Sosyal Medya İçin İçerik Takvimi Nasıl Hazırlanmalı?

Sosyal medya için içeriklerimizi hazırlarken en çok yapılan hatalardan birisi içerik takvimi kullanmadan içerikler hazırlamaya çalışmak. İçerik takvimi olmadan içerikler hazırlamaya çalıştığınızda bir süre sonra içerik sıkıntısı çekmeye başlayacaksınızdır. Çünkü daima kaliteli ve yüksek etkileşim alacak içerikler hazırlamanız bekleniyor. Peki hep kreatif nasıl olunur?

İçerik takviminin size sağlayacağı en büyük yarar içeriklerinizi konseptlere bölmeniz olacaktır. Böylelikle haftanın hangi günü hangi konseptte içerik hazırlayacağınız belli olmuş olacaktır. İçeriklerinizi hangi konuda hazırlayacağınız belli olduktan sonra içeriğinizi hazırlamak bir nebze olsun daha kolay olacaktır. İçeriklerinizi hazırlarken ilk yapacağınız şey Amerika’yı yeniden keşfetmemek olmalı. Kesinlikle “çalmak” amaçlı değil tamamen ilham alma amacıyla rakiplerin konunuzla ilgili neler yaptığını incelemelisiniz.

Rakip Tanımı Nasıl Olmalı?

Rakipler derken sizinle tamamen aynı işi yapanlar değildir rakipleriniz. Rakip tanımı oldukça karıştırılan bir tanım. Bir kola markasının rakibi yalnızca diğer kola markaları değildir. Aynı zamanda bir soğuk çay markasıda kola markasının rakibidir. Hatta yeri geldiğinde dondurmada kola markasının rakibidir. Çünkü ikisi de serinletir. İlk olarak bu minvalde bir rakip listesi hazırlamalısınız.

Rakipleri Nasıl Takip Edebiliriz?

Rakiplerin sayfalarına her gün tek tek girerek acaba bugün ne paylaşmışlar diye uğraşmak oldukça zor. Facebook’ta ilgi alanları listesi, Twitter’da da listeler oluşturarak rakiplerinizin hepsini bir listeye eklemelisiniz. Böylelikle rakiplerinizin an be an ne paylaştığını tek bir pencereye bakarak sürekli olarak takip edebilirsiniz. Bir diğer yapılan yanlışta rakipleri yalnızca Türkiye’den aramak. Rakiplerinizin global sayfalarını da tek tek takip etmelisiniz. Brezilya sayfasında ne paylaşılmış, Hindistan sayfası nasıl bir görsel kullanmış, Kore sayfasının paylaştığı videoda nelere dikkat edilmiş gibi tüm ülkelerdeki sayfaları tek tek takip edersek yüksek etkileşim alan gönderilerin ne tür gönderiler olduğunu, ne tür konsept içeriklerin hazırlandığını da yakından takip etmiş oluruz.

Rakiplerden İlham Almak

Rakiplerinizin yayınladığı içeriklerin hepsini tek tek incelemenizin ardından çeşitli konseptler oluşturmaya başlayacaksınız. Her bir konsept içeriği rakiplere bakarak oluşturabilirsiniz. İçerik takvimini hazırlarken en çok vakit harcayacağınız kısım konseptleri hazırlamak olacaktır. Konseptlerinizi hazırlarken mümkün olduğunca üzerinde çok fazla içerik hazırlayabileceğiniz konu başlıkları seçmelisiniz. Konseptlerinizi isimlendirirken de mümkün olduğunca plaza dili kullanırsanız müşteriniz yaptığınız işi basit görmeyecektir. (Maalesef müşteriler böyle seviyor)

Hangi Günlerde Paylaşım Yapmalısınız?

Konu başlıklarınızı belirledikten sonra içerik paylaşımı yapacağınız günleri belirlemelisiniz. Gün seçimi oldukça önemli konulardan bir diğeri. Haftasonu içerik girip girmeyeceğiniz ya da haftanın hangi günleri içerik paylaşacağınız stratejinizin bel kemiğini oluşturacaktır. Eğer bir AVM’nin sayfasını yönetiyorsanız kesinlikle haftasonları daha sık paylaşım yapmanız gerekecektir. Ancak markanız bir otomobil lastiği markası ise haftasonu içerik girmenize gerek olmayacaktır. Aslolan her gün bir içerik paylaşmak kesinlikle değil. Örneğin bu sosyal medya alanında dünyanın en iyi markalarından biri olan Oreo neredeyse haftada bir içerik yayınlamakta. Önemli olan içeriğinizin yüksek etkileşim alabiliyor olması ve yüksek kalitede olması. Ne kadar sık içerik paylaşırsanız içeriklerinizin kalitesi ve alacağınız etkileşimlerde o kadar düşük olacaktır.

Paylaşım Sıklığınız Hangi Oranda Olmalı?

Günde bir ya da haftada bir paylaşım yapmalısınız diye bir kural kesinlikle bulunmamakta. Bazı sayfalar günde 10 içerik yayınlayarak en yüksek faydayı sağlarken bazısı haftada bir içerik yayınlayarak en yüksek faydaya ulaşmaktalar. Burada tamamen sayfanızın durumu ve markanızın sektörü devreye girmekte. E-ticaret sektöründeyseniz mümkün olduğunca kaliteli içeriklerle seyrek bir iletişim sürdürmelisiniz. Ta ki sayfanızı gerçekten büyütene dek. Sayfanızı yeteri kadar büyüttüğünüzü düşündükten sonra sayfanızı bir satış kanalına çevirerek günde 10-15 ürün tanıtımı yapabilirsiniz. Ancak önce sayfanızın gerçekten büyümesi, bilinirliğinizin gerçekten artması gerekiyor. Daha sayfanızda kimse yokken, yani daha arpayı ekmeye yeni başlamışken ürünlerinizi toplamaya çalışırsanız başarılı olamazsınız.

İçerik Takvimi Nasıl Hazırlanmalı?

İçerik takviminize konseptleri ve tarihleri ekledikten sonra her içeriğin metnini ve görselini hazırlayıp eklemeniz gerekecek. Unutmadan, içerik takviminizi mutlaka Excel’de hazırlamalısınız. Eğer Powerpoint’te slaytlar şeklinde hazırlamaya kalkarsanız müşteri görselliği daha da geliştirmenizi isteyecek ve sanki Facebook’ta paylaşmışsınız gibi görmek isteyecektir. İçerik takviminizi 15 günlük ya da 1 aylık periyotlar için hazırlayıp müşterinizin onayına sunabilirsiniz.

Sosyal Medya için Etkili İçerik Üretimi Nasıl Yapılmalı?

Sosyal Medya için Etkili İçerik Üretimi Nasıl Yapılmalı?

Sosyal medya yönetiminin yanıltıcı bir tarafı var. Yönetimi oldukça kolay gibi görünse de detayına indiğiniz zaman onlarca farklı dikkat etmeniz gereken etmen karşınıza çıkıyor.

Sosyal medya denince ilk akla gelen yer olan Facebook için içerik üretirken çoğunlukla düşülen bir yanılgı var. Facebook’ta markanız için içerik üretirken içeriğin asıl amacı markanızın mesajını vermek değil. Asıl amacınız her pazarlama kanalında olduğu gibi para kazanmak. Sosyal ağların bize sunduğu para kazanma taktiği ise markanızın bilinirliğini artırmaktır. Markanızın bilinirliğini artırabilmeniz için çok fazla içerik paylaşmak değil, içeriğinizin çok fazla kişiye ulaşması gerekmekte. Peki Facebook içeriğinizi nasıl geniş kitlelere gösteriyor? Kilit sorumuz bu.

Facebook İçeriklerinizi Sayfanızı Beğenen Herkese Göstermiyor

Facebook sayfanızı beğenen herkese paylaştığınız içeriği göstermiyor. Paylaştığınız içeriği yalnızca sayfanızı beğenen kitlenin %2’si ile %10’u arasındaki bir kitleye gösteriyor. Bu algoritmanın temel çalışma prensibi ise 200 farklı etmene dayansada temel olarak 3 farklı kriter göz önünde bulunduruluyor. İçeriğin yayınlandığı tarih, içeriğin ne kadar etkileşim aldığı ve sayfanın herhangi bir içeriği ile o kullanıcının daha önce etkileşime geçip geçmediği. Yani, time, weight ve affinity score diyoruz bu 3 etmene. Eğer bu 3 etmende de içeriğiniz başarılıysa Facebook içeriğinizi sayfanızı beğenen kitlenin büyük çoğunluğuna gösterecektir. Eğer başarılı değilseniz istediğiniz kadar uğraşın, içeriğinizi oldukça az kişi görecektir. Özellikle yüksek sayıda sayfa beğenisi olan sayfaların durumu bu noktada hiç iç açıcı değil. Sayfanın iki milyon beğenisi olmasına rağmen son gönderisini sadece 20 kişi beğenmiş. Böyle bir sayfanın en büyük problemi içeriklerini sayfasını beğenen kitleye beğendirememesi. Eğer içeriğiniz beğenilmezse görünmez oluveriyorsunuz.

İçeriğinizi Daha Fazla Kişiye Ulaştırmak Asıl Hedefiniz Olmalı

İçeriğinizi hazırlarken temel olarak dikkat etmeniz nokta içeriği çok daha fazla kişiye ulaştırmak olmalı. İçeriğinizde vereceğiniz mesajın marka ile ne kadar uyumlu olduğu değil, kitlenizin beğenip beğenmeyeceğini ilk olarak düşünmelisiniz. Bu ilk bakışta saçma gelebilir ancak şu şekilde örnekleyelim. 100bin beğenisi olan bir sayfanız var. Tamamen markanızın imajını yansıtan, mesajınızı içeren sıkıcı bir içerik paylaştınız. Bu içeriği görecek olan kişi sayısı yalnızca 2000 kişi. Üzerinde saatlerce uğraştığınız, onlarca revizyon alıp verdiğiniz görseli sadece 2000 kişi görmüş olacak. Bu 2000 kişinin ne kadarının gerçekten gördüğü de belli değil. Sadece adı üstünde görmüş olacak. Yaptığınız emeğe değdi mi? Bence değmedi.

Markanızın mesajını yansıtmaktan çok etkileşime odaklandığınızda ne oluyor? 100bin beğenisi olan sayfanızın içeriğini insanlar beğenmeye ve paylaşmaya başlıyorlar ve 20-30bin kişilik bir kitleye ulaşmış oluyorsunuz. İşte bu noktada affinity score kavramına tekrar dönelim. Sayfanıza ait affinity score’nuz ne kadar yüksek olursa içerikleriniz o kadar farklı kişilere gösterilecek ve daha büyük kitlelere ulaşabileceksiniz. Yani markamızın yıl başı kampanyasını çok fazla kişiye göstermek istiyorsak kampanya içeriğinden hemen önce yüksek etkileşim alacak ama marka ile çokta yakından ilgisi olmayan bir içerik paylaşıyoruz. Skorumuz yükseliyor, farklı kitlelerden insanlar bizimle etkileşime geçiyor. Bu etkileşim oranları sıcakken kampanya içeriğimizi giriyoruz ve içeriğimiz %2’ye erişeceği yerde %10’lara erişebiliyor.,

Trendleri Yakından Takip Etmiyorsanız, Klavyeyi Yavaşca Bırakın ve Gidin

Etkili içerik üretimi için gündemi ve trendleri de yakından takip etmek gerekiyor. Örneğin anketli içerik yapacaksanız şuanda anket cevaplarını yorum olarak değil, ifade olarak almanız gerekiyor. Bu ancak trendleri takip ederek yapabileceğiniz bir şey. Yine “Ali gibi olun” içerikleri de bir dönem trend oldu, kullanıldı ve unutuldu. Diğer yandan gerçek zamanlı içerikleri (real-time content) takip etmelisiniz. Gündemde her ne varsa içerik olarak kullanabilir ve çok güzel dönüşler alabilirsiniz. Sonuçta önemli olan şey ne kadar fazla kişiye ulaştığınız. Ne kadar fazla kişiye ulaşırsanız o kadar marka bilinirliğiniz artacaktır. Tabii ki markanızı yan yana görmek isteyemeceğiniz türde içerikleri sırf etkileşim uğruna girin demiyorum. Ancak mümkün olduğunca kitle ile bir bağ kurabilmek asıl meselemiz.

Sosyal Medyada Diliniz Nasıl Olmalı?

Sosyal medya içeriklerinizi üretirken, moderasyonu gerçekleştirirken dikkat etmeniz gereken noktalardan birisi de kullanacağınız dildir. Kullanacağınız dilin her kanalda aynı olması, tutarlılık göstermeniz gerekiyor. Peki diliniz nasıl olmalı?

Markanızın dilini belirlemeden evvel markanızın hitap ettiği kitlenin sosyal ağlarda hangi dili kullandığını bilmeniz gerekiyor. Hedef kitleniz nasıl konuşuyorsa siz de öyle konuşmalısınız. Hedef kitleniz Facebook’ta arkadaşlarıyla konuşurken “slm nbr” diyorsa ve sizin mesajınızla karşılaştığında “merhaba size nasıl yardımcı olabiliriz” gibi görece soğuk bir metinle karşılaşıyorsa birden müşteri ile marka arasına mesafe girmiş olacaktır.

Asıl Amaç Karşılıklı İletişim Kurmak Olmalı

Sosyal medyanın asıl amacı kitlelerle “iletişim” kurmak olmalı. Sosyal medyayı geleneksel yöntemlerden ayıran şey karşılıklı iletişime olanak sağlıyor olması. Eğer müşteri ile karşılıklı iletişiminiz olamayacaksa sosyal medyada olmanızın da bir anlamı kalmayacaktır. Karşılıklı iletişiminizin ise müşterinin dilinde olması büyük önem taşıyor. Müşteri ile müşterinin dilinde konuşabildiğiniz sürece müşteri sizi kendine yakın görecektir. Müşteri sizi kendine ne kadar yakın görürse o kadar şikayetlerini size özelden bildirecektir. Sizi uzak gördüğü durumlarda ise Şikayetvar’a, Ekşisözlük’e, Twitter’a, kendi bloguna yazıp duracaktır. Önemli olan şikayetlerin özel mesajla, övgülerin herkese açık olarak verilmesini sağlamak. Bunu sağlayabilmeniz için müşteri ile gerekirse ahbap olabilmeniz gerekiyor.

Aklımızda Sadece 110 Marka Tutabiliyoruz

Müşterinizin dili ile aynı dili kullanabildiğiniz sürece şikayet oranlarınız düşecek, müşteri memnuniyet oranlarınız artacak ve müşterileriniz sizi sevmeye başlayacaktır. Marka yönetiminde bir kuralımız var. Bir müşteri aklında ortalama olarak yalnızca 110 markayı tutabiliyor. Aklına gelen tüm markaları say dediğimizde sadece 110 marka sayabiliyor. Bu 110 marka müşterinin “farkındalığı”nın olduğu markalardan ibaret oluyor. Müşterinin farkındalığına sahipseniz iki marka arasında kaldığında farkında olduğu markayı satın alma eğilimi gösterecektir. Tabii bu teoriyi yanlış yorumlayıp reklamın iyisi kötüsü olmaz yaklaşımı da göstermemek lazım.

Dilimiz Mümkün Olduğunca Sade Olmalı

Dilinizin tonu asla tehditkar ve emreder olmamalı, müşterilerinize vermekte olduğunuz bir hizmeti sanki hediye ediyormuşcasına bir dil kullanmamalısınız. Belirleyeceğiniz dil mümkün olan en yalın ve sade kelimeleri içermeli ve imla kurallarına tamamen uymalıdır. Dilin sade olması konusunu biraz daha açmamız gerekiyor.

Bizim Asıl Hedef Kitlemiz Ayşe Teyze

Hedef kitlemizde olan Ayşe teyzeyi ele alalım. Ayşe teyze 35 yaşında, bir çocuğu var, ev hanımı. Türkiye’de en çok oynanan Facebook oyunlarından biri olan okey oynayarak günün belirli bir saatini geçiriyor. Ayşe teyze taşı attıktan sonra sıra kendisine gelene kadar Facebook’ta haber kaynağını inceliyor. Haber kaynağını incelerken birden sizin markanızın mesajıyla karşılaştı. Mesaj 15 satır uzunluğunda. Ayşe teyze okumaya vaktim yok deyip mesajınızı geçecektir. Mesajınızın kısa olduğunu varsayalım. Ancak mesajınızda Ayşe teyzenin günlük hayatta kullanmadığı terimler kullandınız. Ayşe teyze demek istediğinizi anlayamayacak ve yine gidecektir. Çünkü temel bir kuralımız var. Ayşe teyzeye ulaşmak istiyorsanız KISS teorimini uygulamalısınız.

Müşterinin IQ’sunu 10 Kabul Etmeliyiz

KISS yani Keep It Simple for Stupid yani bir gerizekalının anlayabileceği dilde tüm içeriklerimizi hazırlamamız gerekiyor. Neden? Çünkü internete bağlanmış herhangi bir kişinin IQ seviyesini 10 olarak kabul ediyoruz. Bilgisayar başına geçen kullanıcı gerçekte IQ seviyesi kaç olursa olsun onlarca sekme, onlarca program arasında bölündüğü için size ve mesajınıza tam olarak odaklanamamakta ve zihninin çok az bir kısmını size ayırabilmekte. Bu nedenle kullanıcıyı gerizekalıymış gibi kabul etmek ona mesajımızı tam anlamıyla anlatabilmemiz için uymamız gereken ilk kuralımız. Kullanıcı bir sekmede eski sevgilisinin fotoğraflarına, bir sekmede oynadığı okey oyununa, bir sekmede arkadaşlarının gezdiği yerlere bakarken ona bir şeyler satmaya çalışıyoruz. Bu nedenle sosyal ağlarda bir şeyler satabilmek karışık cümleler kullandığınızda bir hayli zor bir iş haline geliyor. Mümkün olduğunca dilimizi sade ve basit tutmamız, detaylara çok girmememiz gerekiyor.

S.E.S. Gruplarını Sosyal Medyada Unutun

Yapabileceğiniz en büyük hatalardan birisi müşterilerinizin ya da hedef kitlenizin A+ S.E.S. grubunda olduğunu düşünüp, bir çoğunun yüksek lisans mezunu olduğunu düşünüp onların karışık mesajları rahatlıkla algılayabileceği yanılgısına düşmektir. Her zaman için asıl amacımız mesajımızı en gerizekalının anlayabileceği seviyede tutmak olmalı. Böylelikle diğer seviyedekilerde mesajımızı rahatlıkla anlayabilecek durumda olurlar.

Markanız İçin Gerçekten Doğru Sosyal Ağı Mı Kullanıyorsunuz?

Türkiye sosyal medya penetrasyonu en yüksek ülkelerden birisi. Facebook, Twitter, Instagram gibi sosyal ağların oldukça yoğun kullanıldığı Türkiye’de başı dünyanın genelinde de olduğu gibi Facebook çekiyor. Bu ekosistemin içerisinde pazardan pay kapmak isteyen onlarca sosyal ağ bulunmakta. Peki markanız için en doğru sosyal ağ hangisi? Yoksa tüm sosyal ağlarda bulunmalı mısınız? Öncelikle kullanım alanlarına göre sosyal ağları kısaca bir tanımamız gerekiyor.

Facebook, halihazırda merkez sosyal ağımız olarak konumlanmış durumda. Artık bebeklerin doğumuyla beraber Facebook hesapları da açılıyor. Fakat özellikle Z kuşağında Facebook kullanım oranlarının giderek düştüğünü gözlemliyoruz. Bu düşüş BB ve X kuşağında ise tam tersi oranda gittikçe artan bir seyir izliyor. Artık Facebook’u daha çok yaşlılar kullanıyor diyebiliriz. Facebook’u kullanan kişilerin gelir seviyelerine göre dağılımını incelediğimizde de keskin farklılıklar göremiyoruz. Her gelir seviyesinden kullanıcı için ilk sosyal ağ Facebook olmuş durumda.

Twitter, kullanıcıları daha çok Y kuşağından oluşmakta ve kullanıcılarının ilk önceliği eğlenmek, ikinci önceliği ise habere ulaşmak şeklinde. Twitter kullanan kullanıcılar genellikle fenomenleri, ünlüleri ve kendisiyle aynı görüşteki arkadaşlarını takip etme eğiliminde. Kullanıcılar Facebook’ta olduğu gibi tüm lise, ortaokul arkadaşlarını takip etmiyor yalnızca kendisi gibi düşünen kişileri takip ediyorlar. Twitter, marka takibine eğilimin en az olduğu sosyal ağlardan birisi. Zira kullanıcıların bir çoğunda takipçi sayısının takip ettiği kişi sayısından daha fazla olmasını sağlamak gibi bir amaçları var. Bu amaca ulaşmak adına da çok sevdiği markalar dışında hiç bir markayı takip etmiyor ve takip ettiği kişi sayısını az tutmaya çalışıyorlar.

Instagram’daki kullanıcılar genellikle karşı cinse ait hesapları takip etme eğilimi göstermekte ve Twitter’a oranla daha fazla markaları takip eden bir kitle bulunmakta. Bu kitle Instagram’ın doğası gereği görselliğe daha çok önem vermekte. Twitter’da en önemli kriter gerçek zamanlılık iken Instagram’da zaman kıstasının yerini göze hitap etmek alıyor.

Pinterest tüm dünya genelinde olduğu gibi kadınlara yönelik bir mecra. Daha çok kadın modası, ev dekorasyonu, bahçe dekorasyonu, makyajın püf noktaları gibi konuları içinde bulunduran bir mecra. Pinterest’te yine görsel odaklı bir mecra olmasının yanı sıra webmasterlar ve seo uzmanları için kolay bulunmaz bir fırsat daha sunuyor. Pinterest’ten alacağınız backlinkler dofollow olarak veriliyor. Bu sayede seo tarafında Pinterest’i etkili bir araç olarak kullanabiliyorsunuz.

Tumblr daha çok Z kuşağına hitap eden, eğlencenin ana odak olduğu ve içeriklerin çok kolay viralleşebildiği bir mecra. Ajans çalışanlarının kreatif fikir bulmak için tıpkı Pinterest gibi kullandığı bir mecra olmanın dışında direkt olarak gençlerle birebir iletişime geçilebilen nadide mecralardan birisi Tumblr.

Örneklemeyi iyi bir şekilde yapabilecek kadar sosyal ağları tanıttım sanıyorum. Peki asıl sorumuza tekrar dönelim. Bir marka hangi sosyal ağlarda olmalı? Öncelikle bir markanın her sosyal ağda olması gerekir düşüncesini çürütmemiz gerekiyor. Bir markanın her yeni bir sosyal ağa girişi demek kaybedilen zaman demek. Zaman demek, bütçe demek. Bir reklamcı için en önemli metriklerden birisi zaman, diğeri bütçe. Bir sağlık kuruluşunun Twitter’da olması yalnızca kullanıcılara Twitter üzerinden sağlıklarına yönelik birebir tavsiyelerde bulunabiliyorsa etkili olabilir ki bu da neredeyse imkansız bir durum. Yoksa biz çok iyi bir hastaneyiz (ki sağlık yasalarına göre onu da diyemiyorlar), sağlığınızı korumak için elma yemelisiniz gibi artık oldukça banelleşmiş içerikler kimsenin ilgisini çekmiyorlar.

Farklı bir örnek üzerinden gidelim. Probiyotik ürün satan bir ilaç firmanız var. Bu ilacınız gece altına kaçıranların iyileşmesini sağlıyor. Facebook sayfanızda bir iletişim sağlayabilir misiniz? İçeriklerinizi kim beğenir? Beğenen kişiye demezler mi sen altına mı kaçırıyorsun diye? Halbuki böyle bir marka iletişimini blogundan sürdürse (Tumblr, WordPress) çok daha etkili dönüşler alabilecek.

Elinizde bir hosting firması olduğunu düşünelim. Yoğun bir Instagram yönetimi yapabilir misiniz? Eğer iletişim stratejinizin içerisinde gerçekten viralleşecek, etkileşim alacak içerikler olacağını düşünecek olursak Instagram’da neredeyse paylaşacak hiç bir şeyiniz kalmayacaktır. Facebook’ta ne paylaşıyorsak Instagram’da da onu paylaşalım demeniz Instagram hesabınızı ileriye götürmeyecektir. Instagram’ın içerik stratejisi Instagram ruhuna uygun olacak şekilde özel olarak hazırlanmalı. Hosting şirketinin gösterecek görsele dayalı bir ürünü olmadığından 2,3 server odası fotoğrafı paylaşmanın ötesine gidemeyecektir. Eğer ben photoshopta indirim kampanyalarıma ait görseller tasarlayıp onbinlerce takipçiye ulaşabilirim diye düşünüyorsanız tabi o başka. Başarabilirseniz bana da haber verin J

Sonuç Olarak, her marka her sosyal ağda yer almalı diye bir kural yok. Yalnızca doğru iletişimi gerçekleştireceğiniz doğru ağlarda yer almanız gerekiyor. Eğer sizin işinizi Twitter’a uyarlayamıyorsak Twitter’da olmanıza gerek yok. Rakipleriniz Twitter’da olsa dahi Twitter’da olmanıza gerek yok. Büyük ihtimalle Twitter’daki rakiplerinizin hesapları da ölü durumdadır. Ölü durumda olacağınız yeni bir hesaba yatırım yapmanıza gerçekten gerek yok.

Backlink Kazanımı için 11 Harika Taktik

Araştırmalar gösteriyor ki SEO çalışmalarının merkezini Backlink Tree çalışmaları oluşturuyor. Sağlıklı bir backlink tree oluşturmadan rekabet içeren bir kelimede yükselme şansınız neredeyse sıfır. Ancak backlink alımı da bir o kadar zor bir iş. Çoğu zaman SEO uzmanlarının aklına gelen ilk soru ‘backlinkleri nereden alabilirim?’ oluyor.

Google’da kısa bir arama sonucunda elde edebileceğiniz klasik bir kaç taktik var. Blog yazılarına yorum yapmak ya da konuk yazarlık gibi artık çok klişe olmuş ve son algoritma değişiklikleri ile artık işe yaramadıkları ortada olan taktiklerden bahsetmeyeceğim. Aynı zamanda BlogRoll gibi ya da düşük kaliteli sitelerle dolu Sözlüklere girin demek gibi size sadece zararı olacak önerileri de es geçiyorum.

  • Google Plus’tan Faydalanın

Google Plus her ne kadar popülerliğini yitirmiş olsa da SEO uzmanlarına sunduğu harika bir alan var. About alanındaki Story kısmı. Bu alan bize dofollow link sağlayabilen bir alan. İlgili anchor textinizi kullanarak hem Page’te hem de Profile’da link alabiliyorsunuz.

Google Plus’tan Faydalanın

 

  • Referansların Gücüne İnanın

Referanslar landing pagelerin vazgeçilmezidir. Ziyaretçinin güven duygusuna en kolay referanslarla ulaşılabilir. Öyleyse bunu bir fırsata çevirelim. Çalıştığınız tüm kurumları listeleyin, hepsinin web sitelerini inceleyip referanslara yer verip vermediklerine bakın. (Hatta yer veren kurumlarla çalışın) Ardından onlarla iletişime geçip sizi de eklemelerini isteyin. Bu yöntem en sağlıklı backlink edinme yöntemlerinden birisi aslında.

 

  • Quora’yı Kullanın

Quora Q&A alanındaki en büyük mecra. Bu mecrayı takip eden o kadar çok insan var ki. Quora’nın gücünden faydalanın. İnsanlara Quora’da yardımcı olun. Markanız Quora’da üyelik açabilir ve ilgili konularda tek tek her soruya cevaplar verebilir. Cevaplarında kullanacağı linkler Quora gibi kaliteli bir siteden link almanıza olanak sağlayacaktır.

 

  • Anahtar Kelimenizi Monitor Edin

Semrush’ın Brand Monitoring özelliğini kullanarak anahtar kelimenizin geçtiği her yeri an be an takip edin. Anahtar kelimenizi kullanan rakip olmadığı sürece size bir fırsat doğmuş oluyor. Anahtar kelimenizi kullanan tüm sitelerle iletişime geçin ve nazikçe linkinizi eklemelerini isteyin.

Anahtar Kelimenizi Monitor Edin

 

  • Basın Bültenlerinizi Renklendirin

Basın bültenleri masse seslenmeniz için kaçırılmayacak birer fırsattır. Sorun şu ki bülteninizi yayınlarlar ama ana sayfada promote etmezler. İlk yapmamız gereken basın bültenimizin viral bir bülten olmasına dikkat etmek. Diğer yapmamız gereken ise bültende linklere yer vermek. Ana sayfaya taşımasalar bile en azından backlink alabiliyor olmak. Genellikle gönderdiğiniz haber sitelerinin %10’u linkli bir şekilde içeriğinizi yayınlayacaktır.

 

  • Slideshare Tahmin Ettiğinizden de Büyük

Slideshare’de yayınlayacağınız raporlar yüzbinlere ulaşabiliyor. Ulaştığınız her yeni kişi içeriğinizi biraz daha viralleştiriyor ve viralleşen içeriğinizden alacağınız backlink daha da değerli oluyor. Unutmayın, Slideshare’e dosyayı yüklerken önce dosyayı .pdf’e çevirmelisiniz. Rapor ya da sunumunuzun içine linkleri eklemeyi unutmayın.

 

  • İnfografikler Hala Çok Popüler

 

İnfografikleri tasarlamak biraz zor gibi görünse de sizi takip eden topluluk için yeri doldurulamaz kalitede bir içerik olmaktalar. İnfografiklerin viralleşmesi ve diğer bloglar ve haber kaynakları tarafından yayınlanması daha kolay olmakta. Yine infografikler yayınlanırken bir data içerdiğinden backlink verilme oranları daha yüksek olmakta. İnfografik tasarlayacak tasarım bilginiz yoksa da oldukça uygun fiyatlara tasarım yapacak sistemler mevcut.

 

  • Araştırmalar Yayınlayın

Bugüne dek aldığım en kaliteli backlinkleri bir araştırmam aracılığıyla almıştım. Türkiye’deki TV kanallarının sosyal medyadaki durumlarına dair mini bir rapor hazırlayıp basına servis etmiştim. Haber ajansları araştırmayı geçmiş ve 2000 üzerinde haber sitesinde haber olmuştu. Raporu hazırlamak ise sadece bir günümü almıştı. Sektörünüzle ilgili mini raporlar hazırlayın. Bu raporlarda çok teknik bilgi vermekten kaçının zira içeriğinizin daha fazla kuruluş tarafından yayınlanmasını istiyorsanız herkesin anlayabileceği bir dilde olması gerekiyor. Raporunuza bir kaç data içeren görsel ekleyin ve raporun sonucundan bir kaç cümleyle bahsedin. Kaliteli içerik yayıncıları içeriğinizi havada kapacaklardır.

 

  • Wikipedia En İyi Arkadaşınız Olmalı

Wikipedia’dan backlink almak denince akla ilk olarak spam çalışmalar geliyor olabilir. Hayır, spamden nefret ediyoruz. İçeriklerinizde tanım içeren, bilgi veren, data sunan tüm içerikleriniz Wikipedia’da kaynak olarak kullanılabilir. Alanınızla ilgili konuları arayıp ilgili konuları ekleyip kaynak göstererek yüksek kalitede backlinkler elde edebilirsiniz. Ufak bir tüyo : Yapabiliyorsanız Wikipedia Editörü olmaya çalışın, yapamıyorsanız mutlaka bir kaç editörle tanışmaya gayret edin.

 

  • Yarışma Düzenleyin

Sektörünüzdeki en çok tartışılan, en çok kafa yorulan konulardan birini seçin ve o konu hakkında bir blog yarışması düzenleyin. Bloggerlar kendi bloglarında sizin konunuz hakkında yazsın ve halk oylaması sonucunda en çok beğenilen yazının sahibi sizden bir ödül kazansın. Eğer iyi bir duyuru gerçekleştirebilirseniz alacağınız backlinklerin haddi hesabı olmayacaktır.

 

  • Ufak Toollar Yayınlayın

Ana işinize yakın konularda ufak toollar yayınlayın. Semrush’ın BERush ve SEOquake çalışmalarını bu yönden çok seviyorum. Sektör çalışanlarının ücretsiz bir şekilde işlerini kolaylaştırırken kendilerini tanıtma fırsatını da buluyorlar. Benzeri toollar hem tanınırlılığınıza fayda sağlayacak hem sabit bir ziyaretçi kitlesi sağlayacak hem de hiç tahmin etmediğiniz yerlerden backlinkler almanıza olanak sağlayacaktır.

Nelerden Kaçınmalısınız ?

SEO taktiği diye internette dolaşan bir sürü saçma taktik var. Bunlardan bazılarının üzerinde durmak gerekiyor.

  • Asla ilgili/ilgisiz bir sürü siteye girip spam yorum yapmayın.
  • Spam yorum yapan bir bot yazıp binlerce siteye birden yorum yaptırmayın.
  • Ücretsiz WordPress teması dağıtıp, hepsinin footerından backlink almayın.
  • Backlink satın almayın, illa bir şey satın alacaksanız native içerik satın alın.
  • WordPress, Tumblr vs.de paravan bloglar açıp kendinize link vermeyin.
  • Sırf .gov uzantılı diye saçma sapan ziyaretçi defterlerine linkinizi koymayın.

*Bu yazı ilk olarak Semrush blogta Haydar Özkömürcü tarafından yayınlanmıştır.