SEO’da Artık İnanmayı Bırakmanız Gereken 9 Efsane

Arama motoru optimizasyonu süreçlerinde Google bize tüm yolları anlatmadığından daha çok kişisel deneyimlere göre stratejilerimizi geliştiriyoruz. Genellikle Türkiye’deki SEO uzmanları yurtdışında bir blogta birinin kendi sektöründe, kendi ülkesinde deneyimlediği sonucu aynen burada da alabilecekmiş gibi alıyor ve kullanıyor. Haliyle strateji işe yaramıyor. Ancak bu tür deneme yanılmalar sonucu ortaya büyük bir bilgi kirliliği çıkıyor. Sizin için artık inanmayı bırakmamız gereken SEO efsaneleri hakkında bir derleme hazırladım.

1- Sitemi Google’a Göndermeliyim

Google’ın submit URL linkini kullanmanıza gerçekten gerek yok. Google buraya linkinizi ilettiğinizde size herhangi bir şey garanti etmiyor. Halihazırda indekslenme işlemlerini zaten örümcekler sayesinde yapıyor. Örümceklerin çalışma mantığı ise şöyle; bir web sayfası taranırken o sayfadaki tüm bağlantılar da aynı şekilde taranır. Diğer bağlantılarda tarandığından gidilen sayfadaki diğer bağlantılarda taranacaktır. Örneğin Growth Hacking Danışmanlığı şeklinde verdiğim backlinkte sayfadaki site içi 29 bağlantıyı da Google tek tek tarayacak.

2- Backlink İçerikten İyidir

Evet, 2000’li yılların başlarında içeriğimize mümkün olduğunca çok yerden backlink almaya çalışırdık. Önce bu linklerin sayısı kıstas alınırdı, sonra linklerin PR değeri kıstas alındı, şimdilerde ise bir dizi algoritma arka tarafta çalışıyor. 2013’teki Penguen 2.0 güncellemesine kadar backlinkler kraldı. Ancak şuanda backlinke harcayacağınız para yerine mutlaka siteniz için yazacak tam zamanlı bir ya da bir kaç editör almanız gerekiyor. Unutmayın, kaliteli içerik, kendi backlinkini zaten getirir.

3- HTTPS’in SEO’ya Küçük Bir Etkisi Var

SSL sertifikası sahibi olmanın çok az etkisi var diyeni artık kürekle dövebilirsiniz. Özellikle aldığınız SSL sertifikasının doğrulama oranı arttıkça Google’ın sitenize verdiği değer artmakta. Burada şu noktaya parmak basmak gerekiyor, ücretsiz SSL sertifikaları için konuşmak gerekirse, evet çok fazla işe yarıyorlar diyemeyiz. Ancak sitenizi, şirketinizi doğrulayan, şirket adınızı tarayıcıya yansıtan SSL sertifikaları ilk tercihiniz olmalı.

4- Sıralamada Üst Sırada Olmak Her Şeyden Önemli

Sizi Google’da ilk sıraya çıkaracağız diyenler hala var. Biraz daha temkinli olanlar artık ilk sayfaya taşıyacağız diyor. Ancak bunları söyleyenler SEO’nun ne olduğunu anlayabilmiş değil. SEO üst sıralara çıkmak değil, doğru kullanıcıları doğru sayfalarla buluşturmaktır. İlk sırada olup çöp trafiği çekiyorsanız yaptığınız yatırım boşa gitmiştir. Diğer yandan insanlar SERP’te sadece ilk 3’e bakmıyorlar. Özellikle ürün araştırırken sıralamadan çok Rich Snippet entegrasyonları dikkatlerini çekiyor. Yani video var mı? Yıldız var mı? Yorum var mı? En düşük fiyat yazıyor mu? gibi. SEO sadece ilk sıraya çıkarmak değil, kullanıcıyı siteye tıklatmayı da içeriyor.

5- Meta Açıklamaları Sıralamalara Etki Eder

Etmez. Google meta description’un ve keywordlerin sıralamaya artık etki etmeyeceğini duyuralı yıllar oldu. Makaleniz için yazmış olduğunuz açıklama metni yalnızca kullanıcının SERP’te görüp tıklamasına yarar. Kesinlikle sıralamalara bir etkisi yok.

6- Pop-upları Google Sevmiyor

Kabul edin, pop-upları Google’ın sevmediğini sanıyordunuz değil mi? Cümleyi düzeltmek lazım. Google yanlış kullanılan pop-upları sevmiyor. Eğer kullanıcı içeriğe pop-uptan dolayı erişemiyorsa, evet Google sevmeyecektir. Özellikle mobilde bir türlü pop-upı kapatamıyorsa, kullanıcı gıcık oluyorsa hemen pop-upı düzenlemeniz gerekiyor. Pop-uplar kullanıcı siteye girdiği gibi değil, bir kaç dakika sonra ya da bir kaç sayfayı gezdikten sonra çıkmalı, çıkan pop-up tüm ekranı kaplamamalı.

7- Anahtar Kelime Optimizasyonu İşin Anahtarı

Sitemizi Semantik Aramaya Nasıl Uyumlu Hale Getirebilirsiniz başlığında açıkladığım gibi anahtar kelime odaklı bakmıyor Google. Arka tarafta çalışan yapay zekaya bağlı algoritma kelime öbeklerini okuyor. Hatta yazdığınızı anlıyor diyebiliriz. Konudan bağımsız olarak anahtar kelimeleri içerikte geçirdiğinizi rahatlıkla anlayabiliyor.

8- Kelimeler Tam Eşlemeyle Yazılmalı

Google’ın RankBrain adını verdiği yapay zeka uygulaması, nasıl desem.. Salak değil. Anahtar kelimenize eklediğiniz ekleri anlayabiliyor artık. Yani içeriğinizde anahtar kelimenizi sürekli tekrar tekrar geçirmenize ya da Yoast’ın verdiği uyarılara kanarak tam eşlemeyle yazmanıza gerek yok.

9- Ana Sayfamda Bir Sürü İçerik Olmalı

Google odaklandığınız anahtar kelimelerde üst sıralarda çıkabilmeniz için ana sayfanızdaki kelime yoğunluğuyla kesinlikle ilgilenmiyor. Ana sayfanızı işinizi daha iyi anlatabilmek, dönüşümünüzü gerçekleştirebilmek için optimize etmelisiniz. Google kesinlikle “Aaa ne kadar az kelime kullanmışlar ana sayfada, dur ben düşüreyim şunları” demiyor.

Sitemizi Semantik Aramaya Nasıl Uyumlu Hale Getirebiliriz?

SEO doğru bilinen yanlışlarla dolu bir cangıl. Bu doğru bilinen yanlışların bir çoğu anahtar kelime seçimi ile ilgili. Anahtar kelime seçimlerinde SEO’ya yeni başlayanları yanıltan en büyük etki kullandığımız toollardan geliyor. Çünkü SEO’nun mantığını kavramadan SEO yapmaya çalışıyoruz.

SEO derslerimin hep ilk cümlesi şu olur: “SEO, Google’ı kandırmak değil, doğru kullanıcıya doğru içeriği gösterme sanatıdır.” SEO Uzmanları genel olarak toollara bağımlı hale geldiğinden toollara göre içeriklerini optimize ediyorlar. Yalnız toollar sadece yüzdeler ve sayılar veriyor bize. Örneğin Yoast SEO’yu ele alalım. WordPress kullanıp Yoast ile tanışmayan yoktur. Yoast’ın yazı içi metriklerinden birisi de anahtar kelime kullanım oranıdır. Çoğunlukla bu tür toollara bakanlar anahtar kelime kullanımının minimum %2 olması gerektiğini söylerler. Eskiden bu oranları %10lara kadar çıkaranlar vardı. Ancak Google algoritmaları artık bu şekilde oluşturulmuş içerikleri cezalandırıyor. Devir değişiyor. Nedenini açıklayayım.

LSI Keywords yani Latent Semantic Indexing Keywords artık anahtar kelimelerimizi belirlerken bilmemiz gereken terimlerin başında geliyor. Eskiden yalnızca keywordler eklerdik. Google için yazar, aklı başında bir okuyucunun okurken metnin amacını, neyden bahsettiğini asla anlayamayacağı bir metin yazar ve ilk sıraya otururduk. Okuyucu anlamazdı çünkü her 5 kelimede bir anahtar kelimemizi kullanırdık. Ardından hayatımıza long-tail keywordsler girdi. Artık içeriklerimiz daha anlaşılır hale gelir gibi oldu. Artık anahtar kelimelerin son noktası ise semantik anahtar kelimeler. Artık Google stuffing yapanları cezalandırdığı gibi LSI Keywords kullananları ise ödüllendiriyor.

LSI Keywords Nedir?

ABD’de elma sattığınızı düşünün. Elma kelimesinde üst sıralara çıkmanız gerekiyor. Ancak ne var ki en büyük rakibiniz Apple Inc. Elma satın almak isteyenlerin karşısına da Apple çıkıyor. Bunu aşmak için LSI’den faydalanmamız gerekecek. Bir örnekle açıklayayım. Otomobil tamiri kelimesine çalışıyoruz. Eskiden makalelerimizde ne yapardık? Otomobil tamiri kelimesini kimilerine göre belli bir oranda, kimilerine göre oldukça fazla sayıda kullanır, yazıyı optimize ettiğimizi düşünürdük. Artık öyle değil. Makalemizde bir kez otomobil tamiri geçecek. Ardından diğer cümlelerimizde oto tamiri, dizel motor tamiri, araba tamiri, araç tamiri, motor rektifiye gibi kelimeler geçmesi gerekecek.

LSI Keywords Nasıl Belirlenir?

Anahtar kelimelerinizi belirlerken aslında standart kullandığımız yöntemleri çok fazla değiştirmemize gerek yok. Ubersuggest gibi bir aracı kullanıp yüzlerce anahtar kelimeyi önümüze aldıktan sonra “normal bir kullanıcı” gibi düşünmeye başlıyoruz. Normal kullanıcı bu makalede hangi anahtar kelimelerin geçmesini isterdi? Bu anahtar kelimeleri Ubersuggest içinden seçip kullanıma başlıyoruz. Tabi yine de en çok kullanılan yöntem Google aramalarında sonuç sayfasının en altında çıkan kısımdaki anahtar kelimelerdir.

LSI Keywordsler Nerede Kullanılmalı?

Anahtar kelimelerinizi tam eşleme olmasa dahi (olmaması tavsiye edilir) Title, Description, Heading Tags, Anchor textlerinizde ve paragrafların son ve ilk cümlelerinde kullanmanızda fayda var.

Semantik aramalar artık arama motorlarının geleceği haline gelmiş durumda. Semantik aramalara tam uyumlu hale gelebilmek adına LSI Keywordslere geçiş sürecini bir an önce tamamlamak gerekiyor. Tüm makalelerimizde semantik aramaya uygun kelime stratejileri geliştirmek, bu kelimeleri long-tail üzerinden kurgulamak ve mümkün olduğunca ilk kuralı akıldan çıkarmamak gerekiyor: Makalenizi Google için değil, kullanıcı için yazıyorsunuz.

Facebook Reklamlarında Hedefleme Nasıl Yapılmalı?

İnternet reklamcılığından en yüksek pay alan ikinci platform olan Facebook’ta verilen reklamlar ekosistemin en büyük araçlarından birini oluşturuyor. Facebook reklamlarını vermek Adwords reklamlarına göre oldukça kolay gibi görünse de bir kaç ipucunu yakalamadan verilen reklamlarda performanslar oldukça düşük olabiliyor. Özellikle Facebook reklamlarında bütçenizi boşa harcamayı istemeyeceksinizdir.

Facebook reklamlarını değerli kılan asıl özellik reklamlardaki yüksek hedefleme olanağı. Tam istediğiniz müşteri tipine yönelik reklamlar verebiliyor olmanız, reklamlardan alacağınız dönüşleri de oldukça olumlu bir hale getirebiliyor. Facebook reklamlarını etkili bir şekilde yönetebilmek istiyorsanız asıl önem vermeniz gereken kısım hedefleme kısmı olmalı.

Data Bazlı Hedefleme Nasıl Yapılır?

Facebook reklam hedeflemesini yapmanın bir kaç yöntemi var. Bunların arasında en etkili yöntem lookalike reklamları. İlk adım olarak elinizde var olan müşteri datasını Facebook’a yüklüyorsunuz. Facebook datanızdaki e-mail adreslerini tarayarak Facebook’ta kayıtlı olan datalarla eşleştiriyor ve datanızdaki kullanıcıların Facebook adreslerini buluyor. Bu kitle sizden alış veriş yapan kişilerden oluştuğu için tam olarak sizin hedef kitleniz olmuş oluyor. İkinci adımda Facebook bu kitle ile aynı özellikleri taşıyan kullanıcıları buluyor. Aynı tipte sayfaları beğenmiş, aynı yerlerde gezen, aynı yerlerde yiyen kullanıcıları buluyor ve yüklediğiniz datanın bir kaç kat daha geniş halini size sunuyor. Bu kitleyi hedefleyebiliyorsunuz.

İlgi Alanlarına Göre Hedefleme Nasıl Yapılır?

Facebook reklam hedeflemesinde bir diğer yöntem ise ilgi alanı hedeflemesi. Kullanıcıların ilgi alanlarına göre hedefleme yaparken çok sık düşülen bir hata “pazarlama”ya ilgi duyanlar diye hedefleme yapmak. Zira bu şekilde hedefleme yapıldığında kitle oldukça geniş olmakta, pazarlama ile uzaktan yakından ilgili olabilecek herkes hedeflenmiş oluyor. Bunun yerine hedeflemede kişilerin beğendiği sayfaları hedeflemeniz gerekiyor. İlgi Alanları kısmına hedef kitlenizin beğendiği sayfaları tek tek yazmalısınız. Bu alanda küçük sayfalar maalesef çıkmamaktalar. Yalnızca büyük sayfaları hedefleyebilmektesiniz. Bu hedeflemede mümkün olduğunca ayrıntılı olarak tek tek sayfaların isimlerini yazmalı ve o sayfaları beğenen kitleleri hedeflemiş olmalısınız.

Pixel Kod ile Hedefleme Nasıl Yapılır?

Bir diğer hedefleme yöntemi ise Facebook Pixel kod aracılığıyla hedefleme. Remarketing için kullanılan bu hedefleme yönteminde sitenize bir kaç satırlık Facebook Pixel kodu yerleştiriyorsunuz. Bu sayfaları gezen Facebook kullanıcıları havuzunuza doluyor ve onlara reklam gösterebiliyorsunuz. Bu kullanıcılar havuzunuzda bir ay kadar durmaktalar. Özellikle her sayfanıza değil de belirli konulardaki sayfalarınıza ekleyeceğiniz pixel kodlar daha etkili hedefleme yapmanıza olanak sağlayacaktır. Sadece belirli türdeki ürünleri gezen kullanıcılara yönelik pixeller şeklinde eklemeler yaparsanız sitenizi gezen kullanıcıları da segmentlere ayırmış olursunuz.

Reklam hedeflemesi reklamınızın en önemli kısmıdır. Hedeflemeyi ne kadar doğru yaparsanız o kadar tıklama başına maliyetiniz düşecek, şatışlarınız artacaktır.

Sosyal Medyada Raporlama Nasıl Yapılmalı?

Sosyal medyada müşterileriniz için en önemli gün raporunuzu teslim edeceğiniz gündür. Raporunuzu sunarken müşterinizi ne oranda tatmin ettiğinizi gözünüzle göreceğinizden ötürü rapor hazırlama kısmı oldukça önemli. Müşterinizin sizinle çalışmaya devam edip etmeyeceğinin kararını raporlarınıza bakarken vereceğini unutmamak gerekiyor.

Hazırlayacağınız raporun en önemli kısmı aslında tasarımıdır. Tasarım noktasında bir parantez açmak gerekiyor. Sosyal medyada hazırlayacağınız bir içeriğin tasarımına 15 dakikadan daha uzun bir süre çalışmamak gibi bir kuralınız olmalı. Zira kullanıcının sadece 3 saniye bakacağı ve geçeceği bir içerik hazırlarken çok fazla özenmemeniz yararınıza olacaktır. Fakat raporlarda bu durum tam tersi. Hazırlayacağınız raporu müşterinizin her sayfasını analiz ederek okuyacağını falan düşünmeyin sakın. Müşteri sizin raporunuzun tek sayfasına dahi bakmayacak neredeyse. Zaten raporunuzu anlayabilecek durumda olsaydı o işi kendisi yapardı. Müşterinin tek bakacağı nokta raporunuzun tasarımı olacaktır. Düzenlediğim Dijital Pazarlama Eğitimi programlarında en sık karşılaştığım sorulardan birisi müşterinin raporunuzu ne derece ayrıntılı incelediği yönünde.

Raporunuzun En Önemli Kısmı Olan Yönetici Özeti Nasıl Hazırlanır?

Müşteriniz için raporun en önemli kısmı “Yönetici Özeti” dediğimiz raporun giriş kısmıdır. Raporunuzun kapağını tasarladıktan sonra ekleyeceğiniz ilk sayfa yönetici özetidir. Bu sayfada raporunuzun tamamında bahsettiğiniz konuların bir özetini ve gelecek ay ki hedeflerinize dair bir bölüm paylaşmanız, bu kısımda mümkün olan en az oranda terim kullanmanız gerekmektedir. Çünkü müşteri kullandığınız terimleri anlamayacaktır. Sakın havalı üç beş cümle kurayım, müşteri beni bir şey sansın diye düşünmeyin. Müşteriyi anlayacağı dilden ikna etmek yerine havalı cümlelerle kandırırsanız mutlaka bir başkası da müşterinizi kandıracak ve müşterinizi elinizden alacaktır.

Raporunuzun İçeriğinde Neler Olmalı?

Raporunuz hakkında vereceğiniz en stratejik kararlardan birisi raporun ne kadar kapsamlı olacağı ve kaç sayfa olacağıdır. Deneyimlerim şunu gösteriyor ki raporunuzu ne kadar uzun tutarsanız müşterinin rapora olan ilgisi o kadar azalıyor ve soruları çoğalıyor. Diğer yandan her periyotta yapacağınız iş oranı da artıyor. Bu nedenle raporu mümkün olduğunca kısa tutmak ilk yapmamız gerekenlerin başında geliyor. Raporunuzun ilk bölümünde vermeniz gereken iki önemli metrik bulunmakta. Kitle raporu ve etkileşim raporu. Sayfanızdaki kitlenizin bir önceki aya oranla ne ölçüde büyüdüğü, kaç kişiye ulaştığı ve en büyük 5 rakibinizin kitlelerindeki değişimi ve oranlarını verdiğiniz bir sayfa eklemelisiniz. İkinci sayfada ise aldığınız etkileşimler (beğeni, yorum, paylaşım) geçen aya oranla ne kadar değiştiğini ve rakiplerinizdeki etkileşim oranlarının değişimini vermelisiniz. Rakiplerinize ait verileri Socialbakers’tan edinebilirsiniz.

Raporunuzda Açıklamalara Yer Vermelisiniz

Raporunuzda her sayfanın altında bir metin alanı bulunmalı. Bu metin alanında sayfadaki grafiklerde ne anlatıldığı ayrıntılı bir şekilde yer almalı. Eğer sade bir dille grafikte yer alan bilgileri anlatmazsanız müşteriniz grafiğinizi okuyamayacaktır. Eğer müşterinizin sizden istediği özel bir veri yoksa raporunuzun ilerleyen sayfalarında ilgili periyotta en çok “etkileşim” alan 3 içeriğinize yer vermelisiniz. En yüksek etkileşim alan içeriklere yer vermemizin asıl sebebi müşterinin gözünü boyamak değil müşteri ile bu tip içeriklerin sayısını nasıl artırabileceğimizi konuşmak olmalı.

Raporlarınızı Hangi Periyotlarla Hazırlamalısınız?

Raporlar genellikle aylık olarak hazırlanırlar. Ancak müşterinin talebine bağlı olarak 15 günde bir ya da 3 ayda bir raporlarda hazırlamanız gerekebilir. Özellikle sayfadaki iletişimin yoğunluk durumuna göre bu oranlar değişmekte. Standart raporların dışında kampanyalarınızın da raporlarını hazırlamanız gerekecektir. Kriz dönemlerinde ara raporlarla müşteriyi sürekli bilgilendirmek gerekecek, eğer izlediğiniz anahtar kelimeler varsa da yine belirli periyotlarda monitoring raporları da hazırlamanız gerekecektir.

En Önemli Soru: Neden Rapor Hazırlıyoruz?

Bilinenin aksine raporlar müşteriye kendinizi gösterme ya da bir sınava tabi tutulduğunuz materyaller değildir. Raporlar müşteriye yeni bir şeyler satabilmeniz için hazırlanır. Müşteriye “bak rakipler video içeriklerle bizim önümüze geçmiş, biz de video içerikler hazırlayalım, bize X lira ver” diyebilmenizin yoludur. Hazırlayacağınız raporu asla müşteriye hesap vermek gibi görmeyin. Eğer bu şekilde görür ve ona göre hazırlanırsanız müşteri de üzerine düşen görevi yapar ve sizden hesap sorar.

Verileri Nereden Çekeceğiz?

Facebook ve Twitter’ın raporlar kısmında bulunan “dışa aktar” bölümünden Excel’e aktaracağınız veriler oldukça kapsamlı bir rapor hazırlamanız için size yeterli olacaktır. Aslına bakarsanız ek başka bir araç kullanmanıza gerek yok. Sadece bu tabloları iyi okuyabilmeniz ve yorumlayabilmeniz gerekiyor. Eğer bu tabloları okumakta zorlanıyorsanız Socialbakers ve Boomsocial’dan faydalanabilirsiniz.

Sosyal Medya için Görseller ve Metinler Nasıl Hazırlanmalı?

Sosyal medyada içeriği farketmemizi sağlayan en önemli etmen görselidir. Görsel ne kadar dikkat çekici ise o oranda etkileşimimiz yükselecektir. Ancak sosyal medya için hazırlanan görsellerin standartları, baskı için hazırlanan görsellerin standartlarından çok farklıdır. Baskı için tasarımlar hazırlayan bir grafik tasarımcı kolaylıkla dijital için de görselleri tasarlayamaz.

Görsellerin dijitale uygunluğunun dışında görsellerin hazırlanması gereken boyutlar sosyal ağların tamamı için birbirinden farklıdır. Görsel boyutlarına girmeden önce içerik türlerini kısaca bir tanıyalım dilerseniz.

Hangi İçerik Tipini Kullanmalıyım?

Sosyal medya için içeriği hazırlarken takip etmemiz gereken bir yol haritamız bulunmakta. İlk olarak içeriğimizin hangi konuda olduğunu belirlememiz ve konseptle olan uyumunu sağlamamız gerekiyor. Uygun konsepti belirledikten sonra ise içeriğimizin görseline geçmeden evvel içerik tipinin ne olacağına karar vermeliyiz. Bunun için önce içeriğimizin amacının ne olacağına karar vermemiz gerekiyor. İçeriğimizi gören kullanıcıdan beklentimiz ne? İçeriği gördüğünde beğene mi tıklasın, linke mi tıklasın, arkadaşlarını mı etiketlesin? Ne istiyoruz? Amacımızı belirledikten sonra içeriğimizin tipi de ortaya çıkmış olacaktır. Eğer içeriğimizin amacı linke tıklatmak ise içeriğimizi Facebook’ta Link Post olarak hazırlamalıyız.

İçeriğiniz Mutlaka CTA İçermeli

Link Post yani Bağlantı İçeriğinin görsel boyutu 1200×628 px şeklindedir. Eğer tasarımın alt ve üst taraflarına metin yazmayacaksanız görseli 1200×600 px boyutlarında da hazırlayabilirsiniz. Böylelikle aynı görseli Twitter için de kullanılabilecek bir hale getirmiş olursunuz. Link Post’un düzenlenebilecek 3 farklı alanı bulunmakta. Paylaşım metni, başlık ve açıklama. Bu 3 alanında gönderinin asıl amacına yani linke tıklatmaya hizmet etmesi gerekmekte. Bu nedenle bu 3 alana da CTA (Call-to Action) yani Eyleme Çağırma metni eklememiz gerekiyor. “Öğrenmek istiyorsanız tıklayın” “daha fazla bilgi için tıklayın” gibi. Çünkü içeriklerimizi bir gerizekalının anlayabileceği düzeyde hazırlamamız gerekiyor demiştik. Kullanıcılara “tıkla” demezsek tıklamayacaklardır.

İçeriği Hazırlamadan Önce Amacımızı Belirlemeliyiz

İçeriği hazırlama amacımız etkileşim elde etmek ise (beğeni, yorum, paylaşım) içeriğimiz Photo Post tipinde olacaktır. Fotoğraf gönderisini hazırlarken boyutu minimum 1200×1200 px tutmalıyız ki gerektiğinde Instagram reklamlarında da içeriğimizi kullanabilelim. Daha ufak boyuttaki görsellerde Instagram reklamlarında sıkıntı olabiliyor.

Peki Photo Post kullanırken 1200×600 boyutlarında bir görsel kullansak ne olur? Böyle bir durumda hazırladığınız görsel yine Facebook sayfanızda paylaşılabilir fakat görseliniz mobilde ekranın sadece yarısını kaplayacaktır. Fakat içeriğiniz kare olduğunda ekranın tamamını kaplamaktadır. Kullanıcı içeriğinizi ne kadar geniş bir alanda görürse etkileşimde bulunma şansı o kadar artacaktır. Facebook’u kullananların %70’nin mobil kullandığını da göz önüne alırsak görselimizi mobil için optimize etmemiz etkileşim oranımızı artıracaktır.

Amacımız daha fazla görüntülenme elde etmek ise içeriğimiz mutlaka video içerik olmalıdır. Video Post’lar en yüksek erişim rakamlarına ulaşan içeriklerdir. En az erişime ulaşan içerikler ise link postlar olmaktadır. Eğer içeriğimizin yüksek erişim değerlerine ulaşmasını istiyor ama video içerik hazırlayamıyorsak mutlaka fotoğraf albümü olarak içeriğimizi paylaşmalıyız. Tek fotoğraf paylaşımına oranla fotoğraf albümleri daha yüksek erişim rakamlarına ulaşmakta.

Sosyal Ağlarda Görsel Boyutları Hangi Ölçülerde Olmalı?

Facebook için temel olarak iki farklı boyutta görsellerimizi tasarladık. 1200×600 px ve 1200×1200 px. Twitter için hazırlayacağımız görsellerimiz 1200×600 px olmalılar. Farklı boyuttaki görsellerin yalnızca bir kısmı görüntülenebilmekte. Instagram’da ise her boyuttan görsel artık paylaşılabiliyor olsa da mutlaka görsellerimiz kare formatına uygun olmalı. Yani temel olarak 2 farklı görsel boyutu hazırlamamız gerekecek. Google+ ve LinkedIn için özel olarak içerik hazırlayan ajans Türkiye’de zaten yok. Facebook ve Twitter için hazırladığınız görselleri bu mecralarda da kullanabilirsiniz.

Görseller Nasıl Hazırlanmalı?

Görselleri hazırlarken yine amacımıza uygun içerikler hazırlamamız gerekiyor. Eğer gönderiye reklam vereceksek (reklam vermediğimiz içeriğimiz olmamalı) %20 metin kuralına uymamız gerekiyor. Facebook görsel üzerinde ne kadar çok metin olursa içeriğin erişim değerlerini o oranla düşürmekte. Bu nedenle görsel üzerinde mümkün olan en az oranda metin kullanmalıyız. Mümkün oldukça mesajımızı paylaşım metninde vermemiz yararımıza olacaktır. Eğer içeriğimiz link post ise görselin üzerine “buraya tıkla” mesajı vererek CTA’yı görselde verebiliriz. Bu tıklanma oranlarını büyük ölçüde artırmakta.

Görsellerinizi Nerede Hazırlayabilirsiniz?

Sosyal medya için içerik görsellerini hazırlayan bir kişinin grafik tasarımcı olmasına gerek yok. Elbette Photoshop kullanabiliyor olmak elinizi oldukça rahatlatacaktır fakat www.canva.com kullanarak da oldukça kaliteli görseller hazırlayabilirsiniz. Özellikle Canva’nın görsel yükleme özelliğini kullanarak tasarlayacağınız görseller oldukça yüksek etkileşim alabilecek görseller olabiliyorlar.