1.Bölüm

Sosyal Medya hayatın her alanına etki ettiği gibi kariyere de etki etti. Artık İnsan Kaynakları Uzmanları Sosyal Medya üzerinden iş ilanı yayınlayıp yine aynı platformlar üzerinden başvuruları alır oldu. Yalnızca büyük şirketler değil orta ölçekli şirketler de artık birini işe almadan önce Google’da o kişiyi araştırır oldu. Peki işverenlerin Sosyal Medya üzerinden nasıl dikkatlerini çekeriz, neleri yapmamız neleri yapmamamız gerekiyor? Sosyal Medya’da Kişisel Markalaşma serimiz boyunca bunları inceleyeceğiz.

Linkedin: Linkedin üye sayısı 200 milyona ulaşmış olan dev bir profesyonel iş ağı. Binlerce farklı sektörden insan bu ağ üzerinde toplanmış durumda. İlk girdiğinizde çokta kullanılmayan küçük bir hayalet kasaba gibi gelebilir size. Ancak Linkedin Facebook gibi Ana Sayfası’nda hayatın döndüğü bir alan değil. Linkedin’de hayat gruplardadır.

Linkedin’e üye olmanızın ardından ilk dikkat etmeniz gereken şey fotoğrafınız. Ciddi bir fotoğraf yükleyin. Ancak ciddilikten kasıt kesinlikle vesikalık değil. Sadece arkadaşlarınızla yaptığınız bir piknikte çimlere uzanmış şekilde çekilmiş bir poz olmasın.

Profil fotoğrafınızı ayarlamanızın ardından özgeçmişinizi hazırlamaya başlayın. Kariyer sitelerinde harcadığınız emeğin iki üç katını harcayabilirsiniz, emin olun değecek. Kesinlikle hazırlamış olduğunuz özgeçmişiniz İngilizce olmalı. Alternatif olarak bir de Türkçe hazırlayabilirsiniz ancak aslı İngilizce olarak hazırlanmalı. Hangi meslek grubunda olursanız olun girdiğiniz dünya profesyonellerin dünyası. Onların dikkatini çekmek için uğraşmaya değecektir. Eğer İngilizce’niz yeterli seviyede değilse Google Translate kullanabilirsiniz ancak mutlaka bilen birine kontrol ettirmelisiniz hazırlamış olduğunuz özgeçmişinizi.

Özgeçmişime yazacak bir şeyim yok öyleyse şunları da kafadan ekleyeyim derseniz kendinizi bitirmiş olursunuz. İnsan Kaynakları Uzmanları profilinize girdiğinde yalanın kokusunu alabiliyorlar. Bahsettiğiniz sektörden ya da işyerinden eğer hiç bağlantınız yoksa yalan söylemiş olduğunuz apaçık ortaya çıkmış oluyor. Yazacak neyiniz varsa sadece onu yazın.

Linkedin’de profilinizi %100 olarak tamamlayana dek her alanı doldurmaya gayret edin. Varsa eğer bugüne dek hazırlamış olduğunuz slaytları SlideShare.net aracılığıyla Linkedin profilinizde paylaşabilirsiniz. Bu size büyük bir artı katacaktır.

Profilinizi tamamlamanızın ardından sıra geldi profil linkinize. Profil linkiniz oldukça önemli. linkedin.com/in/sheqercocuq nickine sahip birine hiç kimse iş vermeyecektir. Elinizden geldiğince linkinizde ad ve soyad kullanmaya gayret edin. İsminizin SEO’su sizin elinizde. Google’da Linkedin hesabınızın daha üstlerde çıkabilmesi için linkiniz büyük önem arzediyor.

İletişim bilgilerinizi doğru yazmanız da oldukça önemli. Mümkünse adınız ve soyadınızdan oluşan bir gmail ya da yandex mail hesabıyla kaydolmanız gerekmekte. Eğer halihazırda bir yerde çalışıyorsanız hem kişisel hem de kurumsal mail adresinizi eklemeniz başkalarının sizi Linkedin üzerinde bulabilmesine olanak sağlayacaktır. Ancak yeni bir iş teklifini şahsi mail adresinize almanız daha iyi olacaktır. Yani öncelikli e-mail adresiniz mutlaka şahsi hesabınız üzerinde olsun.

Linkedin’de profil bilgilerimizle ilgili ayarlarımızı gerçekleştirmemizin ardından ilk olarak bağlantılarımızı kurmaya başlamalıyız. Yani başka bir deyişle e-mail adresimizle Linkedin’e bağlanarak ne kadar Linkedin kullanan arkadaşımız var ise eklememiz gerekiyor. (Profil fotoğrafı olmayanlar hariç) Mail adresimizdeki kişilerimizi eklememizin ardından Tanıyor Olabileceğiniz Kişiler kısmından ortak arkadaşınızın olduğu insanları ve sektörümüzdeki insanları eklemeye başlamalıyız. Çünkü Linkedin’de ne kadar çok bağlantınız olursa o kadar çok kişi profilinizi inceler. İnsan Kaynakları Uzmanları da eklediğiniz kişilerle arkadaş olacağından sizi farketme olasılıkları artar. İlk hedefimiz 500’den fazla bağlantı elde etmek olmalı.

500’den fazla bağlantı eklediğimizde Linkedin tam olarak kaç kişi ile arkadaş olduğumuzu göstermiyor yalnızca 500+ olarak sayı veriyor. Bu nedenle sektöre ait kimleri tanıyor, kimleri tanımıyor ya da gerçekten tanınmış biri mi bir İK Uzmanının anlaması daha zor oluyor. Linkedin’de alanında gerçekten uzman olan herkesin bağlantı sayısı 500+’dır. Yine Linkedin’i Facebook ile karıştırmamamız gerektiğini hatırlatmakta fayda var. Facebook’ta gizlilik ne kadar önemliyse Linkedin’de de dışarıya açıklık önemlidir. Çünkü iş talepleri genel olarak 1. Dereceden bağlantılı olduğumuz kişilerden gelecektir.

Yüzlerce kişiyi eklediniz ancak bir çoğundan dönüş alamadınız ve Linkedin artık daha fazla kişiyi e-mail adresi olmadan eklemenize izin vermiyor. Mesaj kutunuza girip, -gönderilen mesajların içinden erişebileceğiniz- göndermiş olduğunuz davetlerinizi tek tek geri almak durumundasınız. Dikkat edin mesajları silmeyip davetleri geri almanız gerekmekte. Makul bir sayıya ulaşmanızın ardından tekrar mail adresi vermeden ekleme işlemine devam edebilirsiniz. Bunun dışında ekleyebileceğiniz bağlantı bulmakta zorluk çekiyorsanız adı LION ya da Open Networkers olan onlarca grup var. Bu gruplara üye olup gruplarda paylaşılan mail adreslerini ekleyebilirsiniz. Bu gruplarda paylaşılan kişiler bağlantı sayısını yükseltme amacında olduklarından sizi hemen kabul edeceklerdir.

Yeterince bağlantı eklemenizin ardından artık reel bağlantılarınızla iletişime geçmenin vakti geldi. Önceden çalışmış olduğunuz, birlikte okuduğunuz ya da size ders anlatan hocalarınızdan İngilizce tavsiye mektupları istemelisiniz. Ancak tanımadığınız insanlardan tavsiye mektubu istememenizi öneririm. Sonuçları beklediğiniz gibi olmayabilir. Tavsiye mektupları alırken arkadaşlarınızda sizlerden mektup isteyecektir. Kaç tane tavsiye mektubu yazmış olduğunuz göründüğünden ötürü bu konuda birazcık daha temkinli olmanızda fayda var.

Linkedin’de gizlilik ayarlarınızı dikkatli bir şekilde ayarlamalısınız. Kimlerin profillerini incelediğiniz gibi ayarlar görünür olmalı ki sizin profilinizi kimler inceliyor, sizinle kimler ilgili bunun takibini gerçekleştirebilesiniz.

Linkedin profilimizi sosyal medyanın deyimi ile “konumlandırmıştık”. Konumlandırma işlemi ile profilimiz uzmanlık alanımızla ilgili temel seviyeyi tamamlamış oldu. Şimdi ise sıra geldi profilimizi sektöre ve İK uzmanlarına duyurmaya.

Linkedin’de gerçekten sizin uzmanlık alanlarınızla ilgili olan kitleye ulaşmanın iki farklı yolu bulunmakta. Birincisi sektör grupları, ikincisi SEO. Linkedin’de Türkçe içeriğe sahip 10.000 farklı grup bulunmakta. Eğer sektörünüz çok spesifik bir alanda değilse muhakkak hitap edebileceğiniz bir kitle bulabileceksiniz. Öncelikle bu grupları arayın ve gruplara dahil olun. Ancak sektörünüzün dışındaki gruplarla ilgilenmemenizi öneririm.  Özellikle “haydi birazda gülelim” temalı gruplar Linkedin’de barınamaz. Unutmayın burası profesyonel bir iş ağı.

Linkedin-Job-Search

İlgili gruplara üye olmanızın ardından gruplarda aktif olmaya başlamanız gerekmekte. Sektörünüzün liderlerinin takıldığı bu gruplarda yazdığınız, çizdiğiniz şeylere dikkat etmekle birlikte elden geldiğince etkileşime açık bir profil sergilemelisiniz. Paylaşılan yazılara yapıcı yorumlar yapmaya çalışıp yazıları okuyarak sektör hakkındaki bilgilerinizi arttırabilirsiniz. Kişisel ya da kurumsal blogunuzda sektör ile ilgili yazdığınız yazıları da bu gruplarda paylaşmayı unutmayın. Gruplardaki aktiflik oranınız arttıkça sektörünüz tarafından dikkatler üzerinize çekilecek ve profilinizi ziyaret edenlerin sayısı artacak.

İkinci adımda ise SEO geliyor. Siz öncelikle gerekli noktalarda kendinizi duyurdunuz ancak gruplarda sizi farketmemiş kişilerde olabilir. İK uzmanları genellikle yeni birini ararken Linkedin arama kutusunu kullanmaktalar. İsminizin daha önlere çıkabilmesi için profilinizde gerekli anahtar kelimeleri kullanmanız gerekmekte. Kariyerinize eklemiş olduğunuz tüm başlıkları seçmiş olduğunuz anahtar kelimelere uygun hale getirmelisiniz. Örneğin Php & MySQL bilen bir yazılımcısınız. İK uzmanları sizi nasıl ararlar? Öncelikle anahtar kelimelerimizi seçelim; Yazılım, Php, MySQL. Önceden çalışmış olduğunuz tüm firmalardaki ünvanınızı içinde bu kelimelerin geçtiği sıfatlarla değiştirin.  Ardından iş detaylarınızı da bu kelimeleri mümkün olduğunca bol şekilde geçirecek türden iş tanımları oluşturun. Unutmayın ilgili kelimeleri ne kadar çok kullanırsanız aramalardaki sıralamalarda o kadar üste çıkacaksınız. SEO için ikinci bir adım ise farklı bir dilde profil oluşturmak. Öncelikli profiliniz İngilizce idi. İkinci oluşturduğunuz profil ise Türkçe olmalı. (Ekstra diller eklemeniz daima faydanıza) İngilizce profilinizde programmer ya da software engineer kullandıysanız Türkçe profilinizde bolca yazılımcı, yazılım mühendisi gibi tanımlar kullanmalısınız. Bu noktada tekrar hatırlatmakta fayda var, asla olmadığınız biri gibi görünmeye çalışmayın.

Gerekli ayarları yapmanızın ardından geçecek olan bir haftanın sonunda profilinizi ziyaret edenlerin sayısındaki artışı açıkça görebileceksiniz. Ne kadar çok kişi profilinizi ziyaret ederse o kadar tanınır olacaksınız ve o kadar da çok iş teklifleri alacaksınız.

Sosyal Medyada kişisel olarak markalaşmak için Linkedin faktörünü ayrıntılarıyla inceledik. Linkedin’de uygun profil oluşturma, SEO, gruplardaki aktiflik ve görünürlüğü arttırmanın yollarını incelemiştik.

Linkedin Facebook’tan farklı olarak paylaşımlarda dış kaynaklara yönlendirmelerin ağırlıklı olduğu bir site. Yani Facebook’ta bir fotoğraf paylaşıp like aldığınızda reaksiyon aldığınızı hissederken Linkedin’de o paylaşımdan aldığınız hite göre reaksiyonu ölçebiliyorsunuz. Kısacası kişisel markalaşmanın temeli olan Linkedin’de dikkat çekmek istiyorsanız bir yerlerde muhakkak aktif olarak yazılar yazmalısınız.

Yazılarınızı yazıp paylaşabileceğiniz yerler aslında sınırlı. İlgi ve uzmanlık alanınızı belirlemenizin ardından seçtiğiniz konu ile ilgili sitelere göz atmanızı öneririm. Eğer yazılarınızı yayınlatabileceğiniz herhangi bir site bulamadıysanız ya kişisel bir web sitesi ya da bir blog açmanız kesinlikle çok önemli. İlk olarak başka bir sitede yazmanızı önermemin sebebi ise basit. Bir elin nesi var iki elin sesi var. Açtığınız web sitesinin ya da blogun SEO’su ya da Alexa’sıyla uğraşmaya ayıracağınız vaktinizi özgün içerikler üretmeye ayırarak isminizi daha fazla kişiye ulaştırabilirsiniz. Zira bu işlerle uğraşmak öyle sanıldığı kadar basit değil. Ortalama bir SEO uzmanı bir siteyi arama motorlarında ayağa kaldırmak için her gün 3-4 saatini harcamakta.

Üzerinde yazacağınız konuları iyi bir şekilde belirlemelisiniz. Özellikle bu noktada bir uyarıya ihtiyaç var. Yazacağınız yazı kesinlikle A’dan Z’ye size ait olmalı. Kopyala-Yapıştır ile markalaşamazsınız. Üzerine yazacağınız konuları seçerken önce rakip analizi gerçekleştirmelisiniz. Uzmanlık alanınızda rakipleriniz kimler? Rakipleriniz neler hakkında yazmış? Yazdıkları konularda daha fazlasına hakim misiniz? Analizinizi gerçekleştirmenizin ardından ya onlardan daha iyi ya da onlardan farklı konularda yazılar yazmaya başlayın. Farkınızı ortaya koyun. Seçtiğiniz konulara uzaktan baktığınızda belirli bir konu bütünlüğünü yakalamış olun. Bir gün mizah bir gün yemek tarifi bir gün de moleküler biyoloji hakkında yazmak sizi hiçbir alanda markalaştırmayacaktır.

Yazarak markalaşmanın en önemli kuralı düzenli bir şekilde yazmaktan geçer. Bir gün ilhamınız geldi ve çok güzel ve çok paylaşılan bir yazı yazdınız. Çok güzel. Ancak üzerinden geçen bir haftanın ardından herkes o yazıyı ve isminizi unutmaya başlayacaktır. Yeni bir şeyler ortaya koymalısınız.

Kişisel olarak markalaşma konusunda çok sık düşülen hatalardan birisi kendi adına logo yaptırmak. Logoya ihtiyacınız yok. Bu sizi sadece burnu havada gösterir. İsminizin o sektörde akıllara kazınması önemli logonuzun değil. İkinci hata ise Facebook sayfası açmak. Özellikle fotoğrafçıların sık sık yaptığı bir hata da bu. Farklı mecralarda topluluk yönetmek istiyorsanız öncelikle hedef kitlenizin bulunduğu mecra üzerinde çalışmalısınız. Gerçekten profesyonel olan bir fotoğrafçı portföyünü Behance.net üzerinden sergilemeyi tercih edecektir.

Blog tutmak, yazılar yazmak çok güzel ve dikkat çekici. Ancak yazmaktan daha dikkat çekici olan bir şey daha var. Sunum hazırlamak. Uzmanlık alanınızla ilgili mümkün olduğunca çok sunumlar hazırlayıp Slideshare.net’e yükleyip Linkedin’de paylaşmanız sizi yavaş yavaş sektörün en tanınanı haline getirecektir. Çok kritik olmadığı sürece bildiklerinizi insanlarla paylaşmaktan çekinmeyin.

Paylaştığınız her bilgi sizin markanıza bir artı daha katacaktır. Merak etmeyin sizi okuyanlar sizin paylaştıklarınızı uygulamak yerine sizden danışmanlık isteyeceklerdir. Yani hem akıllarda bir marka olmuş olup hem de çeşitli işler alabileceksiniz.

Sunum hazırlarken dikkat etmeniz gereken birkaç nokta bulunmakta. Öncelikle sunumunuzun arama motorları tarafından görünebilir olması için bolca metin içeriyor olması gerekmekte. Diğer yandan çokça metin içeren sunumlarda görsel bir güzellik yakalamakta oldukça zor. İkisinin arasında optimum bir seviye belirlemelisiniz. En çok yapılan hatalardan biri font seçiminde gerçekleşmekte. Sunumunuzun fontlarını seçerken Türkçe karakterleri destekleyen bir font seçmeniz görsel açıdan yararınıza olacaktır ve eğer Comic Sans MS ile bir sunum hazırlamayı planlıyorsanız kişisel markalaşma işini bırakın derim.

Yine en çok yapılan hatalardan biri “görmemişin bir sunumu olmuş tutmuş grafik üstüne grafik eklemiş” tarzında olanlardır. Tek bir tema seçip o tema üzerinden tüm sunumu hazırlamak her zaman için daha etkilidir. Gereksiz efektlerden ve göz alıcı renklerden de kaçınmak oldukça önemli. Son olarak eğer hazırladığınız sunumunuzu mahvetmek istiyorsanız BÜYÜK harflerle bolca kelime yazıp sonuna da !!!! şeklinde sayısız ünlem işareti ekleyebilirsiniz.

Sunumunuzu hazırlayıp Slideshare.net’e ve .pdf versiyonunu Scribd’e yüklemenizin ardından gerekli anahtar kelimeleri girmeli ve gelecek olan geribildirimleri beklemelisiniz. Tabii ki geribildirimleri alabilmek için sunumunuz içerisinde muhakkak Linkedin ya da Twitter adresleriniz bulunmalı. Özellikle Twitter ya da Linkedin diyorum çünkü mail adresi eklemek aslında iletişime açık olmadığınızı gösterecektir.

Power Point ile sunum hazırlamak zorunda da değilsiniz aslında. Prezi ile de güzel sonuçlar elde edebilirsiniz. Ancak sunumunuzda önemli olan nerede hazırladığınız değil nerelerde paylaştığınızdır.

Son olarak yazının başından beri bahsettiğimiz noktaya son bir kez açıklık getirmek istiyorum. Bunca uğraşımız aslında sadece Linkedin’de profilimize girecek olan kişilerin sayısını arttırıp “Marka Bilinirliği” sağlamak. Ne kadar çok kişi isminizi ve uzmanlık alanınızı yan yana daha çok görürse o kadar çok sektörünüzde bilinirsiniz.


Bu yazı Shiftdelete.net için yazılmıştır.