Dijital Pazarlama Faaliyetlerinizi Ölçümlemiyorsanız, Yanlış Yoldasınız!

Dijital pazarlama neden bu kadar popüler oldu? Neden TV ve gazetelere ayrılan bütçeleri dijitalin bütçeleri geçti? Tek bir sebebi var. Dijitalde gerçekleşen faaliyetleri ölçebiliyorsunuz. Ölçebildiğimiz her metrik bir sonraki adımımızı daha doğru atmamıza sebep oluyor. Ancak her işte olduğu gibi pazarlama kanallarını yöneten bazı kimseler de ölçmenin ne denli önemli olduğunu bilmeden, dijital pazarlama yaptıklarını zannediyorlar.

Google Analytics’i yalnızca siteye kaç kişinin girdiğini ölçmek için kullanan bir dijital pazarlamacı lütfen o ünvanını artık kullanmasın. Google Analytics büyük ihtimalle ölçmek istediğiniz ve ölçmeyi hayal ettiğiniz her veriyi size sunan oldukça geniş kapsamlı ve etkili bir araç. Açıkçası Google Analytics kullanıyorsanız Adobe Analytics ve türevlerini kullanmanızı gerektirecek büyük bir fark göremiyorum. Ancak mesele GA’yı nasıl kullandığınıza bağlı olarak değişiyor.

Web sitenize kullanıcıların geldiği tüm kanalları ölçmeniz gerekiyor. Her kanaldan gelenlerin alışkanlıkları, satın alma eğilimleri, form doldurma süreleri değişkenlik gösterecektir. Tüm kullanıcıların hareketlerini ölçebilmek için yapmanız gereken tek bir şey var. UTM kullanmak. Eğer UTM kullanmazsanız hareketleri ölçmekte yetersiz kalırsınız. UTM’in toplamda 5 katmanı var. Bu 5 katmanı da tüm linklerinizde kullanmanız gerekiyor. Gerçekleştirdiğiniz mailingte kullanıcıların mailin içindeki hangi bannera tıkladığını bilmeniz, hangi bannera tıklayanların daha çok satışa yöneldiğini görmeniz gerekiyor. Tahmin üzerine dijital pazarlama yapılmaz. Facebook’ta paylaştığınız içeriklerin hangisine tıklandığını, hangi reklam setine tıklandığını ölçmeniz, “aaa bak Facebook’tan gelenlerin sayısı bu ay artmış” demekten öteye hangi içerik sayesinde geldiklerini görebilmeniz gerekiyor. Bunların tek yolu UTM kullanmak. Örneğin sosyal medya danışmanlığı kelimesine bu şekilde bir backlink verdiğimde linke tıkladığınızda göreceğiniz gibi bir UTM kullanılmış olmalı.

İş UTM kullanmakla bitmiyor. Kısa süre önce ücretsiz olarak sunulmaya başlanan Google Optimize servisini de kullanmanız gerekiyor. Dijital pazarlama uçsuz bucaksız bir deneme yanılma tahtasıdır aslında. A/B testleri yapmazsanız gerçekten içeriğinizi optimize etmiş sayılmazsınız. Her bir mecradan gelen kullanıcılara göre ayrı ayrı içerikler göstererek içeriklerinizi optimize edebilirsiniz. Diğer yandan kullanıcıların hangi renge ya da hangi metne karşı daha duyarlı olduklarını ölçebilmenizin tek yolu bu işe yıllarını vermiş bir uzmana sormak değil A/B testi yapmaktır.

Gerçekleştirdiğiniz tüm seeding faaliyetlerinin etkisini ölçebilmek için tüm linklere eklediğiniz UTM kodlarını bir kaç ay sonra görüntülemeye başladığınızda mantıklı veriler elde etmeye başlayacaksınız. Özellikle çeşitli forumlardan, bloglardan gelen hitlerin ne derece etkili olduğunu daha iyi gözlemleyecek ve bundan sonraki bütçe planlamanızı da buna göre yapacaksınız. Dijital pazarlamada ölçüm yapmıyorsanız, dijital pazarlama yapmıyorsunuz demektir.

Growth Hacking’in Temeli: AARRR Modeli

Dave Mcclure’un ilk olarak bahsettiği AARRR modeli günümüzde Growth Hacking’in temelini oluşturmakta. Pazarlama Hunisi ile ilgili yazdığım makaleye de göz attıysanız eğer AARRR modelinin aslında standart pazarlama hunisine çok benzediğini farkedeceksinizdir. Growth Hacking yalnızca müşteriyi web sitesine getirmek değildir. Growth Hacking müşterinin yaşam boyu satın alma döngüsünü yönetmektir aslında. Growth Hacking işlemlerini bu tanım altında incelemekte fayda var. Peki işin bel kemiğini oluşturan AARRR modeli nedir?

AARRR modeli telaffuzu zor olsa da artık ezberlememiz gereken bir model. Kısaca müşterinizin satın alma döngüsünü kapsıyor. İlk olarak henüz kullanıcı olan kişiyi web sitesine çekiyoruz, ardından onu müşteri haline getiriyoruz, sürekli müşterimiz haline getirip, haydi arkadaşlarını da getir diyoruz. Adım adım incelemek gerekirse; 

Acquisition yani Kazanım esnasında kullanıcılarla ilk el sıkışmamızı gerçekleştiriyoruz. Bunu klasik pazarlama kanalları ile gerçekleştirdiğimiz faaliyetler gibi düşünebilirsiniz. Yani sosyal medya, Adwords, programatik gibi kanallar aracılığıyla kullanıcıları sitemizdeki doğru sayfalara çekiş kısmımız burası. En önemli kısımda burası diyebiliriz. Buradaki asıl dikkat edilmesi gereken nokta kazandığımız kullanıcı sayısının niceliği değil niteliği önemli. Bu sebeple dijitalin nimetlerinden faydalanarak doğru hedefleme yapmamız çok önemli. Kullanıcıyı nereye çektiğimiz de bir diğer önemli nokta. Mutlaka kullanıcıyı amacımıza özel bir sayfaya çekmemiz gerekiyor. Bu sayfaya landing page diyoruz. Landing page tamamen dönüşüme odaklanmış bir şekilde tasarlanmalı ve tek amaca hizmet etmeli. Kullanıcıyı pazarlama hunimize soktuğumuz ilk alan burası, bu nedenle landing page gerçekten kusursuz olmalı. Eğer yapabiliyorsanız da kişiye özel olarak tasarlanmış olması evladır.

Alttaki görselde de göreceğiniz üzere pazarlama faaliyetleri ister dijital ister geleneksel olsun bu döngüde sizi bir yere kadar getirip bırakıyor. Growth döngüsü ise huninin görünmeyen kısımlarını da kapsıyor diyebiliriz.

İkinci kısma geçtiğimizde ise Activation (Aktivasyon) ile karşılaşıyoruz. İşte bu nokta kullanıcıyı müşteriye çevirdiğimiz nokta. Müşteri (duruma göre üye) pazarlama faaliyetleri ile sitemize geldikten sonra hangi yolla müşteriye dönecek bu soruya cevap arıyoruz. Kullanıcı geldiği sayfada aradığını buldu mu? Ürüne çeken CTA uygun mu? Satın alma işlemi gerçekleşiyor mu? Neden gerçekleşmiyor? Kullanıcı hangi aşamalarda takılıyor? Neden bounce oluyor? gibi soruların cevaplarını bu aşamada arıyoruz. Bu noktada Google Analytics’in Kohort Analizi gerçekten işimize yarıyor. Tekrar gelen kullanıcı bir çok kurguda aktive edilmiş kullanıcı oluyor, üyelik sistemi gerektiren sitelerde ise üyelik sayısının artışına bakıyoruz. Kullanıcıyı push bildirimleri, e-mailler ya da SMSler ile tekrar tekrar sitemize çekiyoruz.

Üçüncü ve en zorlu kısım ise Retention yani Elde Tutma kısmı. Kullanıcıyı müşteriye çevirdik, satın alma işlemini gerçekleştirdik. Peki ya sonra? Sonra bu kullanıcının tekrar tekrar satın alma gerçekleştirmesini istiyoruz. E-ticaret sitemizi kullanarak tekrar ürün alabilmesini sağlamak adına ona özel e-mail kampanyaları gerçekleştiriyoruz ya da kullanıcıya özel pop-uplar, bannerlar çıkararak tekrar satın alma işlemini gerçekleştirmesine uğraşıyoruz. Bu kısmı müşteri sadakati gibi de düşünebilirsiniz. Markamızı vazgeçilmez kılmaya çalıştığımız bir markalama faaliyetinden çok büyüme ya da satış odaklı yaklaşıyoruz sadece olaya.

Referral yani referans sistemi ise artık arkadaşlarını da getir dediğimiz kısım. Bunu Airbnb ya da Dropbox çok güzel yapıyor. Airbnb’de bir arkadaşınızı sisteme davet ettiğinizde arkadaşınız da siz de para kazanıyorsunuz, Dropbox’da ise her yeni getirdiğiniz üye başına MB kazanıyorsunuz. Benzer ortaklık programlarını uygulayan çok sayıda e-ticaret sitesi ve tool mevcut ancak bunlardan sadece bazıları popüler oluyor. Bunun bana kalırsa ilk nedeni ortaklık programı sayfasının tasarımı ve kullanıcıya iyi bir deneyim sunup sunamadığı. İkinci sırada ise verilen ödüllerin büyüklüğü geliyor. Bir çok e-ticaret sitesinde yer alan 10TL indirim kuponu pek ilgi çekmiyor açıkcası.

Biraz karışık ama tüm akışı aşağıdaki görsel tanımlıyor diyebiliriz.

 

SEO’da Artık İnanmayı Bırakmanız Gereken 9 Efsane

Arama motoru optimizasyonu süreçlerinde Google bize tüm yolları anlatmadığından daha çok kişisel deneyimlere göre stratejilerimizi geliştiriyoruz. Genellikle Türkiye’deki SEO uzmanları yurtdışında bir blogta birinin kendi sektöründe, kendi ülkesinde deneyimlediği sonucu aynen burada da alabilecekmiş gibi alıyor ve kullanıyor. Haliyle strateji işe yaramıyor. Ancak bu tür deneme yanılmalar sonucu ortaya büyük bir bilgi kirliliği çıkıyor. Sizin için artık inanmayı bırakmamız gereken SEO efsaneleri hakkında bir derleme hazırladım.

1- Sitemi Google’a Göndermeliyim

Google’ın submit URL linkini kullanmanıza gerçekten gerek yok. Google buraya linkinizi ilettiğinizde size herhangi bir şey garanti etmiyor. Halihazırda indekslenme işlemlerini zaten örümcekler sayesinde yapıyor. Örümceklerin çalışma mantığı ise şöyle; bir web sayfası taranırken o sayfadaki tüm bağlantılar da aynı şekilde taranır. Diğer bağlantılarda tarandığından gidilen sayfadaki diğer bağlantılarda taranacaktır. Örneğin Growth Hacking Danışmanlığı şeklinde verdiğim backlinkte sayfadaki site içi 29 bağlantıyı da Google tek tek tarayacak.

2- Backlink İçerikten İyidir

Evet, 2000’li yılların başlarında içeriğimize mümkün olduğunca çok yerden backlink almaya çalışırdık. Önce bu linklerin sayısı kıstas alınırdı, sonra linklerin PR değeri kıstas alındı, şimdilerde ise bir dizi algoritma arka tarafta çalışıyor. 2013’teki Penguen 2.0 güncellemesine kadar backlinkler kraldı. Ancak şuanda backlinke harcayacağınız para yerine mutlaka siteniz için yazacak tam zamanlı bir ya da bir kaç editör almanız gerekiyor. Unutmayın, kaliteli içerik, kendi backlinkini zaten getirir.

3- HTTPS’in SEO’ya Küçük Bir Etkisi Var

SSL sertifikası sahibi olmanın çok az etkisi var diyeni artık kürekle dövebilirsiniz. Özellikle aldığınız SSL sertifikasının doğrulama oranı arttıkça Google’ın sitenize verdiği değer artmakta. Burada şu noktaya parmak basmak gerekiyor, ücretsiz SSL sertifikaları için konuşmak gerekirse, evet çok fazla işe yarıyorlar diyemeyiz. Ancak sitenizi, şirketinizi doğrulayan, şirket adınızı tarayıcıya yansıtan SSL sertifikaları ilk tercihiniz olmalı.

4- Sıralamada Üst Sırada Olmak Her Şeyden Önemli

Sizi Google’da ilk sıraya çıkaracağız diyenler hala var. Biraz daha temkinli olanlar artık ilk sayfaya taşıyacağız diyor. Ancak bunları söyleyenler SEO’nun ne olduğunu anlayabilmiş değil. SEO üst sıralara çıkmak değil, doğru kullanıcıları doğru sayfalarla buluşturmaktır. İlk sırada olup çöp trafiği çekiyorsanız yaptığınız yatırım boşa gitmiştir. Diğer yandan insanlar SERP’te sadece ilk 3’e bakmıyorlar. Özellikle ürün araştırırken sıralamadan çok Rich Snippet entegrasyonları dikkatlerini çekiyor. Yani video var mı? Yıldız var mı? Yorum var mı? En düşük fiyat yazıyor mu? gibi. SEO sadece ilk sıraya çıkarmak değil, kullanıcıyı siteye tıklatmayı da içeriyor.

5- Meta Açıklamaları Sıralamalara Etki Eder

Etmez. Google meta description’un ve keywordlerin sıralamaya artık etki etmeyeceğini duyuralı yıllar oldu. Makaleniz için yazmış olduğunuz açıklama metni yalnızca kullanıcının SERP’te görüp tıklamasına yarar. Kesinlikle sıralamalara bir etkisi yok.

6- Pop-upları Google Sevmiyor

Kabul edin, pop-upları Google’ın sevmediğini sanıyordunuz değil mi? Cümleyi düzeltmek lazım. Google yanlış kullanılan pop-upları sevmiyor. Eğer kullanıcı içeriğe pop-uptan dolayı erişemiyorsa, evet Google sevmeyecektir. Özellikle mobilde bir türlü pop-upı kapatamıyorsa, kullanıcı gıcık oluyorsa hemen pop-upı düzenlemeniz gerekiyor. Pop-uplar kullanıcı siteye girdiği gibi değil, bir kaç dakika sonra ya da bir kaç sayfayı gezdikten sonra çıkmalı, çıkan pop-up tüm ekranı kaplamamalı.

7- Anahtar Kelime Optimizasyonu İşin Anahtarı

Sitemizi Semantik Aramaya Nasıl Uyumlu Hale Getirebilirsiniz başlığında açıkladığım gibi anahtar kelime odaklı bakmıyor Google. Arka tarafta çalışan yapay zekaya bağlı algoritma kelime öbeklerini okuyor. Hatta yazdığınızı anlıyor diyebiliriz. Konudan bağımsız olarak anahtar kelimeleri içerikte geçirdiğinizi rahatlıkla anlayabiliyor.

8- Kelimeler Tam Eşlemeyle Yazılmalı

Google’ın RankBrain adını verdiği yapay zeka uygulaması, nasıl desem.. Salak değil. Anahtar kelimenize eklediğiniz ekleri anlayabiliyor artık. Yani içeriğinizde anahtar kelimenizi sürekli tekrar tekrar geçirmenize ya da Yoast’ın verdiği uyarılara kanarak tam eşlemeyle yazmanıza gerek yok.

9- Ana Sayfamda Bir Sürü İçerik Olmalı

Google odaklandığınız anahtar kelimelerde üst sıralarda çıkabilmeniz için ana sayfanızdaki kelime yoğunluğuyla kesinlikle ilgilenmiyor. Ana sayfanızı işinizi daha iyi anlatabilmek, dönüşümünüzü gerçekleştirebilmek için optimize etmelisiniz. Google kesinlikle “Aaa ne kadar az kelime kullanmışlar ana sayfada, dur ben düşüreyim şunları” demiyor.

Sitemizi Semantik Aramaya Nasıl Uyumlu Hale Getirebiliriz?

SEO doğru bilinen yanlışlarla dolu bir cangıl. Bu doğru bilinen yanlışların bir çoğu anahtar kelime seçimi ile ilgili. Anahtar kelime seçimlerinde SEO’ya yeni başlayanları yanıltan en büyük etki kullandığımız toollardan geliyor. Çünkü SEO’nun mantığını kavramadan SEO yapmaya çalışıyoruz.

SEO derslerimin hep ilk cümlesi şu olur: “SEO, Google’ı kandırmak değil, doğru kullanıcıya doğru içeriği gösterme sanatıdır.” SEO Uzmanları genel olarak toollara bağımlı hale geldiğinden toollara göre içeriklerini optimize ediyorlar. Yalnız toollar sadece yüzdeler ve sayılar veriyor bize. Örneğin Yoast SEO’yu ele alalım. WordPress kullanıp Yoast ile tanışmayan yoktur. Yoast’ın yazı içi metriklerinden birisi de anahtar kelime kullanım oranıdır. Çoğunlukla bu tür toollara bakanlar anahtar kelime kullanımının minimum %2 olması gerektiğini söylerler. Eskiden bu oranları %10lara kadar çıkaranlar vardı. Ancak Google algoritmaları artık bu şekilde oluşturulmuş içerikleri cezalandırıyor. Devir değişiyor. Nedenini açıklayayım.

LSI Keywords yani Latent Semantic Indexing Keywords artık anahtar kelimelerimizi belirlerken bilmemiz gereken terimlerin başında geliyor. Eskiden yalnızca keywordler eklerdik. Google için yazar, aklı başında bir okuyucunun okurken metnin amacını, neyden bahsettiğini asla anlayamayacağı bir metin yazar ve ilk sıraya otururduk. Okuyucu anlamazdı çünkü her 5 kelimede bir anahtar kelimemizi kullanırdık. Ardından hayatımıza long-tail keywordsler girdi. Artık içeriklerimiz daha anlaşılır hale gelir gibi oldu. Artık anahtar kelimelerin son noktası ise semantik anahtar kelimeler. Artık Google stuffing yapanları cezalandırdığı gibi LSI Keywords kullananları ise ödüllendiriyor.

LSI Keywords Nedir?

ABD’de elma sattığınızı düşünün. Elma kelimesinde üst sıralara çıkmanız gerekiyor. Ancak ne var ki en büyük rakibiniz Apple Inc. Elma satın almak isteyenlerin karşısına da Apple çıkıyor. Bunu aşmak için LSI’den faydalanmamız gerekecek. Bir örnekle açıklayayım. Otomobil tamiri kelimesine çalışıyoruz. Eskiden makalelerimizde ne yapardık? Otomobil tamiri kelimesini kimilerine göre belli bir oranda, kimilerine göre oldukça fazla sayıda kullanır, yazıyı optimize ettiğimizi düşünürdük. Artık öyle değil. Makalemizde bir kez otomobil tamiri geçecek. Ardından diğer cümlelerimizde oto tamiri, dizel motor tamiri, araba tamiri, araç tamiri, motor rektifiye gibi kelimeler geçmesi gerekecek.

LSI Keywords Nasıl Belirlenir?

Anahtar kelimelerinizi belirlerken aslında standart kullandığımız yöntemleri çok fazla değiştirmemize gerek yok. Ubersuggest gibi bir aracı kullanıp yüzlerce anahtar kelimeyi önümüze aldıktan sonra “normal bir kullanıcı” gibi düşünmeye başlıyoruz. Normal kullanıcı bu makalede hangi anahtar kelimelerin geçmesini isterdi? Bu anahtar kelimeleri Ubersuggest içinden seçip kullanıma başlıyoruz. Tabi yine de en çok kullanılan yöntem Google aramalarında sonuç sayfasının en altında çıkan kısımdaki anahtar kelimelerdir.

LSI Keywordsler Nerede Kullanılmalı?

Anahtar kelimelerinizi tam eşleme olmasa dahi (olmaması tavsiye edilir) Title, Description, Heading Tags, Anchor textlerinizde ve paragrafların son ve ilk cümlelerinde kullanmanızda fayda var.

Semantik aramalar artık arama motorlarının geleceği haline gelmiş durumda. Semantik aramalara tam uyumlu hale gelebilmek adına LSI Keywordslere geçiş sürecini bir an önce tamamlamak gerekiyor. Tüm makalelerimizde semantik aramaya uygun kelime stratejileri geliştirmek, bu kelimeleri long-tail üzerinden kurgulamak ve mümkün olduğunca ilk kuralı akıldan çıkarmamak gerekiyor: Makalenizi Google için değil, kullanıcı için yazıyorsunuz.

Facebook Reklamlarında Hedefleme Nasıl Yapılmalı?

İnternet reklamcılığından en yüksek pay alan ikinci platform olan Facebook’ta verilen reklamlar ekosistemin en büyük araçlarından birini oluşturuyor. Facebook reklamlarını vermek Adwords reklamlarına göre oldukça kolay gibi görünse de bir kaç ipucunu yakalamadan verilen reklamlarda performanslar oldukça düşük olabiliyor. Özellikle Facebook reklamlarında bütçenizi boşa harcamayı istemeyeceksinizdir.

Facebook reklamlarını değerli kılan asıl özellik reklamlardaki yüksek hedefleme olanağı. Tam istediğiniz müşteri tipine yönelik reklamlar verebiliyor olmanız, reklamlardan alacağınız dönüşleri de oldukça olumlu bir hale getirebiliyor. Facebook reklamlarını etkili bir şekilde yönetebilmek istiyorsanız asıl önem vermeniz gereken kısım hedefleme kısmı olmalı.

Data Bazlı Hedefleme Nasıl Yapılır?

Facebook reklam hedeflemesini yapmanın bir kaç yöntemi var. Bunların arasında en etkili yöntem lookalike reklamları. İlk adım olarak elinizde var olan müşteri datasını Facebook’a yüklüyorsunuz. Facebook datanızdaki e-mail adreslerini tarayarak Facebook’ta kayıtlı olan datalarla eşleştiriyor ve datanızdaki kullanıcıların Facebook adreslerini buluyor. Bu kitle sizden alış veriş yapan kişilerden oluştuğu için tam olarak sizin hedef kitleniz olmuş oluyor. İkinci adımda Facebook bu kitle ile aynı özellikleri taşıyan kullanıcıları buluyor. Aynı tipte sayfaları beğenmiş, aynı yerlerde gezen, aynı yerlerde yiyen kullanıcıları buluyor ve yüklediğiniz datanın bir kaç kat daha geniş halini size sunuyor. Bu kitleyi hedefleyebiliyorsunuz.

İlgi Alanlarına Göre Hedefleme Nasıl Yapılır?

Facebook reklam hedeflemesinde bir diğer yöntem ise ilgi alanı hedeflemesi. Kullanıcıların ilgi alanlarına göre hedefleme yaparken çok sık düşülen bir hata “pazarlama”ya ilgi duyanlar diye hedefleme yapmak. Zira bu şekilde hedefleme yapıldığında kitle oldukça geniş olmakta, pazarlama ile uzaktan yakından ilgili olabilecek herkes hedeflenmiş oluyor. Bunun yerine hedeflemede kişilerin beğendiği sayfaları hedeflemeniz gerekiyor. İlgi Alanları kısmına hedef kitlenizin beğendiği sayfaları tek tek yazmalısınız. Bu alanda küçük sayfalar maalesef çıkmamaktalar. Yalnızca büyük sayfaları hedefleyebilmektesiniz. Bu hedeflemede mümkün olduğunca ayrıntılı olarak tek tek sayfaların isimlerini yazmalı ve o sayfaları beğenen kitleleri hedeflemiş olmalısınız.

Pixel Kod ile Hedefleme Nasıl Yapılır?

Bir diğer hedefleme yöntemi ise Facebook Pixel kod aracılığıyla hedefleme. Remarketing için kullanılan bu hedefleme yönteminde sitenize bir kaç satırlık Facebook Pixel kodu yerleştiriyorsunuz. Bu sayfaları gezen Facebook kullanıcıları havuzunuza doluyor ve onlara reklam gösterebiliyorsunuz. Bu kullanıcılar havuzunuzda bir ay kadar durmaktalar. Özellikle her sayfanıza değil de belirli konulardaki sayfalarınıza ekleyeceğiniz pixel kodlar daha etkili hedefleme yapmanıza olanak sağlayacaktır. Sadece belirli türdeki ürünleri gezen kullanıcılara yönelik pixeller şeklinde eklemeler yaparsanız sitenizi gezen kullanıcıları da segmentlere ayırmış olursunuz.

Reklam hedeflemesi reklamınızın en önemli kısmıdır. Hedeflemeyi ne kadar doğru yaparsanız o kadar tıklama başına maliyetiniz düşecek, şatışlarınız artacaktır.