Türkiye sosyal medya penetrasyonu en yüksek ülkelerden birisi. Facebook, Twitter, Instagram gibi sosyal ağların oldukça yoğun kullanıldığı Türkiye’de başı dünyanın genelinde de olduğu gibi Facebook çekiyor. Bu ekosistemin içerisinde pazardan pay kapmak isteyen onlarca sosyal ağ bulunmakta. Peki markanız için en doğru sosyal ağ hangisi? Yoksa tüm sosyal ağlarda bulunmalı mısınız? Öncelikle kullanım alanlarına göre sosyal ağları kısaca bir tanımamız gerekiyor.

Facebook, halihazırda merkez sosyal ağımız olarak konumlanmış durumda. Artık bebeklerin doğumuyla beraber Facebook hesapları da açılıyor. Fakat özellikle Z kuşağında Facebook kullanım oranlarının giderek düştüğünü gözlemliyoruz. Bu düşüş BB ve X kuşağında ise tam tersi oranda gittikçe artan bir seyir izliyor. Artık Facebook’u daha çok yaşlılar kullanıyor diyebiliriz. Facebook’u kullanan kişilerin gelir seviyelerine göre dağılımını incelediğimizde de keskin farklılıklar göremiyoruz. Her gelir seviyesinden kullanıcı için ilk sosyal ağ Facebook olmuş durumda.

Twitter, kullanıcıları daha çok Y kuşağından oluşmakta ve kullanıcılarının ilk önceliği eğlenmek, ikinci önceliği ise habere ulaşmak şeklinde. Twitter kullanan kullanıcılar genellikle fenomenleri, ünlüleri ve kendisiyle aynı görüşteki arkadaşlarını takip etme eğiliminde. Kullanıcılar Facebook’ta olduğu gibi tüm lise, ortaokul arkadaşlarını takip etmiyor yalnızca kendisi gibi düşünen kişileri takip ediyorlar. Twitter, marka takibine eğilimin en az olduğu sosyal ağlardan birisi. Zira kullanıcıların bir çoğunda takipçi sayısının takip ettiği kişi sayısından daha fazla olmasını sağlamak gibi bir amaçları var. Bu amaca ulaşmak adına da çok sevdiği markalar dışında hiç bir markayı takip etmiyor ve takip ettiği kişi sayısını az tutmaya çalışıyorlar.

Instagram’daki kullanıcılar genellikle karşı cinse ait hesapları takip etme eğilimi göstermekte ve Twitter’a oranla daha fazla markaları takip eden bir kitle bulunmakta. Bu kitle Instagram’ın doğası gereği görselliğe daha çok önem vermekte. Twitter’da en önemli kriter gerçek zamanlılık iken Instagram’da zaman kıstasının yerini göze hitap etmek alıyor.

Pinterest tüm dünya genelinde olduğu gibi kadınlara yönelik bir mecra. Daha çok kadın modası, ev dekorasyonu, bahçe dekorasyonu, makyajın püf noktaları gibi konuları içinde bulunduran bir mecra. Pinterest’te yine görsel odaklı bir mecra olmasının yanı sıra webmasterlar ve seo uzmanları için kolay bulunmaz bir fırsat daha sunuyor. Pinterest’ten alacağınız backlinkler dofollow olarak veriliyor. Bu sayede seo tarafında Pinterest’i etkili bir araç olarak kullanabiliyorsunuz.

Tumblr daha çok Z kuşağına hitap eden, eğlencenin ana odak olduğu ve içeriklerin çok kolay viralleşebildiği bir mecra. Ajans çalışanlarının kreatif fikir bulmak için tıpkı Pinterest gibi kullandığı bir mecra olmanın dışında direkt olarak gençlerle birebir iletişime geçilebilen nadide mecralardan birisi Tumblr.

Örneklemeyi iyi bir şekilde yapabilecek kadar sosyal ağları tanıttım sanıyorum. Peki asıl sorumuza tekrar dönelim. Bir marka hangi sosyal ağlarda olmalı? Öncelikle bir markanın her sosyal ağda olması gerekir düşüncesini çürütmemiz gerekiyor. Bir markanın her yeni bir sosyal ağa girişi demek kaybedilen zaman demek. Zaman demek, bütçe demek. Bir reklamcı için en önemli metriklerden birisi zaman, diğeri bütçe. Bir sağlık kuruluşunun Twitter’da olması yalnızca kullanıcılara Twitter üzerinden sağlıklarına yönelik birebir tavsiyelerde bulunabiliyorsa etkili olabilir ki bu da neredeyse imkansız bir durum. Yoksa biz çok iyi bir hastaneyiz (ki sağlık yasalarına göre onu da diyemiyorlar), sağlığınızı korumak için elma yemelisiniz gibi artık oldukça banelleşmiş içerikler kimsenin ilgisini çekmiyorlar.

Farklı bir örnek üzerinden gidelim. Probiyotik ürün satan bir ilaç firmanız var. Bu ilacınız gece altına kaçıranların iyileşmesini sağlıyor. Facebook sayfanızda bir iletişim sağlayabilir misiniz? İçeriklerinizi kim beğenir? Beğenen kişiye demezler mi sen altına mı kaçırıyorsun diye? Halbuki böyle bir marka iletişimini blogundan sürdürse (Tumblr, WordPress) çok daha etkili dönüşler alabilecek.

Elinizde bir hosting firması olduğunu düşünelim. Yoğun bir Instagram yönetimi yapabilir misiniz? Eğer iletişim stratejinizin içerisinde gerçekten viralleşecek, etkileşim alacak içerikler olacağını düşünecek olursak Instagram’da neredeyse paylaşacak hiç bir şeyiniz kalmayacaktır. Facebook’ta ne paylaşıyorsak Instagram’da da onu paylaşalım demeniz Instagram hesabınızı ileriye götürmeyecektir. Instagram’ın içerik stratejisi Instagram ruhuna uygun olacak şekilde özel olarak hazırlanmalı. Hosting şirketinin gösterecek görsele dayalı bir ürünü olmadığından 2,3 server odası fotoğrafı paylaşmanın ötesine gidemeyecektir. Eğer ben photoshopta indirim kampanyalarıma ait görseller tasarlayıp onbinlerce takipçiye ulaşabilirim diye düşünüyorsanız tabi o başka. Başarabilirseniz bana da haber verin J

Sonuç Olarak, her marka her sosyal ağda yer almalı diye bir kural yok. Yalnızca doğru iletişimi gerçekleştireceğiniz doğru ağlarda yer almanız gerekiyor. Eğer sizin işinizi Twitter’a uyarlayamıyorsak Twitter’da olmanıza gerek yok. Rakipleriniz Twitter’da olsa dahi Twitter’da olmanıza gerek yok. Büyük ihtimalle Twitter’daki rakiplerinizin hesapları da ölü durumdadır. Ölü durumda olacağınız yeni bir hesaba yatırım yapmanıza gerçekten gerek yok.