.

Diğer yandan hemşire robotlarda büyük bir gelişim gösteriyor. Özellikle Japonya’da hemşire robotlara yapılan yatırımlar on milyarlarca dolar büyüklüğünde. Çünkü Japonya ve ABD nüfusunda hızlı bir yaşlanma durumu söz konusu. Var eğitim sistemi ise yeterli sayıda hemşire ve doktoru yetiştiremiyor. Bu nedenle yurt dışından sağlık personeli almaktalar. Ancak işin içine insan faktörü girdiğinde bazı sıkıntılar baş gösterebiliyor. Bir yaşlı ile ilgilenen hemşire, yaşlının 8.kez anlattığı hikayede yeter artık deyip odadan çıkabilecekken robotlar ilgiyle dinleyebiliyorlar. Machine learning sayesinde robotlar en azından ilk 1 saat boyunca insanların robotla mı yoksa insanla mı konuştuğunun ayırt edemeyecekleri bir seviyeye geldiler. Bu gelişim hızı devam ettiği takdirde çok yakında detaylı sağlık raporlarını veritabanına almış, bugüne dek geliştirilmiş tüm tedavi yöntemlerini anında veritabanından çekebilen, olasılıklar çerçevesinde tedaviye yönlendiren, ilaç veren robotlar geliyor.

Bir doktora “Bu tedavi yöntemi %90 ihtimalle hastanın yaşamını devam ettirecek” dendiğinde doktor tedaviyi uygulama eğilimi gösterirken aynı soru “Bu tedavi yöntemi %10 ihtimalle hastayı öldürecek” şeklinde söylendiğinde doktor tedaviyi uygulamama eğilimi gösteriyor. Bu aslında robotların tedaviler konusunda daha yüksek başarı oranı yakalayabileceğine dair güzel bir örnek. Robotların sağlığımızla ilgili aklınıza gelebilecek her türlü veriyi alması, analiz etmesi ve buna göre tedaviler önermesi bir insanın yapabileceğinden çok daha öte bir durum. Özellikle kanser gibi erken teşhisin çok önemli olduğu durumlarda daha ilk günden tespit edilebilir olması ve gerekli aksiyonların alınması gibi bir sistemle karşılaşacağız.

Uzuvların koptuğu durumlarda artık protez tedavileri standart haline geldi diyebiliriz. Ancak burada size anlatmak istediğim özel bir hikaye var. Sizi Hugh Herr ile tanıştırayım. Kendisi eski bir dağcı, dağda mahsur kalıp iki bacağını da donarak kaybettikten sonra dağlara tekrar dönebilmek için yıllarca eğitim alıyor ve yeni nesil bir protez bacak geliştiriyor.

Öyle etkili bir bacak oluyor ki bu, diğer dağcılar artık kendi bacaklarını kesmekle Hugh’u tehdit eder hale geliyorlar. Zira doğuştan gelen bacaklara göre daha kolay bir tırmanma gerçekleşebiliyor bu protez bacaklarla. Burada cyborglar mı olacağız sorusu aklınıza gelebilir. Başka dağcılarda daha iyi dağa tırmanmak için bu protez bacakları tercih edemezler mi? Ya da gelişen gen bilimi sonucu yüzücüler ve dalgıçlar kendilerine solungaçlar takabilir mi? Şuanda bunların hepsi olabilir gibi görünüyor. Öyle çok uzun zaman sonra da değil, 20 yıl sonra hayatımızın içinde olan teknolojiler olacak bunlar. Örneğin bitkisel hayata girmiş bir hasta ile fMRI makinesine bağlanıp beyin aktivitelerinden yola çıkarak anlamlı bir konuşma gerçekleştirilebiliyor şu anda.

Peki, gelelim asıl sorumuza. Bir hastane bu dönüşümü yakalamak için neler yapmalı? Eğer sorumuz bu olursa gerçekten ülkeyi ileri götürebilecek aksiyonlar alabiliriz. Standart örneklerden birisidir, Endüstri 4.0 ile birlikte içinde insan olmayan fabrikalarımız olacak. Tamam güzel de, bu konuda ne yapıyoruz? Dijital dönüşüm danışmanlarını ben bu konuda yetersiz görüyorum. Asıl mesele ne yapmamız gerektiğini tartışmak. Evet, dünya gelişiyor ama bu sene mobilin yılı olacak geyiğine dönmüş olan dijital dönüşüm dünyası hakkında somut adımlar atmamızın zamanı geldi.

Artık karar vericileri AR-GE’ye yönlendirmemiz, yönlendirmekle kalmayıp zorla AR-GE bütçesi almaya başlamamızın zamanı geldi. Yüksek teknoloji ürünleri ve yazılım ile ilgili projelere odaklanmamız gerekiyor. Artık Türkiye’nin bir cep telefonu üretmesi, otomobil üretmesi devrinden çok robotik teknolojilere yatırım yapılması gerekiyor. Maalesef devlete yazılım üretmemiz gerek dediğimizde “eh iyi o zaman biz de Türkiye’nin sosyal ağını yapalım” kafasından çıkaramadık. Çıkaramadığımız için de klon sistemlere devletimiz tonla para ödüyor. Artık bizim ilk benimseyenler olarak şirketlere ve devletlere yol göstermemiz, gündeme getirmemiz gerekiyor.

CDO’ların başta olmak üzere tüm C-level yöneticilerin dijital dönüşüm odaklı planlarını yapmaya başlaması, devlete bir şekilde bu işe yatırım yapmanın, desteklemenin, önünü açmanın gerekliliğini aktaracak STK’ların oluşması ve desteklenmesi gerekiyor. Zihniyetimizi değiştirmek şart! AR-GE’ye ayrılan bütçeyi çöpe atılmış gibi görmemek gerekiyor. Ekonomideki tasarruf alışkanlığı gibi tıpkı, önce AR-GE’ye ayırmalı, sonra kalan parayı harcamalıyız. Aksi takdirde bu işe yıllar öncesinden başlamış rakiplerimizin önüne geçebilmemizin imkanı yok.