İnternette, geçen her saniye milyarlarca yeni bilgi paylaşılıyor. Dünyanın farklı bölgelerinden milyarlarca insan her gün yaptıkları paylaşımlar ile bu uçsuz bucaksız bilgi okyanusunu besliyorlar. Eskiden markaların, ulaşabilmek uğruna büyük uğraş verdikleri, bilgilerden daha fazlası artık markaların bir tık uzağında. Önceleri, müşterilerden kartlar, formlar, hediye çekleri, sadakat programları gibi enstrümanlar ile bilgi toplanmaya çalışılırdı. Ki bu bilgilerde ad, soyad, adres, telefon ve mail adreslerinden ileri gidemezdi. Kredi kartlarının ortaya çıkması ile, bilgiler derinleşti fakat asıl ilerleme internet ile gerçekleşti. İnternet ve sosyal ağların ortaya çıkması ile bilgi patlaması yaşandı ve markalar için anlamlandırılmayı bekleyen bir bilgi yığını oluştu.

Fakat bu bilgi yığını öyle hızlı bir şekilde büyümeye devam ediyordu ki, hacmi her geçen gün katlanarak artıyordu. Aynı zamanda paylaşılan bilgiler o kadar farklı ve çeşitliydi ki, organizasyonun aradığı doğru bilgiye ulaşmak problem haline geldi, hoş pek çok marka daha kendisi için hangi bilginin önemli olduğunu dahi söyleyemiyor.

Bu hızda ve kaos ortamında okyanusa düşen markalar için tek çıkar yol “tüketicinin verdiği ipuçlarına sarılmak”. Zaten artık günümüzde pazarlama yapmak isteniyorsa, müşterinin arkasında bıraktığı ipuçlarını değerlendirmek zorunlu. Bu bilgi okyanusu her ne kadar bir kaos, kriz ortamı olsa da, kriz ortamlarındaki belirsizlik, diğer boyutta da büyük fırsatlar sunar şirketlere. Bu fırsatlardan en önemlisi, artık gerçek tek bir doğru olmadığıdır. Evet müşterinin gücü tartışılmaz ve onun sunduğu bilgilerin verdiği fırsatlar değerlendirilmeli, ancak bunun nasıl kullanılıp değer yaratılacağı konusu oldukça tartışmalı, çünkü gerçek bir doğruya ulaşmak imkansız. O yüzden bu kaos ortamında, denemek ve hataları süratle çözmeye çalışıp en verimli karara ulaşmak en mantıklısı.

Günümüzde dijitale ağırlık veren markaların en çok yaptığı hatalardan birisi aslında bu kaosun daha da derinleşmesindeki en büyük neden: KPI. Key Performance Indicator, dijital dünyada bir çok farklı şekilde ölçümlenmeye çalışıldı. “Takipçi sayımız 100 bin oldu”, “Sayfamızın 1 milyon hayranı var” laflarından öteye gidemeyen raporlarla dolu bir sektörde gerçekten fayda sağlayıp sağlayamadığını öngörebilen bir marka ya da ajans maalesef yok. Sektörün getirdikleri ve durumu göz önüne alındığında ROI hesaplamak gerçekten neredeyse imkansız. Hesaplanan ROI’nin de ne kadar doğru olduğu her daim tartışılabilir.

Temelde hangi marka olursa olsun tek amacı vardır; kâr elde etmek. Bu kârı dijital pazarlama yöntemleri ile elde edip edemediğini ölçümlemek e-ticaret sektörü haricinde oldukça zor olduğundan ihtiyaçlar daha çok data toplamaya doğru yönelmiştir. Onbinlerce mail adresi topladığınız bir kampanya sonucunda toplanan mail adreslerinin kaçı ile satışa ulaşabiliyorsanız aslında size sağlanan fayda da o kadardır. Evet belki marka bilinirliğiniz de artmış olabilir ama hedef kitlenizde olmayan birisi sizin markanızı bilse size ne katabilir ki? Katacağı azıcık fayda için bu kadar bütçe ayırmaya değer mi? Reklamcılığın janjanlı dünyasında postunuza reklamsız olarak almış olduğunuz 192 like’ın bir değeri olabilir ama reel dünyada hiçbir değeri yoktur. O 192 kişinin sizin kampanya içeren postunuzu görme şansı artmış olacakta, kampanya postunuza tıklayacakta, katılacakta, gelen mailden sizin ürününüzü almaya niyetlenecekte, kredi kartını verip sipariş geçecekte… 3 milyon kişiye onlarca farklı server aracılığıyla yapmış olduğum bir mailing kampanyası geldi aklıma. Mailing tasarımının UI tasarımından, işin ucundaki havuçlara kadar her ayrıntıyı düşünmüştük. Maildeki call to action butonuna kaç kişi tıkladı biliyor musunuz? 543. Çünkü datalar ölmüştü, maillerin %95’i ulaşmadı bile. KPI’mızın çok çok üstüne çıkarak 3 milyon mail adresini toplamak yetmiyor bazen.

Evet, sosyal medya ile satışları artırmak mümkün, data toplamak ve bu data ile şirketinizi onlarca kat büyütmekte mümkün. Ancak mümkün olduğu gerçeği herkesin bunu yapabileceği anlamına da gelmiyor.