Demokrasilerde muhalefet ile iktidar arasında bir denge olduğunda, tek bir taraf mutlak hakim olmadığında başarı sağlanır. Bu makale tamamen bu saik doğrultusunda kaleme alınmıştır.

24 Haziran seçim sonuçlarına göre mecliste sandalye dağılımları belirlendi, üzerine tartışıldı ve tartışılacak ancak atlanan bir konu var. Muhalefetin tek yapması gereken görev meclis sandalyelerinde el kaldırıp indirmek değil, söylemini, düşüncesini kamuoyu oluşturarak, algı yönetimi yaparak insanlara kabul ettirmek ya da destek bulmaktır. Halkın istemediği bir kuralı yüzde kaç ile gelmiş olursa olsun bir iktidar partisi görmezden gelemez. Görmezden geldiğinde ise belki ilk bir kaçında sesini çıkarmaz halk ama bu devamlı hale gelirse ya erken seçim olur ya da halk sokağa dökülür. Hükümetler halkın istediğinin dışında bir şey yapmamayı kendine görev edinmişse asıl muhalefet mecliste değil halkın gönlünde sağlanmalıdır. Bir muhalefet partisinin yegane görevi bu olmalıdır.

Muhalefetteki partilerin liderlerinin değişimi, yönetim ekibinin değişimi falan işin sadece ön yüzü. Muhalefetin, özellikle de ana muhalefetin iletişim stratejisini değiştirmesi gerekmekte. Ana muhalefet bundan önce de lider değişimi gördü, sonuç ortada. Asıl mesele oylarını almak istediği insanlara nasıl sesleneceği, oyu garanti olanlara değil. Büyük hata tam da bu noktada yapılıyor. Muhalefet partileri iktidar partisine oy verenleri kucaklamak yerine onlara karşı söylemler geliştiriyor. Söylemek istediğim artık klişeleşmiş Aziz Nesin sözü ya da koyun argümanını dile getirmemeleri değil, bunu öğrendiler artık. Söylemek istediğim insanların bir karar verdikten sonra o karar yanlış da olsa doğru da olsa o kararı kendilerini haklı görmek güdüsüyle savunacaklarıdır. İktidar partisine oy vermiş seçmenlere siz yanlış yaptınız derseniz, o seçmen de yanlış ya da doğru hiç farketmez, ne yapmış olursa olsun sizi haksız çıkaracak şekilde kendini savunma argümanları geliştirecektir.

Muhalefetin stratejisinde ilk değiştirmesi gereken kendisine oy vermeyen seçmene ya da oy verdiği parti ya da kişiye karşı çok sert söylemleri bırakmasıdır. Hırsız gibi, diktatör gibi söylemler göründüğü üzere başarısız söylemlerdir ve devam ettirilmemelidir. Muhalefetin kamuoyunda etkili olabilmesi için söylemlerini yumuşatması ve kucaklayıcı hale getirmesi, samimi bir izlenim bırakması şarttır. İktidar partisine oy veren seçmenleri iyi anlamak, iyi okumak ve buna göre karşı strateji geliştirmek şart. Eğer dolar kurunun yüksekliği üzerine oyunuzu bana verin derseniz bu ters teper. (Tepti) Çünkü iktidar partisine gönül vermiş seçmenin psikolojisi hızlıca bir karşı argüman geliştirdi. “Ekonomi önemli değil, ben aç da kalsam ülkem için doğru olana oy vereceğim” dedi. Çünkü “bunlar dış güçlerin oyunu” dedi. Bu psikolojideki bir insana “sen atanamayan öğretmensin, biz geldiğimizde seni atayacağız, iktidar kötü.” dediğinizde, ülkemin bekası benim iş sahibi olmamdan daha önemli diyecek. (Dedi)

Bu satırları okuyan özellikle muhalif kanattaki insanların anlamakta zorlandığını hissedebiliyorum. Zaten mesele de bu. Muhalefetin bu konjonktürde, iktidarın bu stratejisine karşı alışılmışın dışında bir stratejiyle cevap vermesi ve kamuoyunda bir denge sağlaması şart. Siyasiler sokak ağzıyla “döneklik” ile “tutarlılık” kavramlarını karıştırıyorlar. Dün dündür bugün bugündür söylemini insanlar döneklik olarak algılamıyor ve siyasette mübah olarak görebiliyorlar. Dün savunduğunuz bir görüşün yanlış olduğunu kabul etmek bir erdem olarak algılanıyor toplumda, bir zayıflık ya da döneklik değil. Diğer yandan halihazırdaki görüşleriniz arasında birbirini tutmayan söylemlerde bulunmaksa tutarlılığa büyük darbe vuruyor. Bu da seçmen gözünde saygıyı ve güveni zedeliyor. Bir örnekle açıklayayım. Diktatör söylemi tutarlılığı kaybettiren bir söylem. Karşılıklı bir yarış içerisinde seçime girebildikten sonra rakibe diktatör demenin toplumun büyük bir kesiminde karşılığı yok. Seçimle gitmeyen kişidir çünkü diktatör. Bu sebeple az önce bahsettiğim ters tepecek, sert bir söylemdir.

Bir diğer konu ise stratejide sağlanması gereken samimiyet. Yine atanamayan öğretmenler örneğinden gidecek olursak, söylem atanamayan öğretmenlerin hepsini atayacağız olunca seçmene samimi gelmiyor. Bunun ya da toplumun büyük bir kesiminin memur olabilmesi insanlara inandırıcı gelmiyor. Bunun yerine söylemin üniversitelerin meslek edindirme kursu olmadığını, üniversitelerin ilgili bölümlerinin daha ihtiyaca yönelik açılacağını, varolan mağdurlara ise farklı alternatifler oluşturulacağını söylemek gerekiyor. Bu bahsettiğim tamamen yaklaşım üzerine bir örnek, bulunan çözüm doğrudur yanlıştır ayrı bir tartışma konusu. Bölünmüş yollarla dalga geçmek, küçümsemek de işe yarar bir yöntem değil. İktidarın gerçekleştirdiği icraatleri küçümsemek yerine daha iyisini yapabileceğini söylemek bu alanlarda projeleri detaylarıyla anlatmak iktidara oy veren seçmenin kalbinden geçen yol. “Ben 4.köprüyü de yapacağım” gibi seçim arefesinde, söylemek için söylenmiş gibi bir his uyandıracak şekilde değil de gerekirse maketini yaptırıp işte bunlar, bunlar projelerimiz diye açıklamadıktan sonra inandırıcılığı sağlamak zor.

Muhalefetin dili safları sıklaştırır türde şuanda. İktidar partisindeki tüm küskünleri partisine geri götürmenin bir anlamı yok. İktidar partisinin seçmeninin sevdiği, oy verdiği, kutsal gördüğü şeylere saldırarak elinizdeki seçmeni mutlu edebilirsiniz ancak o seçmen zaten elinizde, size bir şey kazandırmayacak. Muhalefet uzun zamandır gençlere yönelik çalışmalar gerçekleştiriyor. Bu seçimde benim de çok beğendiğim bir reklam filmi yayınladılar. Kemal Kılıçdaroğlu’nun animasyonu. Cidden güzel bir işti. İş güzel olmasına güzel, reklamcılık dünyasında ses bile getirebilir ancak seçmenin fikrini değiştirmeye yeter mi? Özellikle de hedeflediğiniz rakip partinin oylarını devşirmeye yeter mi? “bugsız bir dünya dilemek” rakibinize oy verenlerin kalbine dokunur mu? İşte bu stratejinin, bu anlayışın değişmesi gerekiyor. Yeni iletişim stratejisi rakip partiye oy verenlerin kalbini kazanmak üzerine hassasca inşaa edilmeli. Kesinlikle seçimin son iki ayı beklenilmeden, önümüzdeki seçimler hedeflenerek çalışmalara hız kesmeden devam edilmeli.

Stratejide genel bir değişikliğin yanısıra yöntem de değişmeli. Muhalefetin söylemine göre şuan basının %95’i iktidar partisinin elinde. Bu durumu tespit etmiş olmak önemli değil, bu duruma karşı ne yaptığınız önemli. Geleneksel medya tarafında iktidarın izlediği strateji gerçekten hayranlık uyandırıcı. Muhalefetin düzeyini Sözcü seviyesinde tutmak. Sözcü gibi Cumhuriyet gibi gazeteler ve benzeri web siteleri sadece iktidara oy veren seçmenin saflarını sıklaştırmasına sebep olmakta. Her şeyden önce bu ve benzeri yayın organlarının ya temsil kabiliyetinin giderilmesi ya da kabuk değiştirdiklerinin rakip parti seçmenlerince kabullendirilmesi gerekiyor. Muhalefetin oy alamamasının en büyük sebeplerinden birisi elindeki basın gücünün ötekileştirir dili. Ancak nüfuz edebildiği yayın organları ile seçim kazanılmaz. Özellikle NTV gibi kanalların geziden kalan kinle dışlanmasına son verilmeli ve desteklenmeli. Toplumun gözünde bağımsız yayın yapan haber kanalları ve siteleri desteklendikçe o yayınların sahipleri de “biz sadece tek bir seçmen kitlesine yönelik yayın yapıyoruz, zira sadece onlar bizi takip ediyor” düşüncesinden kurtulmalılar.

Özellikle muhalefet partisine yakın ve maddi durumu 8-10 çalışanı fonlayabilecek durumda olan iş adamlarının gazete ya da TV gibi yüksek maliyetli değil, haber siteleri açmaları ve profesyonel dijital pazarlama ekipleriyle çalışarak alternatif sesler haline gelmeleri gerekiyor. Ancak bu siteler Ağrı’nın Sesi gibi (İsmi uydurdum) yöresel, küçük yayınlardan çok daha genele hitap eden siteler olmalı. İnternet haberciliğinde gündemi değiştiren haber siteleri İngiliz BBC ve Rus Sputnik olduğunda iktidara oy verenleri yönlendiremezsiniz.

Obama’nın ilk seçildiği dönemi hatırlıyorum. Kesinlikle kendisine geleneksel medyada yer bulamıyordu. Bütün bütçesini sosyal ağlara ve dijital haber sitelerine ayırmıştı. Şu anda genel bir kanı var, sosyal medyada muhalefet önde olmasına rağmen seçimlerde kaybediyor diye. Bu sosyal medyanın güçsüzlüğünü değil, muhalefetin iyi bir oranda sosyal medyayı yönetemiyor olmasından kaynaklanıyor. İstediği haberi gündeme getirmek için sadece Twitter’da TT yapan siyasi partilerle doldu memleket. Yöntem bu değil! Adı “Gündem” diye TT’ye çıktığınızda insanların kalbinde gerçekten gündem olmuyorsunuz. Önemli olan rakibinize oy veren seçmenin dikkate alacağı hesaplar tarafından gündeme getirilmek. Dikkate alacağı, ötekileştirmeyen, hakareti çağrıştırmayan bir şekilde mesajınızın iletilmesi. Yapılan araştırmalara göre farklı görüş sahibi insanların paylaştığı sosyal medya içerikleri karşı taraf tarafından görülmüyor, okunmuyor. O kadar ortalık ayağa kalktı, günlerce insanlar konuştu. Hiç mi bir siyasi Cambridge Analyitca’yı görmedi? Kullanılan yöntemleri, işe yarayan sistemleri denemeye kalkmadı anlamıyorum. Dijital reklamlara seçim boyunca neredeyse hiç rastlamadım. Üç beş parti başkanının fotoğrafını taşıyan, hiç bir duygu ve mesaj iletmeyen saçma bannerları kastetmiyorum. Kişiselleştirilmiş reklam hiç yoktu. Segmentlere ayrılmış seçmenlere seslenen olmadı. İbrahim Tatlıses konulu Adwords reklamını evet konuştuk ama dijital medyaya yönelik etkili bir çalışma yapılmadı. Hele hele medyada yer bulamıyorum söylemine sahip olan partilerin tek çıkış kapısı olan dijitale yatırım yapmamalarını anlayamıyorum. Bu iş uzaya mekik göndermek değil, altı üstü İstanbul’da her gün kıta değiştirenlere “3.köprü çok pahalı değil mi? Ondan trafiktesiniz, biz ucuzlatacağız” diyeceksiniz ya da Paypal sayfasını beğenen Facebook ve Instagram kullanıcılarına “yurtdışına bir şey satamıyorsunuz değil mi? Paypal’ı geri getireceğiz” diyeceksiniz. Uber kullananları hedeflemek, Booking kullananları hedeflemek bu kadar zor mu? Emeklileri hedeflemek zor mu? Onlara maaşınız yetiyor mu diye sormak ya da Rize’dekilere vampir kelebeklerin ekinlerinizi mahvetmesine son vereceğiz demek zor mu?

Siyasilerin bunu kabullenmesi çok zor biliyorum ama miting düzenlemek bir işe yaramıyor. Televizyonun olmadığı, sosyal medyanın olmadığı dönemlerde miting yapmak elzemdi fakat MHP’nin hiç miting yapmadan oy oranını koruduğunu gördüğümüze göre, artık şu mitinglere harcanan parayı dijitale aktarma vakti geldi. Mitinglere doğal olarak sadece kendi seçmeniniz geliyor. Siz hiç tüm partilerin mitingine gidip, en güzel konuşana oy veren bir manyak gördünüz mü? Milletin işi gücü var yahu. Segmentlere göre hedeflemelerle reklamlar yapmak, Scope ya da Instagram üzerinden canlı yayınlar yapmak, Youtube kanallarına çıkıp konuşmak (Şükür Babala TV’ye çıktı liderler, süper işti) Ekşisözlük’te soru cevap yapmak artık standart olarak yapılması gereken şeyler arasına girdi.

US President Barack Obama presents the Presidential Medal of Freedom to broadcast journallist Oprah Winfrey during a ceremony in the East Room of the White House on November 20, 2013 in Washington, DC. The Medal of Freedom is the country’s foremost civilian honor. AFP PHOTO/Mandel NGAN (Photo credit should read MANDEL NGAN/AFP/Getty Images)

Amerika’yı yeniden keşfetmeye çalışıp duruyoruz. Oprah Winfrey ABD’nin en çok izlenen talk showunun sunucusu. Dünyanın en güçlü 100 insanından birisi çünkü etki gücü muazzam, insanlar ona güveniyorlar. Sadece Obama’ya verdiği destek açıklaması sonucu tam bir milyon kişi Obama’ya oy verdi. Kanaat önderleriyle çalışmak siyasetin en yapılması gereken işlerinden birisi. Son seçimlerde ise bir influencer’ın çıkıp “ayak kokusu” diyerek iktidara oy verecekleri birleştirmesinden başka bir şey göremedim ben. Hiç bir muhalefet partisi Influencer Marketing yapmadı. “Böyle bir şey olabilir mi ya?” (Puccaa’nın attığı tweet ücret karşılığıyla yapıldıysa, yuh yani o kurguyu hazırlayana) Influencer’ları sadece gençlerin takip ettiğine yönelik genel bir yanlış bilgi var. Benim 56 doğumlu kaynpederim de 63 doğumlu babamda influencer’ları takip ediyor. Early adaptor falan da değiller, tipik X kuşağı üyesiler. Onlar bile takip ediyorsa bu derece yüksek internet ve sosyal medya penetrasyonuna sahip Türkiye’de çok büyük bir kesim influencer’ları takip ediyordur. Ancak bizim influencer tanımımızı da gözden geçirmek gerekiyor. Sadece komik tweet atanlar ya da makyaj videosu çekenleri influencer olarak görmemek gerekiyor. Influencer çok geniş bir tanım. Bu kanaat önderlerinin desteğinin alınması, mesajınızı iletecek bir yardımcı olarak çalıştırılması gerekiyor.

Influencer Marketing çalışmalarında vizyonu Türkiye ile ve Türk influencer’larla da sınırlı tutmamak, Almanya’daki seçmene ulaşmak için Alman influencer’lara dahi ulaşmak gerekiyor. Sicili temiz insanların saygı duyduğu influencer’ları bulmak o kadar da zor değil. Daha da görmezden gelinen ve yerel seçimlerde de görmezden gelineceğini düşündüğüm bir diğer kesim de micro-influencer’lar. Özellikle anadoluda kendi bölgesi tarafından takip edilen çok sayıda influencer var. Onların işaret ettiği siyasiye oy verecek, ona gerçekten güvenen çok fazla insan var. Bunun kuşakla, çağla alakası yok. İnsanoğlu ilk günden bu güne ağızdan ağıza pazarlamayla satın alma kararlarını verir. Bu en etkili ikna yöntemini hiç kullanmamak bir akıl tutulmasıdır.

Muhalefet tüm mesaj kanallarından aynı mesajı iletmekle en büyük hatayı yapacaktır. Her farklı kanal için farklı bir mesaj üretilmeli. Influencer’ın geçmişine göre farklı, yayın yapılacak Youtube kanalına göre farklı, reklamın gösterileceği kişiye göre farklı mesaj. Ana söylem aynı olmakla birlikte (tutarlılık) bahsedilen şeyler birbirinden farklı olmalı. TV üzerinden yürütülen kampanyaların dezavantajı da bu. Milliyetçi seçmene hoş görüneyim derken öbürlerini küstürüyorsunuz.

Özellikle hem TV hem de dijitaldeki reklamlarda muhalefet için tek bir reklamcılık tipi çalışır durumda. Korku reklamları. Korku reklamı derken Cumhuriyet’in kara çarşaflı reklamını kastetmiyorum. Ötekileştirmeden, empati dolu reklamlardan başka çare yok. Küskünlere seslenen, onları sahiplenen, onların küsme sebeplerini öne çıkaran reklamlar yapılmalı. Liyakat, kadrolaşma gibi herkesin üzerinde hemfikir olduğu konulardan başlayarak, küskünlerin bam teline dokunacak reklamlarla, önceden verdikleri oylara saygı duyarak yapılan reklamlarla seçmenler kazanılabilir. Yapılacak bu korku pompalaması sonucu iktidar partisinin elinin kolunun bağlanmasını sağlamaktan başka çıkar yol yok sağlanabilecek denge için. CHP Nasıl bir reklam diliyle seçimleri kazanabilir? 

Tek derdi ülkesinin daha iyiye gitmesini isteyen seçmenleriz günün sonunda. O partili ya da bu partili farketmez, herkesin derdi memleketi. İyi icraatler yapan bir iktidarı sağlayacak olan şey iyi bir muhalefettir. Muhalefeti iyi yapacak olan ise sağlıklı bir iletişim sağlayabilmesidir.